Denksiz denklem



15-09-2014 12:09


Aysel Tekerek

Geçen hafta  Kürt sorunu ve Yeni Türkiye’nin kesiştiği temel noktaları kaleme almıştık. Bir sürecin sorunu getirip bağladığı noktaların çözüm olarak gösterilmesinin objektif sınırları olduğunu belirtmiştik.

Bu objektif sınırlara yakından bakalım…

Kürt sorununu ister bir kimlik, ister bir ulusun tam olarak varlığını tamamlaması, isterseniz de gerçek anlamda  kurtuluşu olarak bir çözüm başlığına bağlayın, sonuç kapitalizm ölçeğinde çözülecek cinsten olmaktan çıkmıştır.

Kimlik mesela, en nihayetinde bir yere kadar uzanır. Anayasal olarak resmi ikinci sınıf halk olma tanımının konulması ile sınırlanır. Ana dilde eğitim, ana dilde kamusal hizmet almak, Kürtçenin resmi yazışmalarda da kullanılması ya da çift dilli bir hayata geçilmesi gibi oldukça önemli ve kıymetli ihtiyaçların AKP ve Kürt hareketinin karşılıklı pragmatizminde gelip dayanacağı alan en fazla bölgesel bir alan olabilir. Yerel özerklik tartışmalarında da görüleceği gibi bir yetki devri ile işin bir yere bağlanması çok az yerde yetkilerin artmasını bir çok yerde ise bir cezai sorumsuzluğun garantiye alınması noktasındadır. Bu çözümün bir yola girmesi anlamında değil girdiği yolun resmi çıkış noktasıdır.

Ulusun tam olarak varlığını tamamlamasından kastedilen ise bir devlete sahip olmaktır. İşte bu kısım güncel olarak pragmatizmin dışında tarihsel olarak da hatırı sayılı bir Kürt toplamı için bir ilke temel bir ihtiyaç ve mutlaka varılması gereken bir sonuç olarak genel kabuldür. Bugün HDP'ye oy veren Şırnak’taki bir Kürde “Bir devletimiz olmasını ister misin” diye sorduğunuzda “Türkiye Devleti kabul ederse“ diye başlayan bir cümle ile karşılaşmanız bu anlamda çok doğaldır.  Bu soru Kürt liberal bir toplamda “T.C gölge etmesin başka ihsan istemez” formülü ile yanıt bulurken, hareketin ideologları tarafından da makbul yanıt formülü, devletsiz bir ulus inşasının günümüz koşullarında mümkün olduğudur.

Gerçek anlamda kurtuluşun ise bu düzen içinde mümkün olmadığını sadece biz komünistler değil, Şırnak’taki Kürt de bilmektedir. Gerçek sorunun gerçek çözümünü öteleyen geciktiren ise bilmenin biraz ötesine geçme bunun mücadelesini verme noktasında düğümlenip kalmaktadır…

Şırnaklı Kürt’ten devam edelim. 

Gelinen noktada  sürecin devamı, barışın sağlanması, anaların ağlamaması, sorunun sadece kabulü değil en asgari noktalarda çözüme bağlanması özlemi, kabule rağmen gerçek bir çözüm ile arasındaki mesafenin de büyümesinin ana nedenlerinden biridir. Daha fazlasını istese de bunun mücadelesini vermek, bugün bir Kürt için daha azından mahrum kalmak endişesini doğurmaktadır. “Kürtlerin bugün sosyalizmin gelmesini beklemek gibi bir lüksleri yoktur” propagandası artık, sosyalizm deyince, var olan her şeyin ellerinden kayıp gideceği yakınmasına varabilmektedir.

Bu düğümü çözmek ise tam da bu başlıkta bir zorunluluktur.

Bizler için çözüm, bu düğümü çözmekle başlayacaktır. Bizler derken örgütlü komünistlerden bahsetmiyorum yalnızca. Bu gün bu sıkışmayı, pratik düzeyde örgütlü ya da değil bir Kürt emekçisi de yaşamaktadır. Doğrudan AKP’nin halk  ve emek düşmanı politikalarını yalnızca karşısına alan değil bunun için direniş başlatan Kürt emekçisi iki kez düşünmek zorunda bırakılmaktadır. Bugün sürece zarar vermenin adı Kürt politik alanı açısından AKP’nin samimiyetini sorgulamanın ötesinde onu zayıflatma olarak kodlanmış olduğundan Kürt halkı iki sorundan birine dair bir tercihe fiili olarak sıkıştırılmaktadır.

Bunun en tipik örneği Van’daki İşkur işçilerinin mücadelesinde kendini göstermektedir. Bölge belediyeleri açısından  bu güne kadar en ileride durmaya özen gösteren belediye yönetimi dahi, kentin orta yerindeki bu direnişi nerdeyse görmezlikten gelmekte, Kürt yerel  basınında, maalesef ki, İşkur işçilerine polis saldırısı “Van da yine olay” olarak sunulmaktadır ne yazık ki…

Bugün Kürt sorununda  mücadele alanı asgari ile azami, resmi ikinci sınıf halk olmakla, Sosyalist cumhuriyetin kurucu dinamiklerden olmak denkleminden devam edecektir.

Bilinmeyenleri eşittirin diğer yanına almak ve sonucun bir sıfırdan fazla olacağını göstermek ise ne güzel bir iştir…