Devenin boynu



05-04-2016 09:06


Metin Çulhaoğlu

İşte size hem tarihsel-teorik boyutları hem de bugüne, güncel siyasete ve pratiğe yansımaları olan bir soru:

Ülkedeki verili “nesnel durum” ile solun, sol-sosyalist siyasetin yapması gerekenler arasındaki ilişki nasıl kurulmalı?

“Nesnel durumdan” elbette yalnızca temelde yatan, çok daha katı, “ölçülebilecek” ya da net “göstergelerle” saptanabilecek olguları kastetmiyoruz. Geniş kesimlerde gözlemlenebilen algılama biçimlerini, tepkileri ve eğilimleri de nesnel durumun bileşeni sayıyoruz. 

Böyleyse, sol, giderek devrimci siyaset bir yana, iktidarda ya da muhalefette olsun düzen içi her tür siyaset için geçerli temel bir ilkeden söz edebiliriz: Herhangi bir siyasal öznenin, verili nesnel durumun “aynısının tıpkısını” alıp kendi siyasetini salt bunun üzerinden kurmaya çalışması başarı getirmez…

Bizim teorik çözümleme yöntemimiz nasıl somut olgu ile teorik model arasına “düşünülmüş somutun” yerleştirilmesini gerektiriyorsa, pratik siyaset de “verili nesnellik” ya da “halkın eğilimleri” ile kendi siyasal hedeflerimiz arasında duran, bir anlamda “kurgulanmış”, bir ölçüde “başkalaştırılmış” bir durum tespitini zorunlu kılar.

“Bir anlamda”, “bir ölçüde” dedik…

Hangi anlamda?

Ne ölçüde?

Bir uç örnek, bugünkü CHP’dir. El hak ne kurgulama ne de başkalaştırma vardır. Verili nesnellik, cari eğilimler neyse bunların “aynısının tıpkısı” üzerinden siyaset yapmaya çalışmakta ve başarılı olamamaktadır. Diğer uçta ise, Kürt hareketinin son dönemdeki “performansını” görüyoruz. O da Türkiye’de rejimin içinde bulunduğu son durumu, özellikle uluslararası ilişkilerini ve daha önemlisi kendi halkının “nesnel durumunu” fazlasıyla zorlayan, “kopucu” derecelerde başkalaştıran bir siyaset izlemiş ve bizce başarısız olmuştur.

Demek ki, “aynısının tıpkısı” olamayacağı gibi, kurgu bilimkurguya kadar gitmemeli, başkalaştırma da “bambaşkaya” vardırılmamalıdır.

***

Bunları akla getiren, geçen hafta sonu Eskişehir’de gerçekleştirilen bir sempozyumda Cenk Saraçoğlu’nun söyledikleridir.   

Saraçoğlu üzerinde düşünülmesi gereken önemli sunuşunda özetle 1848, 1917 ve 1959 (Küba) devrimlerine atıfta bulunmuştur. İlkinde sosyal cumhuriyetin, ikincisinde barışın ve üçüncüsünde yurtseverlikle anti-emperyalizmin başka her tür konu, sorun ve çelişkiyi kucaklayıcı (içinde barındırıcı) ağırlığına işaret etmiştir. Oradan da sözü günümüz Türkiye’sinde laikliğin böyle bir işlev kazanıp kazanamayacağı sorusuna getirmiştir.

Bu konuda Saraçoğlu’nun olduğu gibi başkalarının da birtakım haklı tereddütleri, soru işaretleri olabilir. Gelgelelim, başa dönersek, bugün sosyalist kesimde “halkta şu anda mevcut laik duyarlılıkların ‘aynısının tıpkısı’ üzerinden siyaset kuralım ve yapalım” diyen pek yoktur.  Mesele, bir kez daha “kurgulama” ve “başkalaştırma” işine gelip dayanmaktadır ve bize göre laiklik ve dinci gericiliğe karşı mücadele, ayakları yerden kesmeden, fazla uçmadan böyle bir “başkalaştırmaya” en elverişli tema olarak ön planda durmaktadır.

Eskişehir’deki sempozyum demişken, bir başka sempozyum katılımcısı, Fatih Yaşlı, oradaki sohbetimizde söylemişti: 2013 Gezi direnişinin kendi karakterinin yanı sıra belki de en önemli tetikleyicisi Erdoğan’ın “iki ayyaş” çıkışıdır. Ekliyoruz: En önemli “simgelerinden” biri de “şerefine Tayyip” diye kalkan kadehlerdir…    

***

Sonuç olarak, Türkiye’de zaman bir anlamda lehimize işlemektedir…

Şu nedenle: Pek çok alanda kötüye gidiş, yaşanan bunca olumsuzluk, “bu kadar da olmaz” dedirten pek çok durum insanlarda “bari biraz daha iyisi olsun” yetinmeciliğini körüklüyor olabilir. Ancak, düzen cenahından gelen her hamle, “biraz daha iyisine” niyetlense bile düzeltici herhangi bir sonuç vermemekte, tersine işleri daha da kötüye götürmektedir.

Başka bir deyişle Türkiye, “boynun eğri” denmesi hepten anlamsız kaçacak bir deveye benzeme yolundadır.

Bir yanıyla olumsuzdur; ama öbür yanıyla mevcut tepki ve yönelimleri çok daha ileriye taşıma imkânları da barındırmaktadır.

Mesele, deneyecek miyiz denemeyecek miyiz meselesidir… Laikliği ve dinci gericiliğe karşı mücadeleyi bu tabloya nasıl, hangi bağlam ve uzantılarıyla birlikte yerleştirmek gerekir sorusuna yanıt aramak ve bulmaktır.