Devletin binası



29-12-2014 08:52


Yavuz Alogan

Casusluk ve istihbarat hikâyeleri  normal  hayat süren insanlarda palavra izlenimi uyandırır. Bunun sebebi, istihbarat faaliyetleri konusunda gerçek bilgiye ulaşmanın neredeyse imkânsız  olmasıdır.  Yabancı bir ülkenin sizi nasıl dinlediğine, kimleri hangi senaryo icabı nasıl yönlendirdiğine, nerelere sızıp ne türden manipülasyonlar yaptığına dair bilgiler çok parçalıdır. Bu nedenle tesadüfen ortaya çıkan bir parçadan hareketle bütünü görmek neredeyse imkânsızdır. Bütününü görmediğiniz  şeyi çözümlemeniz de mümkün olmaz.

Farklı istihbarat örgütleri birbirini deşifre de edebilir. Bunu neden yaptıklarını anlamak da pek mümkün olmaz. Mesela Ağustos 2014 tarihli  Der Spiegel, Edward Snowden’a dayanarak NSA’nın (ABD istihbarat servisi) “PKK’ya karşı ortak mücadele” ayağından giderek Ankara ve İstanbul’da gizli birimler kurduğunu, hükümeti, orduyu,  istihbarat örgütlerini, bakanlıkları dinlediğini; özellikle TSK’nın amaçları, hükümetin dış politika hedefleri ve enerji politikalarıyla ilgilendiğini yazdı.

Bütün bunlar normal aslında.  Normal olmayan AKP hükümetinin çaresizliği ve naifliği. İnsanı güldürüyor.  İyi bir senarist bu hikâyelerden müthiş bir komedi çıkarabilir. İsim olarak da “Saraydaki Adam ve Üst Akıl”  denebilir mesela.    

AKP iktidara geldikten sonra en gizli işlerini Hocaefendi’nin CIA bağlantılı  hafiye teşkilatına devretti. Teşkilat görevini kafa göz yararak yerine getirdi; askerleri tasfiye etti, etrafa korku saldı; darbecidir, casustur diye yüzlerce insanı hapse attı. Belirlenen operasyonel hedefler ABD’nin çıkarlarına uygundu (deniz kuvvetleri, ulusalcı subaylar, polisler, siyasetçiler, PKK karşıtları), fakat yapılan operasyonun kendisi pek aptalca ve ilkel oldu. Hükümet, Hocaefendi teşkilatının malına mülküne, dershanelerine saldırınca da müthiş bir karşı-hamle geldi, hükümet eşi görülmemiş bir şekilde madara oldu ve çatışma başladı.

Saray’da oturan şahsiyet, kalabalık bir salona hitaben anlatıyor: TÜBİTAK bunlar  için kriptolu telefonlar yapmış. “Devletin kriptolu telefonlarını bile oradan dinliyorlar, bu kadar bunlar alçak,” diye bağırıyor. Yani adamı kriptolu diye eline verdikleri telefondan dinliyorlar.  Kendi  iflasını ilan ettiğinin farkında değil; sarayda oturuyor ya, ülkeyi idare  ettiğini sanıyor. Altını oymuşlar haberi yok.

Fakat en alengirli durum devletin İncek’teki TİB binası. Atom reaktörüne benziyor, kimse yaklaştırılmıyor, uçurumlu bir karayolundan ulaşılabiliyor. Dinleme ve istihbarat merkezi.  Hocaefendi’ye karşı mücadele başlayınca hükümet buraya hafiyelerini ve teknik adamlarını gönderiyor. Fakat o da ne! Teknoloji çok yüksek. Binada neler döndüğü anlaşılmıyor. Üç yüz (300) trilyon belgeye sığan dinleme yapıldığı görülüyor, fakat dosyalara ulaşılamıyor. Her birinin farklı işletim sistemi olan 1300 ayrı “server” var. Daha vahimi, toplanan bilgiler çanak antenler marifetiyle çeşitli noktalara gönderiliyor. Hangi noktalara? Bilinmiyor. Bina akıllı, topluyor, dağıtıyor, fakat bunu nasıl yaptığını açık etmiyor. Yapılan bütün işlemleri otomatik olarak silen bir işletim sistemi var. Sırrı çözülemiyor. Ulaştırma Bakanı, “Orada ne yapıldığını bilmiyoruz,” diyor.  TİB yetkilileri ise çok çarpıcı bir öneride bulunuyorlar: “Binanın gömülmesi lazım.”

Kozmik odalar talan edilmiş, “üst akıl” devletin beynine  girmiş, ülkenin istihbaratı, savunması, güvenliği dağılmış. Bu şartlarda anayasa falan bir yana atılıp fiili başkanlık sistemi kurulmuş. Bütün dünyayı karşılarına almışlar; şimdi korku içinde seçimlere doğru gidiyorlar. PKK bunları tehdit ediyor, sıkıştırıyor. Görülmeyen güçlerle çarpışıyorlar, daha doğrusu debeleniyorlar. Mevcut sistemi yıkmışlar ama yerine yenisini kuramamışlar.
Fiili Başkan, “Saldırının, ihanetin nereden geleceğini kestiremezsiniz,” diyor. “Sizi sırtınızdan kimin hançerleyeceğini bilemezsiniz.”

Bir diktatör  bu şekilde konuşuyorsa çöküşün eşindedir. Çöküşün eşiğinde olan diktatör sınır tanımaz. Çaresizlik ve paranoya iktidarları saldırganlaştırır. Binaları gömerler, telefonlardan, on altı yaşındaki lise öğrencisinden bile korkarlar. Fakat büyük çelişki,  sistemin çelişkisi şu ki hâlâ seçim kazanma kabiliyetleri var.   

yalogan@gmail.com