Dinin işlevi



18-07-2021 01:35


İzge Günal

Evet, kitap keyif almak için okunur ama olanı biteni daha iyi anlama, daha yetkin yorumlama gibi ikincil bir getirisi de vardır. Ancak bu söylediğimi mekanik bir işlev gibi algılamamak gerekir çünkü bilmek de keyif almanın bir parçasıdır aslında. Neyse, geçenlerde Metin Çulhaoğlu’nun “Aman İslamofobiye Kapılmayalım” yazısını(1) okurken dinci gericilikle ideolojik mücadelede ne kadar gerilediğimizi fark ettim. Çulhaoğlu, kendi ironik üslubuyla, en azından bazı çevreler için, dinci gericilik gibi kavramları terk edip Cemil Meriç’in öğrencilerinden, Fetullah’ın aydınlarından ya da Yasin Aktay’dan takdir bekleme” noktasına gelindiğini söyleyip, “Meğer bu ülkede inançlı insanlara uygulanan baskı ve zulmün, sosyalistlere yönelik olanlardan hiç de aşağı kalır yanı yokmuş…” diyerek işi ne boyutlara taşıdıklarını anlatıyordu. Bunun üstüne bir de bildiğim tüm İslamcıların saygıyla andıkları Necmettin Erbakan'ın, Sivas Katliamı'nın ertesi günü (3 Temmuz 1993) Meclis'te yaptığı konuşmasında katledilen aydınları halkı ‘tahrik’ etmekle suçlarken, yapılan katliamı da ‘protesto’ olarak nitelediğini(2) anımsayınca okuma ve devamında yazma konum ortaya çıkmış oldu.

Önce din kavramına genel bir bakış atmak gerekiyor. Lenin’in, “Nasıl ki, yabanılların doğayla savaştaki zayıflığı tanrılara, şeytanlara ve mucizelere inancı doğuruyor, aynı şekilde ezilen sınıfların ezen sınıflara karşı savaştaki zayıflığı da kaçınılmaz olarak, öte dünyada daha iyi bir yaşam inancını doğurmaktadır” diyerek konunun özünü ortaya koyduğu sözleri, SSCB’de bir komisyon tarafından hazırlanan ve alt başlığı ‘Ateistin Elkitabı’ olan Emek, Din ve İnsan kitabının da temelini oluşturuyor. “İnsan yaşamının kendi başına hiçbir değeri yoktur. Bu yaşam sadece öbür dünya yolunda bir sınavdır” şeklindeki dini kalıp esas olarak İslamiyet’e ait olmakla birlikte, farklı dozlarda diğer dini yapılar için de geçerli. Yani günün birinde, belki de öbür dünyada sıkıntısız bir yaşam olacağı, büyük bir mahkeme kurulup yaşanan her türlü haksızlığın hesabının sorulacağı düşüncesi dinlerin özüdür ve hiçbir maddi temeli olmayan bu düşünce, dünyanın sorunları altında ezilenlere ‘katlanma’ gücü verip, başkaldırmayı engelleyip, var olan düzenin devamını sağlaması açısından kritiktir. Ünlü filozof Petrus Abaelardus’un (1079-1142) “Bir şeye, Tanrı öyle söylemiş diye değil, o şey var olduğu için inanırsın” sözlerini akıldan çıkartmamak gerek diye düşünüyorum.

Peki iyi bir yanı yok mu bu dinlerin? Var olduğu söylenebilir. Örneğin ‘hırsızlık yapma’ gibi. Ama diğer yandan özü hırsızlık olan bir düzeni savunup, hırsızlığa karşı olmak, nasıl bir şeydir, bilemem? Demek istediğim, küçük tüp çalmaya karşı çıkan dinlerin, Tüpraş’ın götürülmesine ses çıkartmamasına ne demeli? Bu durumda, toplumsal kökeni sömürü ve ezme biçimlerini haklı göstererek, egemen sınıfların çıkarlarını korumak olan dinlerle sadece aydınlanma hareketiyle mücadele etmek olanaksız hale gelir. O zaman çıkarları din tarafından korunan ve dinin varlığıyla desteklenen sınıfların ortadan kaldırılması gereklidir. Tam da bu noktada Marksist olan ve olmayan ateizmin farkı ortaya çıkmaktadır. Marksizm öncesi ateizmin amacı, yeryüzündeki yaşama ilişkin ilkelerinden ötürü dini eleştirmekken, Marksist ateizm “sadece eleştirmeyi değil, dinin varlığını gereksiz hale getirecek bir toplumsal yapı kurmayı da kendine görev sayar”. Ancak “dine yönelik her türlü yasaklama girişiminin, kaçınılmaz olarak dine hizmet edenleri yeryüzünde çektikleri acının halesiyle taçlandıracağını” da bilir.  

Smirnov’un çok önemli kitabı Sovyet Rusya’da İslam Tarihi İncelemeleri 2013 yılında Türkçe ikinci baskısını yapmıştı. Bence gerçekten önemli bir kitap; yazar konuyu Çarlık döneminden başlayarak ele aldığı için devrim sonrası tarihe bakıştaki değişiklik de hemen fark ediliyor. Çarlık döneminde konuya Hristiyan bakış açısıyla yaklaşılırken ve örneğin “Allahsız Türk Sultanı Murat’ın 1422 Yılında İstanbul’u Kuşatması” (s.28) veya “Muhammed’in Büyücülüğü ve Dinsel Saçmalıkları” (s.30) gibi başlıklar atılırken, devrim sonrası serinkanlı bir yaklaşım görüyoruz. Şunu söylemem gerekiyor: Sovyetler, sadece aynı coğrafyada Müslümanlar yaşadığı için bu konuyla ilgilenmiyordu; SSCB bilim politikası gereği, dünyanın herhangi bir yerinde araştırılan bir konu varsa, bu konuda Sovyetlerin de sözü ve katkısı olabilmesi için de İslam tarihini önemsiyorlardı.

Kitapta çokça alıntı yapılan tarihçi Rojkov İslam’ın ortaya çıkışını, “feodalizmin Arabistan’da şekillenme sürecine” bağlayarak, “Muhammed’in yaratıcılığının bir ürünü” olarak nitelendiriyor. Smirnov, konuyu şöyle özetliyor: “Feodalizmin kuruluş sürecinde Muhammed ve ilk halifeler tarafından toprağın dağıtılması ve sonunda toprağın özel mülkiyetine izin verilmesi önemliydi…Dünya ticaretinin çıkarları küçük tüccarların bir temsilcisini, yani Muhammed’i bütün Arapları birleştirmeye zorladı. Böylece kuzeydeki yağmacılar, güneyde uluslararası ticaret yapan varlıklı Araplarla bir araya gelebildi…Muhammed şunu anlamıştı ki, yüce bir emre itaat etmek, ancak bu emrin tekliği, bir tek tanrının varlığı koşuluyla olabiliyordu”.

Sovyet iktidarına düşman kampta hem Ortodoks Hristiyan hem de İslam dinine mensup üst düzey din adamları, dahası değişik tarikatların yöneticileri yer alırken, aslına bakılırsa devrimle birlikte Hristiyanlığın İslamiyet üzerindeki baskısı kalktığı için, bağıl bir rahatlık sağladığı bile söylenebilir; en azından iki paragraf önce bahsettiğim makale başlıklarına rastlanmaz olmuştu. Çünkü devrimin hemen sonrasında yayınlanan ‘Dinin Devletten, Eğitimin Dinden Ayrılması Kararnamesi” ile özgürlükler garanti altına alınmıştı (Bu arada, Mahmut Esat Bozkurt’un “dinin dünya işlerinden ayrılması” formülasyonunu daha isabetli bulduğumu belirtmeliyim).

Günümüzde dinin egemen sınıflar tarafından nasıl kullanıldığını biliyoruz. Ancak bunu sadece İslamiyet’le sınırlamamak gerekir.  Örneğin Vatikan’ın, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya, İngiltere ve ABD arasında, SSCB’ye karşı ayrı bir barış anlaşması için uğraştığı bir sır değil. Ya da yine Vatikan’ın komünist partilere oy verenleri, sempati duyanları, yayınlarını okuyanları aforoz ettiği (1 Temmuz 1949 Kararnamesi) henüz unutulmadı. Üstelik konu Hristiyanlıkla da sınırlı değil, Burma, Laos, Kamboçya, Tayland gibi ülkelerde CIA ile Budist rahiplerin ilişkisi, belgelerin yayınlanmasıyla ortaya çıkmıştı.

Evet bu yazdıklarımın tümünü bildiğinizin farkındayım ama başlangıçta belirttiğim gibi artık bütün bu gerçekleri neredeyse unutup ‘İslamofobik olmayalım’ kaygısıyla geriye düştüğümüz görüşündeyim ve bu nokta özellikle işleniyor. Örneğin Bernard Lewis’in İslam’ın Krizi kitabının temel savı, Batıyla İslamiyet arasındaki çatışmanın temel nedeninin “birbirlerini anlamamak” olduğu. “Aslında” diyor Lewis, “birbirlerine çok yakın olan bu iki taraf karşılıklı görüşmeyle her türlü sorunu çözebilir”. Elbette, sömürü kavramını kaldırırsanız, gerçekten işler çok kolaylaşır ama zaten Lewis böyle bir saptama yapmadığı gibi, “ABD emperyal bir role soyunmamış ve böyle bir arzusunun olmadığını göstermişti” (s.61), “İsrail demokratik ve açık bir toplumdu” (s.85), “İran ve Irak’ta iktidarı alabilecek demokratik güçler vardır ve ABD bunlara yardım edebilir” (s.138) şeklinde yorumları da var. Sonraları (kitap 2003 yılında yazılmış) Irak’a yardımın nasıl olduğunu zaten gördük ama asıl söylemek istediğim kişinin düşünce sistematiğinde yanlış din yorumunun, ister istemez dünyayı değerlendirirken sınıfları görememeye götürdüğü… Veya tam tersi. Örneğin hilafetin kaldırılmasının doğru olmadığını düşünen Lewis’i okurken, benzer tepkiyi İslam dünyasındaki en gerici kesimlerle birlikte, emperyalist ‘Hristiyan’ devletlerin de gösterdiğini anımsadım.

Neyse, demem o ki, hiçbir komplekse kapılmadan ve popüler söylemin etkisinden uzakta kalarak dünyaya akılcı açıdan bakmakta direnmek gerekir. Geri adım atmanın sırası değil.


(1)https://ilerihaber.org/yazar/aman-islamofobiye-kapilmayalim-127770.html

(2)https://gazetemanifesto.com/2021/iste-aklanamayan-erbakan-katledenler-protestocu-katledilenler-sucluymus-449806/


KÜNYELER

-Emek, Din ve İnsan. Komisyon. Evrensel Yay. Çev.: Arif Berberoğlu. Sahaflarda 9-35 TL. arası.

-Sovyet Rusya’da İslam Tarihi İncelemeleri. A.A. Smirnov. Evrensel Yay.  Çev.: Arif Berberoğlu. Sahaflarda 12-50 TL. arası.

-İslam’ın Krizi. Bernard Lewis. Literatür Yay.Çev.: Abdullah Yılmaz. Sahaflarda 15-180 TL. arası.