Devlet



05-06-2021 02:13


Zafer İlken

Son günlerde ülkenin gündemini belirleyen en önemli konulardan birisini bir mafya liderinin açıklamaları oluşturmakta. Devlet - mafya ilişkilerinin bilinen ve tahmin edilenden çok daha ileride olduğunu gözlerimizin önüne seren bu açıklamaları yapan kişinin, yedi TİP üyesinin Bahçelievler’de katledilmesi olayının liderinin mezarını ölüm yıldönümlerinde ziyaret eden kişi ile aynı olduğunu hatırlatmamda sanırım yarar var. Belli mi olur; kendisi belki bir dahaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup kazanabilir.

Bu ülke, seçimlerde epey oy alıp milyarlarca dolar tokatlayarak ailesiyle yurt dışına kaçan parti başkanı iş adamları görmedi mi?

Devlet tarafından on yıllardır kullanılan bu “eleman”ların ortak özelliklerinden birisi, menfaatleri sürdükçe kendilerini kullanan oluşumlara gösterdikleri sadakat ve bağlılıktır. Onlar için devlet makamları kutsaldır, laf söylemezler ve söyletmezler, hep başlarının üzerinde yerleri vardır. Menfaat ilişkileri bozulduğunda da suçlu, makamlar veya devlet değil, oraları dolduramayan, gereğini yapamayan kişilerdir.

O halde gelin şu “devlet” in ne olması gerektiğine kısaca bakalım:

Sokrates’e göre (yaklaşık MÖ 350 yılları), ideal devlette insanlar üçe ayrılır; emeğini alın teriyle kazananlar, askerler ve yöneticiler. İlk gruptakiler devletin ihtiyaçlarını karşılarlar, askerler devletin iç ve dış güvenliğini sağlarlar, yöneticiler de devleti yönetirler. Böyle bir toplumda kadın ve erkek eşittir. Çalışanlar kanaatkar, askerler cesur ve yönetenler bilge olmak zorundadırlar. Askerler doğru bir eğitimden geçmedikleri sürece yöneticiler ve halkın kendisi için tehlike oluşturabilirler. Bundan ötürü kendi halklarına karşı iyi davranmaları için bilge yöneticiler gözetiminde eğitilmelidirler; bu eğitim sadece askeri konuları değil insani konuları da kapsamalıdır (örneğin müzik, sanatın diğer kolları vb). Sokrates’e göre devleti oluşturan unsurların yönetimi ancak uzun bir süreçte kendini kanıtlamış kişilere devredilebilir.

Adalet, herkesin kendisine düşeni yeteneklerine uygun olarak yapmasıdır. Adaletsizlik ise yeteneksiz insanlara yanlış kararlar aldırmakla sonuçlanır.

Günümüzdeki devlet felsefesine önemli bir temel oluşturan bu görüşlerden hareketle bugüne değin birçok devlet tanımı yapılmıştır. Ancak bunlarda ortak olan, devletin “belirli bir bölgede yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı çerçevesinde ve belirli bir hukuk düzleminde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesidir”.

Bu örgütlülüğü oluşturan temel üç unsur vardır:

Millet Unsuru: Manevi ve tarihsel nitelikli bağlar ile birlikte yaşama iradesinin doğması.

Egemenlik Unsuru: Belirli bir bölgede yaşayan insan topluluğunun (millet) üstün bir irade çerçevesinde örgütlendiği devletin temel kurucu unsuru. Egemenlik kavramı, ülke dışında tam bağımsız olmak anlamına gelmektedir.

Ülke Unsuru: ‘Millet’in yaşadığı coğrafi bölgeyi tanımlayan sınırlar.

Bu çerçevede ‘Modern Devlet’, varlığını tehdit edebilecek unsurları fark edebilen, geleceğe yönelik planlar yapabilen, esnek, eleştiri ve değişimlere açık, sadece bir kesimi değil ülke içerisindeki herkesi temsil eden bir oluşumdur.

Üniter, demokratik ve laik bir modern devlet, siyasi otoritenin tek merkezde toplandığı, iyi düşünülerek hazırlanmış ve oturmuş bir anayasası olan, yasama organının yaptığı kanunların tüm ülkede aynı şekilde uygulandığı bir devlettir. Teokratik devlet anlayışına taban tabana zıttır. Devletin hakim olan siyasi gücü dinden tamamen ayrılmıştır. Egemenlik halktadır, herkes yasalar önünde eşittir ve en önemlisi yasama (meclis), yürütme (iktidar) ve yargı farklı güçler tarafından birbirlerini kontrol edecek bir yapı çerçevesinde devlete bağlıdırlar.

Bu bağlamda, bir toplum olarak yaşayabilmek için herkesin eşit olarak uyması gerekli kuralları koymak ve bunun uygulanmasını sağlamak devletin temel varlık nedenidir. Bu nedenle de devlet ve hukuk özdeşliği söz konusudur. Bir başka deyişle, hukuk ve adaletin olmadığı bir yerde var görünse de devlet yoktur ve güvenilmezdir.

O halde bu genel tanımlar çerçevesinde sorumuzu soralım: Türkiye’de devlet var mıdır ?