Direniş sözlüğünden seçmeler ve Gezi



21-11-2014 09:19


Ali Mert

“Direniş kavramlarına dair sesli düşünceler” demek daha uygun düşerdi belki. Enine boyuna çerçeveler çizilen teorik yazılardan yazmayacağız. Siyasal eylem biçimlerine ve araçlarımıza/ amaçlarımıza dair bazı kavramları kısaca kurcalayıp, Gezi’ye referans vereceğiz sadece. Şöyle:

Protesto: Yanıp söner sanki. Bir yanar, bir söner. Yanar döner değil ama. Yanma nedeni, yanma şiddeti ve yandığı dönem mühim. Süreklilik beklemesin kimse, yine de yandığı dönemde ne denli etkili olduğu değil midir asıl mesele? Etkili protesto lazım sola ve memlekete. Ancak o zaman bırakabiliyor sonrasına bir şeyler. “Kalıcı sonuç” soru işareti olsa da, etkili/odaklı bir protesto, kazanımla/mevziyle sonuçlanabilir yaygınlaşıp çoğaldıkça.

Gezi’de protesto mu? Vardı tabii ki. Birçok farklı protesto. Protestolar. Farklı protestoların bir araya gelişi, ortak büyük bir protestoyu harekete geçirişi. Bileşke belki...

Dayanışma eylemi: Güzel tabii. Herkese ve her eyleme lazım. Dayanıştıkça büyüyor, gelişiyor, genişliyor, güzelleşiyor içimizdeki cevherler… Direniş ve dayanışma odakları lazım bize. Neka çok, oka iyi. Neka nitelikli, oka harika. Hareketimiz yeni dayanışma eylemleri ve odaklarıyla güçlenmeli.

Gezi’de dayanışma mı? Olma mı? Baştan aşağıya dayanışmaydı. En alasından vardı. En içteninden. Soldaki dayanışma geleneğini de bir bütün olarak yenileyen/güçlendiren türden.

İşgal/occupy: Üniversite ve fabrika işgallerinden alan/meydan işgallerine (ev işgallerini saymayalım şimdilik) uzanan tarihinde, son derece etkili bir olay tabii ki. Ses getirici, ses geliştirici, ses genişletici... sesin koroya dönüşmüş hali... Bölgesel de kalabiliyor, yayılabiliyor da. Hatta ülkeden ülkeye. Geçici olabiliyor ama belli bir sürekliliğe de ulaşabiliyor. Özellikle #occupy süreçleriyle birlikte hızı, vurgusu ve önemi arttı.

Gezi’de işgal. Gezi’yi işgal. Gezili işgal... Gezi baştan ayağa işgaldi be abi.

Mevzi/kazanım: Şimdi bakın, bu parka AVM yaptırmamak lazım... Şimdi bakın, bu kazandığımız yerellikte toplumculuğu nasıl hayata geçirdiğimizi göstermemiz lazım... Şimdi bakın, tutmak ve üzerine koymak, yol almak önemli... Arada bir dediğini yaptırmak en azından. Söylediğinin, iddia ettiğinin, hedeflediğinin... yapıldığını görmek/göstermek. Onca istifa çağrısından sonra bir istifa görebilmek mesela. Sonra üzerine koya koya ilerlemek.... Kazanım kazanım üstüne derken, aman reformculuğa, aşamacılığa falan çıkmasın bu ha. Değmesin yağlı boya!..

Gezi’de mevzi geldi mi peki? Tarihsel deneyimin önemi, öğreticiliği vb. bir kenara, siz orada bir Kışla yahut AVM görebiliyor musunuz şimdi?..

Hazır “gevşek sözlük” işine soyunmuşken ve serbestçe ve seslice düşünüyorken, daha başka kulvarlara geçelim, direnişin ötesine taşan ama direnişle bağlantılı bazı siyasal kavramlara kuşbakışı bakalım biraz da:

Seçim: Bir yandan “kazanımlar”ın üst platformlara sıçrayabilmesi, diğer yandan güç dengelerinin vitrini. Yerel olsun, genel olsun, seçildikten sonra, halkın ve toplumculuğun sesi olarak etkili/geniş bir platformda gelişmelere müdahale edebilme, kendi gündemini kamuoyuna sunabilme vesilesi. Ne olursa olsun, halk tarafından ciddiye alınma ölçütü. Aslında partili siyasetin ve cephe girişimlerinin temel meselesi olması gerekirken, bizde nedense tali ve geçiştirilmesi gereken bir şey. Solun verili gücüyle, gerçek bir başarı/mevzi umudu olmadığından öyle gibi. Her ne şekilde olursa olsun, yer tutabilmek, başarı elde edebilmek, halka gerçek gücünü gösterebilmek önemli. Siyaset arenasının asli işine, yani seçim düğümüne kılıç atmayacaksa, neden var ki parti ve/veya partilerin birliği?

Gezi-seçim bağlantısı zorlu bir süreç tabii. Birleşik Haziran Hareketi’nin yola koyulması ile daha ümitli şimdi.

Cephe/ittifak/birlik vb.: Sahicisinin tadından yenmez! Bir ihtiyaç tabii. O halde değiştirelim maddeyi.

Sahici cephe ihtiyacı: Gerçek bir ihtiyaç. Gerçek bir cepheye ihtiyaç. “Ben kurdum/yaptım oldu” denince olmayacağı belli. Onun daha “kapsayıcı” görünen versiyonu; “Bakın biz kurduk, yakınımızdakileri de bir araya getirdik, haydi siz de gelin”le olmayacağı da. Oyun oynamayan, oyalanmayan, “birlikte yola koyulan, başarıya ve seçime odaklanan” gerçek bir cephe oluşacak eninde sonunda. Oluşmakta. Din tüccarı, faşizan diktatörlük ortada. Sahici bir cephe oluşturmak dışında çare de yok(tu) aslında.

Birlik: Cephe hakiki ise yöneldiği “hareket”e, tuttuğu mevzilere, ulaştığı kazanımlara göre bir müddet sonra, doğal bir sonucu olması gerekir aslında. Ama bir engel var önünde: Sol kadrolarda 30 yaş üstü herkes “birlik” istiyor ya! (30 yaş altı, bu ve benzer konularda rahat galiba). O halde bir tür yorgunluk/kolaycılık belirtisi mi? Her neyse, cephe ve hareket formları gerçekten ilerleyebilirse, sahici kazanımlar elde edebilirse, içinden birileri bir yerlerde buluşabilir/birleşebilir sonunda.

İdeolojik kültürel mücadele: Hep siyaset dedik, dışlayıverdik keratayı. Olmazsa olmaz halbuki. Solun doğası... tabiatı gereği yaptığı işi bir nevi. Yayıncılık en başta, her zaman ve mutlaka! “Parti/örgüt dediğiniz yayın değilse nedir” diyen Yalçın hocamız da aklımızda. Topluma nüfuz etme tutamağı en başta. İnternetin olanaklarıyla birlikte giderek daha geniş kesimlere ulaşmak da mümkün. Yüklenin!

Sovyet/konsey/şura, yerel meclis ve hatta “direniş komitesi”: Döndük yine siyasete, en kral siyasal mevziye. Devrimin habercisi, en “bizden” mevzi belki. Halkın gerçek iradesi. İradenin tecellisi. Söz, yetki, karar, iktidar halka; var mı daha ötesi?..

Oluşma dönemine ve sürecine dönük tartışmalar var galiba. Devrimci Yol geleneğinden gelen bazı tartışmaları okuyunca daha açık çıktı ortaya. Mesela, “Maksat direniş komitesi kurmak değil, direniş komitesi kurma çalışması yapmak” demiş Melih Pekdemir, DY tarihine ilişkin değerlendirmelerinde, “Tarihle Söyleşiler” kitabında. Yolculuk sevdası böyle bir şey! Onun üstüne, daha çok belgelere dayanan “Direniş Komiteleri” (Pratika yayınları, Şubat 2013) kitabına baktığınızda, halk iktidarının nüvelerini Direniş Komiteleri’nde oluşturma vurgusuyla birlikte bu yolun nerelerde nasıl tökezlediği de çıkıyor ortaya.

Epey tartışmalı bir konu ama tartışmayı kısaltmak mümkün bir şekilde: Nüvecilik/sosyal iktidarcılık, öncülüğe/siyasal iktidarcılığa ters. Öncülük/siyasal iktidarcılık, nüveciliğe/toplumsal iktidarcılığa ters. Farklı mücadele biçimlerinin farklı dönemlerde öne çıkmasını, biraradalığını ve bütünlüğünü görememek, insan aklına ters...

Siyasal iktidar: Hedef! Net. Devire devire gelecek.

Toplumsal iktidar: Süreç! Net değil. Evrile evrile, devrilme günlerini tetikleyecek.

*

Ve en sonda ve bir dipnot olarak belki; sanal alemin mücadeleye katkısı tabii ki: Şu sözlüğü ve benzerlerini gerçekten beraber yazabilme olanağımız işte. Kavramların içini doldurup harekete geçebilmemize katkı sunan ortak bir alan. İlişkilerimizi ve eleştirilerimizi, daha özgür ve eşit bir platformda, iletişerek geliştirebilme fırsatımız. İnteraktif, katılımcı ortamlar bir harika değil mi dostum? Siz de başlayabilirsiniz bu maddelerin ve benzerlerinin içini doldurmaya. Yazılanları eleştirip daha doğrusunu/tutarlısını bulmaya. Mücadeleyi sürdürürken, neşeyi ve şenliği de elden bırakmamaya...