'Depresyon suçu' ve bazı sorular



07-01-2020 08:36


Ebru Pektaş

Yoksul, genç bir kadın, bir üniversite öğrencisi Sibel Ünli’nin intiharı hepimizi derinden sarstı.

Sibel’in ölümü, son yıllarda kriz-yoksulluk bağlantılı artan intiharların ötesinde, genç bir kadın için, erkek egemen bir dünyada “yaşanmaya değer bir hayatın” nasıl da ölümüne bir varoluş sancısı haline geldiğini bir kez daha gösterdi.

Sibel’in ölümü başka bir şeyi daha gösterdi. Soğuk denizde katılaşanın acımasız gerçekliği aslında bir taraftan ve de hızlıca “psikolojik sorunlara, depresyona” tahvil edilebiliyordu.

Bu yazının amacı yaygın bir “psikolojik sorun” olarak depresyon hakkında politik meramı olan bazı sorular sormak.

***

O halde bazı sorular…

Kriz, yoksulluk, ataerkil zorbalık vs bunlar hakkında söz söylemek kolay da “depresyon” da mı bizim politik ufkumuz içindedir?

Ken Loach’ın Riff-Raff’ında(1991) geçen sahne hatırlanacaktır:

+ Sen hiç depresyona girdin mi?

- Depresyon burjuvalar içindir. Biz sadece sabah uyanır ve yollara düşeriz. Hepsi bu.

Emekçiler intihar ederken, yoksullar, genç kadınlar canına kıyarken “kalkılamayan yatakların” ya da “düşülemeyen yolların” anlattığı başka bir şey olabilir mi?

Neredeyse 40 yıldır “başka bir alternatif yok” diyenlerin uğursuz siyasetleri, insanları çaresizliğe, daha fazla karanlığa, bitmeyen kaygıya, kaybetme korkusuna sistematik biçimde iterken “depresyon” tam da burada beliriyor olabilir mi?

Kapitalizmin, süper market reyonlarından film karelerine taşan, modadan medyaya uzanan “ben özelim” narsisistik çığlıkları, yalnızca ruhumuzun her ayrıntısına hükmetmek isteğini ve hatta ondan geriye kalan son zerreciğe bile el koymayı arzuladığını göstermiyor. O çığlıklar, ona itaat etmeyecekleri, ona ayak uyduramayacakları, olduramayacakları, yetiremeyecekleri, “yataktan kalkamayacakları” da tüm dehşetiyle kuşatmak istiyor.

Aynı kapitalizm, günümüzün çeşitli siyasi rejimleriyle, hıncın, öfkenin, hamasetin, güçlüden yana büyüklenmenin “kollektif bedenlerde” gezindiği bambaşka duygu siyasetlerini, “kaybedenlerin”, mutsuzların, “depresyonda olanların”  önüne atıyor

Tüm bu ayartmaların bir anlamı olabilir mi?

***

Peki…Biraz daha içeriye doğru adım atalım. Depresyonda olmak bir suç mudur?

Soru tuhaf gelmiş olabilir ama pek çok örnekte “depresyon” ile “suç” yan yana anılır. Sözgelimi en yakın örnek olarak Sibel, ölümünden önceki bir yazışmasında “hepiniz suçlusunuz” demiştir. Sibel’in ölümünden sonra sosyal medyada pek çok kişi “hepimiz suçluyuz” demiştir. Ya da tersine azımsanamayacak toplamda kimileri de epey aşağılık gerekçelerle Sibel’in ölümünden, depresyonundan bizatihi Sibel’i suçlu bulmuştur.

Demek ki ortada tam olarak konumu belirlenememiş bir suç vardır: “Depresyon suçu”

İşin aslı depresyonla suçu aynı kaba sokan bizatihi kapitalizmdir.

Zira kapitalizm size türlü türlü yollar sunar. En gerideki bile rekabetin kurallarını zekice lehine çevirebilir ve iyi bir eğitim alabilir(!) “Toplum diye bir şey yok” sonuçta, o sınavlardan aldığın puan var. Depresyona giremezsin. Kariyerini kişisel önceliklerine göre dizayn edebilir, saçma sapan müdürünün ipe sapa gelmez takıntılarıyla baş edebilirsin. Depresyondan bahsedemeyiz. Yine de öğle yemeğine dikkat etmeli, yüksek lifli besinlerden tüketmelisin. Zeytinyağı çok önemli. Her şeyin anlamsızlığı saçma bir fikir. Spor yapmalı ve rekabete uygun bir beden yaratmalısın. Boşluk duygusuna gerek yok. Oraya kredi kartına 8 taksitle alacağın kazağı koyabilirsin.

İç sıkıntısına gerek yok. Tüyler alınsın, tenler kremlensin, pudralansın, bronzlansın, gölgelere aydınlık, kırışıklara botoks, sarkmalara krem, çatlamalara bilmem ne yağı, ufak rötuşlar aman ne güzel hayat!

İşsizsen suç sende, kendini daha fazla nitelikli hale getir; az kazanıyorsan suç sende daha iyi bir iş için çabala, para sorunun yok ve depresyondaysan yine de suç sende, kendine hayat hedefleri, motivasyonlar, “kendini gerçekleştirme” talimatları belirle!

Kısacası kapitalizm şunu demektedir: Mutluluk kişisel bir sorumluluktur, etik bir ödevdir. Mutlu olamamak tüm bu seçenekleri yok saymak, sorumsuzluktur. Dahası üstüne depresyon tümüyle kişisel bir suçtur.

Suç kişisel serotoninizde sermayede değil; suç kişisel genetiğinizde neoliberalizmde değil, suç kişisel ilişkilerinizde “rejimlerde” değil!

İşin ilginç tarafı kapitalizm hem depresyonu yaratarak hem de onu “kişiselleştirerek” yani sorumluluğunu kişiye yükleyerek acı çekeni iki kez lanetlemiş olur.(1)

Oysaki kapitalizm eğitimsiz bırakarak, işsiz bırakarak, sağlıksız, olanaksız bırakarak, yabancılaşmış bırakarak, ataerkil zorbalığa teslim ederek tam da depresyonu yaratmıyor mu?

Kapitalizmin bu “suçlama” mantığı hakkında düşünmek ve sıkı bir cevap üretmek durumundayız. Ve belki de şu soruyu düşünmeliyiz: Kadınlar, ezilenler, işçiler bir gün gerçekten “kendilerini suçlamayı” bıraktıklarında ne olur, düşünebiliyor musunuz? (2)

-------------------------------------------------------

Kaynak:

1 - https://lareviewofbooks.org/article/future-no-future-depression-left-politics-mental-health/

2 - https://webhome.cs.uvic.ca/~mserra/AttachedFiles/PersonalPolitical.pdf