Dr.Çağla Seven’e mektup



23-07-2015 08:30


Meslektaşım, kardeşim, yol arkadaşım Çağla, 

Tanışmış olma ihtimalimiz var; aynı dönemlerde, aynı kentte, aynı yolda mücadele vermişiz. Hatta belki de senin mezuniyet töreninde çekilen halayda birbirimize omuz vermişizdir; bilemiyorum... Bir sürü ortak arkadaşımız, dostumuz var. Önemi de yok; seni çok iyi tanıyorum...

Hekimlik mesleğine başlar başlamaz mesleğini toplum yararına kullanılacak en etkin ve güzel araç haline getirmenin şevkiyle yola çıktığını görüyorum. “Ama”sız, “acaba”sız, “aslında”sız, “ancak”sız barış inadın ile mesleğini nasıl kavuşturduğunu hissediyorum resimlerine bakarken. Güleç gözlerinde herkes için eşit ve ücretsiz sağlık mücadelemizin ışıltısını sezmemek mümkün değil. 

Suruç’a doğru yola çıkarken yol arkadaşlarına verdiğin güveni biliyorum. Öyle ya, ekipte hekim var, Çağla var, sen vardın; sırtları yere mi gelirdi? Kimlerin baş ağrılarını iyi ettin, kimlerin mide bulantılarına nasihat verdin o uzun yol boyunca kim bilir... Sen iyileştirmek, yaşatmak, yaşamı sürdürmek için var ettin kendini; barış için yollara düşmen bu varoluştan çok uzak değil. Eminim, örgütlü kötülüğe inat yaşatmaya devam da edeceksin. 

Biliyor musun, bir yıldan daha kısa bir süre önce aynı bahçede kahvaltı edip orada yaptığımız bir toplantının ardından Birecik’teki barış nöbetine gitmiştik. Hava öyle sıcaktı ki Çağla, bilirsin, dağda ayaklarımız yanıyordu, kuru toprağa basamıyorduk ayakkabılarımızla bile. Halk çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı IŞİD’e sevkiyat yapan yolu gören bir tepeye konumlanmış, çadırlarını kurmuş, nöbette idi. Basın açıklamamızı yaptık, onlarla görüştük. Kendi azıklarından, azıcık sularından verdiler bize. IŞİD’in kara bayrakları görüş mesafesinde idi, o zaman anlamıştım bölgedeki durumun ciddiyetini ve muazzam bir tedirginlik düşmüştü yüreğime hala taşır olduğum. 

Biz o gün geri döndük İstanbulumuza, Ankaramıza. Sabaha karşı barış nöbetine müdahale oldu; görüntüleri hiç unutmam, boş ver, hayal etme, izleme de... Kötüydü işte... Şunu söyleyebilirim yalnızca; 40 derece sıcaklıkta dağın başındaki içme suyu depolarına benzin dökülmüştü, gerisini anlarsın... 

Sonrasında Suruç’ta ne acılar yaşandı; kardeşlerimiz, meslektaşlarımız, yol arkadaşlarımız Çağla geceyi gündüz, gündüzü gece ettiler. Bugün toplam ölüm sayıları elbet çok üzücü, yaralayıcı; ama inan Çağla bu sayı beş katı değilse bizim kardeşlerimiz sayesindedir. Hepsinin ismini zikretmek istiyorum, haykırmak istiyorum ama burada değil; sen taburcu olduğunda hep beraber aramıza geri dönüşünü kucaklayacağız ve o zaman haykıracağım sana hepsini...

Biz, hep beraber, çok uzun zamandır kolektif bir mücadele ördük: Yaşamdan yana saf tuttuk inatla, örgütlü kötülüğe, savaş çığırtkanlığına karşı dimdik mücadele ettik, yerinden yurdundan edilen binlerce insanın, hunharca katledilen halkların hesabını sorduk; soracağız da. İşte sizi hedef alan o lanet saldırının tek ve küçük çaplı hedefi siz değildiniz; yıllardır hepimizin ördüğü bu mücadeleyi havaya uçurmak istedi aynı gezegende nefes alabildiğimiz gerçeğini çoğu zaman idrak edemez olduğum kötülük... 

Yaşadığın şey için ne denli acı çektiğimi, gündelik hayatı iyi kötü devam ettirebilmekten duyduğum tiksintiyi, nasıl taş kestiğimi anlatmayacağım; bir de kendi ağırlığımı yüklemeyeceğim sana. Tek bir şeyi bil ve hiç unutma n’olur; yalnız değildin ve asla yalnız olmayacaksın. Bir canımızı daha vermemek için örgütlü kötülüğe, her zamankinden daha güçlü, her zamankinden daha örgütlü ve birbirimize hiç olmadığı kadar sıkı tutunarak kafa tutacağız. Sabahı zor ettiğimiz nöbetleri arayacağız belki, belki de bir öğünü kaçırdığımız cerrahi stajlarında aslında karnımız ne kadar tokmuş diyeceğiz. Olsun be Çağla, yitenlerimiz için de, yaşatmaya and içtiklerimiz için de değer değil mi?

Haydi, bir an evvel dön aramıza ve beyaz önlüğüne...

Yoldaşça...