Dizi ve sinema setlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği (2)



02-11-2014 09:17


Emre Gürcanlı

Şantiyeler mi, madenler mi, setler mi?

Ermenek'ye bir kez daha katliama uğrayan maden işçilerinin, geçen hafta yaşamını yitiren set işçisi Hakan Yamaç'ın ve iş cinayetlerinde yaşamını yitiren tüm işçilerin anısına...

Yazıma "Geçen hafta başladığımız dosyamıza, bu hafta setlerdeki çalışma koşullarına yoğunlaşarak ve set işçilerinin penceresinden bakmaya çalışalım" cümlesiyle başlamıştım ve İleri Haber sitesinde geçen hafta yayınlanan yazıma göz atarken haber sitesinde o üzücü haberle karşılaştım:

"Bir set emekçisi daha kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Kaplan Film'in setinde çalışan panther operatörü Hakan Yamaç'ın, çalıştığı sette dün kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiği öğrenildi. Geçtiğimiz ay da, Star TV'de yayınlanan Kaçak Gelinler adlı dizinin setinde 3 günde 45 saat çalışan Engin Küçüktopuz, kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti."

Ermenek'teki katliam, artık her gün rutin hale gelen inşaat şantiyelerindeki ölümler ve bu gidişle diğer sektörleri aratmayacak dizi ve sinema setleri!

Artık yeter!

Dizi setinde ölüm davasında bilirkişi, sanığı yüzde 10 kusurlu buldu.

Neden Setlerde ölümler oluyor?

Bir dizi veya film setini, farklı taşeronların çalıştığı (yemek, servis, figüran ajansları) ve en tepesinde prodüksiyon şirketi olan (inşaatlarda ana müteahhit firma gibi), elindeki projeyi yetiştirmeye çalışan bir inşaat şantiyesi olarak düşünebilirsiniz. Burada altı çizilmesi gereken ifade "elindeki projeyi yetiştirme"! Bu dizi dünyasında, bir haftada "proje"yi bitirmek anlamına geliyor. Ve bir sermaye sahibi olarak ne yaparsınız? En az elemanla, en temel işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almadan, en ucuz malzeme ve ekipmanla, işi tamamen esnekleştirerek, her işi herkesin yaptığı, ucu bucağı olmayan çalışma saatleri içinde tek amacı "proje"yi yetiştirmek olan bir çalışma ortamı yaratırsınız. Kısacası güvencesiz, esnek, proje usülü çalışan, çalışma koşulları da inşaat şantiyelerinden farklı olmayan bir alandan söz ediyoruz...

Evet, gerek iş kalemleri, gerek çalışma koşulları açısından bir inşaat şantiyesinden pek farklı olmayan bir ortamla karşı karşıyayız setlerde, bunu bir tarafa koyalım. Öte yandan çalışma saatleri konusunda ise, şantiyelerden çok daha kötü ve olumsuz koşullar olduğu bir gerçek. Bir inşaat işçisini öğle yemeği vermeden çalıştıramazsınız, aralıksız uyumadan hiçbir inşaat işçisi veya maden işçiçi çalışmaz veya çok nadirdir. Çalıştırmaya kalkar, kurtlu yemek verirseniz, Halkalı'da olduğu gibi binlerce inşaat işçisini karşınızda bulabilirsiniz!* Ancak setlerde bu böyle değildir... Setlerde, o ortamda çalışmaktan zevk alan ve bu işe tutkuyla bağlanan insanların sayısı oldukça fazladır. Kimi zaman işi öğrenmek için hiç para almadan, iki üç ayda bir, çok cüzi miktarlar alarak yaşayan öğrencilerden, Sinema TV mezunlarından da söz edebiliriz. Babadan oğula bu işi yapan tam anlamıyla sektörün emektarı insanlardan da. Belli bir süre katlanayım, zaten tek tek basamakları yukarıya çıkacağım diyen ve kendini emekçi olarak görmeyenlere de rastlayabilirsiniz, SineSen'i, Oyuncular Sendikası'nı örgütlemeye çalışan sektörün ve sendikal mücadelenin emektarı insanlara da... Kısacası sınıfsal olarak tüm set çalışanları kendisini "set işçisi" olarak görüyor dersek yanılabiliriz. Ancak özellikle son yıllarda, uzun ve yorucu çalışma saatleriyle birlikte gelen setlerdeki iş cinayetleri bu tabloyu bir hayli değiştirmiş görünüyor. Bugüne kadar oyunculardan set emekçilerine görüştüğüm tüm sektör emektarlarının oldukça yalın bir şekilde hakları konusunda bilinçli olduğunu ve örgütlü bir mücadeleyi olmazsa olmaz gördüklerine tanık oldum. Özellikle de işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu, yürütmekte olduğumuz Yönetmelik Taslağı çalışmasına verilen öneme bakılınca son derece gündemde set emekçileri açısından. Oldukça uzun bir tartışmaya kısa kısa başlıklarla değinmeye çalışacağım, bir anlamda setlerdeki çalışma koşullarına ilişkin bir tartışmayı da başlatmış olacağım.

Uzun çalışma saatleri ölümcül hale gelebiliyor!

Özge Özpirinççi en son gündeme aşırı çalışma saatlerini getirmiş, 'Melekler Korusun' dizisinde çalıştığı dönemde 148 saatlik kaset teslim ettiklerini belirtmiş, bunun da günde minimum 18 saat çalışma anlamına geldiğini söylemişti. Bu çalışma tarzının 'kelepçe sözleşme' olarak adlandırılan sözleşmelerle yükümlülük altına aldığını anlatan Özge Özpirinçci, "Ama şunu söylemek durumundayız, yapımcı zarar etmiyor, sadece kârından zarar ediyor" diyerek. Setlerde artık ölümlerin yaşanmaya başladığından, katıldığı bir panelde söz etmişti.

Düşünün, günde 18 saat çalışma. Bazen ise aralıksız iki üç gün çalışma. Görüşme yaptığım set işçilerinin belirttiği gibi 73 saat aralıksız çalışma! Bunun getirdiği sonuçlar, uykusuzluk, dikkat dağınıklığı, gerçeklikle bağın kopması, halüsinasyonlar, sürekli çay-kahve tüketimi, gastrointestinal (mide-bağırsak) sisteminin bozulması, yapılan işe göre eklem ağrıları, yatınca uyuyamama, uyumak için alkol tüketimi ve tüm bu süreçlerin bir kısır döngü haline gelmesi...

Öte yandan daha bu hafta ve geçtiğimiz aylarda yaşanan iki kalp krizi ile bu çalışma saatleri arasında mutlaka uygun bir neden-sonuç ilişkisi bulunmaktadır. Tamamen düzensiz, güvencesiz ve esnek çalışma ortamının olduğu dizi ve sinema setlerinde Karoshi vakalarından söz etmeye hemen başlamak gerekmekte ve bu alanda Meslek Hastalıkları Uzmanları ve Uzman Nörologlarca çalışmalar yürütülmelidir:

“Esnek üretim kendi başına özgün bir hastalığa da neden olur. Karoshi olarak bilinen bu sorun bir tür ani tükenme sendromudur. Karoshi hastalığının hükümetlerce bir meslek hastalığı olarak tanınması süreci ilginçtir. Japonya gibi yüksek gelirli bir ülkede bile hükümetlerin işçi sağlığıyla ilgili olarak nasıl engelleyici olabileceğini gösterir.

(...)

İlk Karoshi vakası, 1969 yılında, Japonya’nın en büyük gazete şirketlerinden birisinin yükleme bölümünde çalışan 29 yaşındaki evli bir erkeğin, felç nedeniyle ölümü olarak rapor edilmiştir. Karoshi, kelimenin tam anlamıyla “aşırı çalışmadan ölüm” şeklinde çevrilebilir. Karoshinin önemli tıbbi nedenleri kalp krizi ve felç (%18,4), beyin kanaması (%17,2), serebral tromboz (beyin damarları tıkanması) ve infarktüs (%6.8), kalp krizi (%9.8), kalp yetmezliği (%18,7) ve diğer nedenlerdir (%29,1). Japon Çalışma Bakanlığı Karoshi istatistiklerini 1987 yılında, kamunun artan ilgisi nedeniyle yayımlamaya başlamıştır." (Belek, 2010: 218.)

Set işleri için başı sonu belli olmayan, bir şantiye ortamı denilebilir. Bir inşaat şantiyesinde 73 saat aralıksız çalışmanın sonuçlarını düşünmek bile istemeyiz, ama söz konusu setler olduğunda nedense gözlerden uzak, sanki sadece "sanat icra edilen", kendine has bir "koşturmacası" olan, güzel zevkli tatlı mekanlar olarak algılanıyor. Oyuncusundan, figüranına, ışıkçısından, elektrikçisine, sanat asistanından, marangozuna, set amirinden, kameramana, kameraman asistanına pek çok meslek dalı, inanılmaz bir yoğunlukta çalışmaktadır.

Setlerde iş tanımlarının silikleşmesi, herkesin her işi, günün her saatinde yapması, gece gündüz ritminin bozulması, aşırı yoğun ve uzun çalışma. Yaşanan bu olay incelenirken bakılacaklar bu çalışma koşullarıdır, kimse bu ölümlerin nedenlerini başka yerde aramamalıdır!

Yemek yemek bile bir lütuf

Set çalışmalarında, prodüksiyonun ayırdığı kaynağa göre, yemek setten sete göre değişir. Çoğu durumda basit bir sandviç yeterli görülebilmekte, sabah çekimlerinde ise alınan börek, poğaça ve çay ile saatler geçirilebilmektedir. Yemeklerin yeterli olduğu söylenemez. Pek çok sette, set işçileri kendi yemeğini kendisi getirmektedir (basit bir sandviç, ayran/meyva suyu). Öte yandan, son bir iki yıldır, aşırı yoğun çekimlerin de etkisiyle yeni bir uygulama set işçileri tarafından sürekli vurgulanmaktadır, nöbetleşe yeme-içme! Burada amaç, çekimin ara vermeden devam etmesi, yemek, çay-kahve gereksinimlerinin nöbetleşe giderilmesidir. Yoğun çalışma ortamında, birbiriyle sohbet etmek için tek olanak, sosyalleşme ve kolektif davranış geliştirme de bu şekilde ortadan kaldırılmaktadır. "Hadi arkadaşlar hemen şu sahneyi çekip bitirelim" belki de en çok duyulan ifadelerden birisidir. Bir set işçisinin dediği gibi: "o an amaan bitirelim hemen, nasılsa arada yeriz yemeğimizi dediğimiz çok oluyor, açlığımızı unutuyoruz, ne yediğimi sorsanız inanın yanıt veremem, unutuyorum o koşturmaca içinde"

Öte yandan yeme içme saatlerinin belirsizleşmesi, düzensizleşmesi öğünlerin atlanması ve atlanan öğünlerin çay ve kahveyle geçiştirilmesi, mide bağırsak sistemi rahatsızlıklarına yol açmaktadır. Net ve belirgin paydos, mola saatlerinin olmaması en temel gereksinim olan yeme içme gereksinimini bile lüks hale getirmektedir. Ermenek'te yaşanan işçi katliamında, işçileri madenin dışına çıkarıp, düzgün bir ortamda yemek vermeyen zihniyetle setlerdeki çalışma koşullarını yaratan zihniyet farklı diyebilir miyiz?

Her aşamada farklı riskler söz konusu

Dizi, film, belgesel ve benzeri ürünlerin çekiminde karşı karşıya kalınan işçi sağlığı ve iş güvenliği risklerini ortaya koyabilmek için, öncelikle iş süreçlerini kısaca ortaya koymakta yarar var. Burada anlatmaya çalıştıklarım noktalar, prodüksiyon ve sanat ekibinden set işçilerinin yanısıra, kameraman, kameraman yardımcısı ve ışıkçı set işçileriyle yaptığım görüşmelerden edindiğim bilgilerin çok ama çok kısa özeti. Zira bir köşe yazısını aşan, kapsamlı bir değerlendirme raporu buradaki çalışma koşullarını tam olarak ortaya koyacaktır (SineSen ve Oyuncular Sendikası tarafından gerçekleştirilen çalışmalara bakılmalıdır).

Sürece şöyle bir bakalım; öncelikle senaryo ile ilgili karakter analizi yapılır ve çekilecek ortam üzerine düşünülür. Sanat için hazırlık aşamasında mekan giydirme ya da uygun plato bulunması gerçekleştirilir. Genellikle sitcom çekilecekse hazırlık aşaması platoda olur, gerçek ortamlarda çekim yapılacaksa mekan giydirme (gerçek mekanın çekime uygun hale getirilmesi) yapılır. Mekan giydirme hem iç hem de dış ortamlarda olabilir. Kimi zaman uygun yer bulunması aşaması bile riskli doğa şartları düşünüldüğünde, özellikle de ulaşım açısından zorluklar barındırabilir. Seçilen mekanlara prodüksiyon aracı veya tahsis edilen başka bir araçla gidilir.

Platolarda çekimlerde ise A-B-C boyutlarında olmak üzere farklı boyutlarda platolar bulunur, pencerenin olmadığı bu ortamlarda, havalandırma ve klima bulunmaktadır, zemin genelde beton olur, ısıtma ise neredeyse sadece set ışıklarıyla sağlanır!

Açık hava çekimlerinde, hava koşullarının olumsuz etkileri, tuvalet, çay-kahve-sigara molaları için uygun ortamın olmaması, kimi zaman soğuk, kimi zaman sıcak hava, aşırı rüzgar, yağmur, kar vs. doğa çekimlerinde karşılaşılabilecek tehlikeler iken, şehir içinde veya süregiden rutin trafikteki çekimlerde gerçekleşebilecek trafik kazası riskleri de ciddiye alınacak bir başka tehlikeye işaret eder.

Platonun zeminin döşenmesi, dekor duvarının yapılması, platform hazırlanması gibi işler tam anlamıyla inşaat işi denebilir. Dekorun yapılması için sanat yönetmeni ve sanat asistanları marangoza yönlendirme yapar. İşin işçiliğini marangoz yapmaktadır. Sanat asistanının burada kendi işi olmamasına rağmen gerek kendi tercihi gerekse işin yetişmesi açısından dekorun yapılmasında marangozla birlikte çalışması söz konusu olabilir. Kısacası herkes her işi yapar!

Yaşı geçkin birisinin ağır kaldırmaması, çocuk oyuncunun zorlu hava koşullarında belli bir saatten fazla çalışmaması, baş dönmesi olan kişinin yüksekte çalışmaması gibi hususlar çoğu kez göz ardı edilir. Işıkçıların ve kameramanların/kameraman asistanların hepsinde kas iskelet rahatsızlıkları olduğunu, görüştüğüm ışıkçı set işçilerinden öğrendim. Elle Taşıma Yönetmeliği'ne aykırı olarak her miktarda ağırlığın, uygunsuz bir şekilde kaldırılması ve taşınmasından tutalım, açık havadaki elektrik kablolarının risklerine kadar bir inşaat şantiyesinden çok da farklı olmayan koşulları bizzat görme şansım oldu. Kameralar tripodla birleşince daha da ağırlaşabiliyor, çekimde kaç tane kamera kullanılacağı yine bütçeye ve işe göre değişiyor. Her kamera için genelde 1 asistan oluyor ama mesela bazı kameraların 30 tane ekipmanı oluyor. Bu durumda o 30 ekipmandan da bir kişi sorumlu oluyor. Burada sorumluluk hem kamera ve ekipmanlarının taşınması, kurulması, kullanılması aynı zamanda güvenliğinin sağlanmasını kapsıyor. Birçok yapımda kameralar amacının dışında kullanılabiliyor, söz gelimi sinema filmi için kullanılması gereken kameralar dizilerde de kullanılabiliyor, bu nedenle gereksiz yere ağır kameralar da kullanılıyor.

Örneğin bir ışık asistanının çalışma koşullarını düşünelim; çekim öncesinde lambaların ve ayaklarının hazırlanması, çekim sırasında kullanılması ve sonrasında da malzemelerin ilgili firmaya iade edilmesi, kamyona/kamyonete yüklenmesi gibi fiziksel güç gerektiren işler. Şöyle bir düşünelim, yaklaşık bir gün öncesinden ekipman ve malzemeler hazırlanır. Çekim öncesinde ekipman ve malzemelerin kamyondan indirilip, uygun yere yerleştirilmesi, yaklaşık kimi zaman 4 tonu bulan malzemeyi bir veya iki kişinin taşıması düşünüldüğünde inanılmaz bir efor ve beraberinde yorgunluk, kas ağrıları, ilerleyen yıllarda ciddi kas iskelet rahatsızlıkları getirmekte. Bu aşamada, örneğin jeneratörden elektrik kablolarının çekilip, lambalara bağlanması aşamasında özellikle de açık havada, elektrik çarpması riski de söz konusu. Bir de tüm bu işlerin uygun bir mola yeri olmadan, ortalama 40 saat aralıksız yapıldığını düşünün!

Çok ama çok ayrıntıya girilebilir. Ayrıntılara zaten Yönetmelik Taslağı'mızda yer vermiştik, ilgilenenler gerek Oyuncular Sendikası ile, gerek SineSen ile, gerekse de benimle eposta adresim aracılığıyla temasa geçebilirler.

Şu hususu vurgulayıp devam edelim: 29.12.2012 tarihinde yayınlanan (RG.28509) İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği'ne İşyeri Tehlike Sınıfları belirtilmiştir ve burada der ki İşyerinde birden fazla asıl iş tanımına uygun faaliyetin yürütülmesi halinde, bu işlerden tehlike sınıfı yüksek olan iş esas alınır.

Ancak ilgili tebliğin işyeri tehlike sınıflarını gösteren EK 1 nolu listede, "Sinema filmi, video ve televizyon programları yapımcılığı, ses kaydı ve müzik yayımlama faaliyetleri" aşağıdaki gibi sınıflandırılmış ve tüm alt sınıflar "Az Tehlikeli" kategorisine konmuştur. Yapılan en son güncellemede de bu kategoriyle ilgili bir değişiklik yer almamaktadır.

Tablo. Sinema filmi, video ve televizyon programları yapımcılığı, ses kaydı ve müzik yayımlama faaliyetleri tehlike sınıflandırması

Burada 59.11.03 NACE Rev.2_Altılı Kod ve Sinema filmi, video ve televizyon programları yapım faaliyetleri (belgesel yapımcılığı dahil) NACE Rev.2_Altılı Tanımının "Az Tehlikeli" olarak nitelendirilmesi kesinlikle kabul edilemez ve tebliğin 2. maddesinde yer alan "İşyerinde birden fazla asıl iş tanımına uygun faaliyetin yürütülmesi halinde, bu işlerden tehlike sınıfı yüksek olan iş esas alınır." ifadesiyle de çelişmektedir.

Özet yerine: Maliyet, maliyet, maliyet!

Setlerde bir haftada neredeyse bir sinema filmi tamamlamak durumunda olduğunuzu düşünün. İlk başta bu durumun ortadan kaldırılması gerekiyor. Eğer illa uzun çekilecekse de çalışan sayısının artırılması, çalışma saatlerinin standart 8 saat ve gerekiyorsa vardiyalı olması gerekiyor. Sağlık ve güvenliğe uygun malzeme ve ekipman kullanılması gerekiyor. Sözgelimi sis ve duman kullanılacak sahnelerde siz hâlâ mazot, gaz yağı yakarsanız, bir dönem en fazla izlenen bir dizide dizinin başrol oyuncusunu dahi, imitasyon malzeme yerine buzlu suda bekletirseniz, en ucuz yemeği, en ucuz servis hizmetini sağlamaya çalışırsanız daha çok ölüme, bedensel ve ruhsal rahatsızlığa ve uzun vadede meslek hastalığına neden olursunuz. İş tanımlarının olmadığı, herkesin her işi yapmaya çalıştığı, gecesi gündüzü olmayan, belirsiz çalışma saatlerinin hakim olduğu, aşırı yoğun ve uzun bir çalışma ortamında, kısacası güvencesiz ve kuralsız emek rejiminin sürekli yeniden üretildiği setlerde daha çok meslek hastalığı, daha çok "kaza", daha çok ölüm ve yaralanma bizi bekliyor demek müneccimlik olmayacaktır...

*İnşaat işçilerinin örgütsüz olduğu, sendikal örgütlenmenin zayıf, derneklerin ise yetersiz olduğu söylenegelmektedir. Evet doğrudur, ama bir inşaat şantiyesinde işçilerin olmazsa olmaz bazı "kazanımları" da bulunmaktadır. Bir şantiyede işçilere yüksek kalorili, çoğu durumda da mühendislerle aynı yemeği vermeden, çay servisi yapmadan, yemek ve çay için ayrı saatler ayırmadan üretim yapmanız zordur. Aksi takdirde inşaat işçilerini karşınızda bulabilirsiniz, koşullar ağır olduğu gibi ilişkiler de serttir!

Kaynak: Belek, İ., (2010). Esnek Üretim Derin Sömürü, Yazılama Yayınları.