Davutoğlu ‘restorasyonu’ ve ‘değerli yalnızlık’



28-08-2014 10:30


Mehmet Karaoğlu

Ahmet Davutoğlu kongrede seçildikten sonra yaptığı konuşmada AKP’yi tanımlayan yeni bir kavramı siyaset dünyamıza kazandırdı: “Restorasyon Hareketi”. Geçmişte hiç tanık olmadığımız kavrama konuşmasında birkaç kez yer veren Davutoğlu, örneğin Erdoğan’la arasındaki sürekliliği de bu kavrama başvurarak anlattı: “Son 12 yılda gerçekleştirilen büyük restorasyon hareketi hiçbir ara ve kesintiye uğramadan devam edecektir”.

İfade ilk okunduğunda kuşkusuz Davutoğlu’nun geçmişte açıktan savunmaktan kaçındığı “Yeni Osmanlı” kavramının farklı bir ifadesinden ibaret. Öte yandan basında buna şimdiden farklı anlamlar yükleyen eğilimlerin ortaya çıkacağı ve bu anlamın ötesine geçebileceği görülüyor. Örneğin Ahmet İnsel yazısında, Davutoğlu’nun “Yeni Osmanlıcı” bir restorasyon kast etmediğini, kavramın aslında “devletin yabancılaşmış elitlerin elinden kurtarılması” anlamı taşıdığını öne sürdü.

Anlaşılıyor ki bir kez daha AKP’yi çekingen bir şekilde destekleyecek farklı çizgilerin anlam atfedebileceği yeni bir kavramsal oyuncakla karşı karşıyayız. Bu yüzden liberallerin ardından bazı ulusalcı kalemlerden de benzer girişimler bekliyorum açıkçası. Örneğin Davutoğlu’nun konuşmasında yer alan diğer iki vurguyla, “paralelcilerin” devletten temizlenmesi ve “köklü devlet geleneğine dönüş” vurgularıyla birlikte okunduğunda bazı ulusalcıları heyecanlandıracak yorumlara da açık kapı bırakıldığı ortada.

Restorasyon kavramı kriz zamanlarında ileriye değil geriye bakanlar için bir umut ifade eder. Bu açıdan AKP’liler, liberaller ve ulusalcıların her biri için en uç yorumlarıyla sırasıyla Osmanlının yeniden dirilmesi, “sonradan bozulan” AKP’nin eski tarzına geri dönmesi ve bir Cumhuriyetçi restorasyon sürecini ifade edebilir. Bu anlamda her bir kesim Davutoğlu’nun sözlerinde ve adımlarında buna dair işaretler arayacaktır.

Bu arayış aynı zamanda Davutoğlu dönemiyle birlikte AKP’ye karşı duran geniş kesimlere AKP’de bir umut ışığı olduğu mesajı verme çabalarıyla da örtüşüyor. Buradan özellikle “Tayyip kötü, Davutoğlu iyi” mesajı ve Erdoğan’ın bozduğu şeylerin Davutoğlu tarafından “restore” edilebileceği mesajı da çıkabilir. Ancak geçmişte de benzerlerini yaygın olarak gördüğümüz bu tutumun, yani AKP’de olumlu yanlar arama çabasının bu partiyle gerçek bir siyasal hesaplaşmaya gidilmesine ne kadar zarar verdiği ortada. Ve hangi yorumla okunursa okunsun Türkiye’de bir restorasyon, yani Osmanlının, “eski AKP”nin ve Birinci Cumhuriyetin restore edilmesi ihtimal dışıdır.

Bu noktada Davutoğlu’nun çok iddialı olduğu ve bir o kadar da açık bir şekilde iflas eden dış politika alanında da aynı soruyu sorabiliriz: Davutoğlu dış politikada yeni bir nefes alıp Yeni Osmanlıcılığa bir şans daha kazandırabilir mi?

Dış politikadaki iflas her ne kadar tam anlamıyla bir duvara toslama boyutlarına ulaşmasa da, iflasın boyutlarını küçümsemek mümkün değil. O kadar ki gelinen nokta nedeniyle AKP’liler uzun zamandır Davutoğlu’nun ünlü “komşularla sıfır sorun” ifadesini dillerinden düşürerek “değerli yalnızlık” kavramını kullanmak zorunda kaldı. “Değerli yalnızlık” AKP’nin resmi söyleminde, sanki kendileriyle hiçbir ilişkileri yokmuş gibi iflasın sorumluluğunu yalnızca Batılı ülkelere ve İsrail’e atmanın bir yolu oldu.

Yukarıdaki sorunun yanıtı için Davutoğlu’nun kongre konuşmasına baktığımızda ise yine “kültür” ve “medeniyet” gibi kavramların bolca kullanıldığını ve “sadece reel politika değil insani ve vicdani diplomasiye dayalı dış politika” iddiasının dile getirildiğini görüyoruz. Kuşkusuz bunların hiçbiri yeni değil ve dış politikada bir “restorasyon” ufkuna işaret etmiyor. Örneğin Ortadoğu’da Osmanlı’nın kültürel mirasının bugün siyasete tahvil edilebilir herhangi bir yön taşımadığını son üç yıl en açık şekilde gösterdi.

“İnsani ve vicdani diplomasi” ise somut olarak Suriye örneğinde ülkedeki krizin kaşınması, yardım adı altında göçmenlerin silahlandırılması, kalanların ise insanlık dışı koşullara ve yabancı düşmanlığına maruz bırakılması oldu. İnsani ve vicdani diploması işte böyle bir şey!

Davutoğlu'nun gelinen noktayı aşmak için zorlamalar içeren daha saldırgan bir dış politikaya yönelmesi ise iç politikada  zaten mevcut olan meşruiyet sorununu daha da artıracaktır. Sonuç olarak Davutoğlu'nda Yeni Osmanlıcılığa yeni bir enerji verecek bir perspektifin işaretleri görünmüyor. Dolayısıyla ne sıfat takılırsa takılsın Davutoğlu'nun Ortadoğu'daki yalnızlığı sürecek.

Şunu da ekleyebiliriz ki, bu yalnızlığın yalnızca dış politikada değil iç politikada da gündeme gelmesi güçlü bir olasılık. Bir siyasi kriz patlak verdiğinde AKP’nin önde gelen isimlerinin Erdoğan’a sahip çıktıkları gibi Davutoğlu’na sahip çıkmayacakları öngörülebilir. Bu nedenle restorasyon hayalleri çöktükçe, bunların yerini bir kez daha kriz yönetimi stratejileri alacaktır.