Çünkü hayat çok kısa...



09-08-2020 13:05


Öznur Özkaya

Dünyada iki milyar beş yüz milyon insan Dünya Bankası tarafından günlük 2 ABD doları olarak belirlenen yoksulluk sınırının altında yaşamakta iken, bir milyar iki yüz milyon insan ise günlük 1 ABD doları olarak belirlenen açlık sınırının altında yaşamını sürdürmektedir. Türkiye'de ise tüketicilerin yüzde 20'si, yani 16 milyondan fazla insan açlık sınırının altında yaşamaktadır. Nüfusun yüzde 60'dan fazlası, yani 48 milyon insan da yoksulluk içindedir. Halbuki eğitim ve sağlık hizmeti almak, barınmak anayasal haktır, değil mi? Ondan bundan geçinmeyi kendine iş edinmişleri dışarıda tutarak söylüyorum; hiçbir sosyal güvenceye sahip olmayan çareyi avuç açmakta bulan yaşlılar, reel engelliler, vb.  ile yöneticisiz, efendisiz yaşamak isteyip 'düzen' kavramıyla sömürü, baskı ve adaletsizliğin örtüldüğünü düşünen ve tektipleştirilmenin yırtılması gerektiğini savunanlar çalış(a)mayarak düzene karşı çıkar ve sistem dışına atılırlar.

Şimdi bu ikinci gruptaki insanlar ile sistemi / düzeni temsil eden insanları düşünelim. Albert Cossery'nin Türkçe'deki ilk kitabı "Dilenciler ve Kibirliler" adlı kitabı bize yardım etsin. Eski felsefe hocası ve dilenci Gohar, uyuşturucu satıcısı ve şair Yeghen, otoriter ve eşcinsel polis amiri Nureddin Kahire sokaklarında bir araya geliyor. Ve hikâye  ‘adaletsiz toplumların düzenini bozan’ hırsızlar, züppeler, dilenciler ve yersiz yurtsuzlardan oluşuyor.

Künye: Dilenciler ve Kibirliler, Albert Cossery, Çev: Servet Ugan, Kolektif Kitap, 2020.

Gohar ve Yeghen gibi karakterler (dilenciler) insanların birbirleri üstünde baskıyla egemenlik kurmaya çalışmadığı, birbirlerini ezmediği, sömürmediği bir dünya peşindedirler. Bunu kolektif bir yaşamı benimseyerek değil salt sistemin dışına çıkarak, bireysel açıdan özgürleşerek gerçekleştirmeye çalışırlar. Kendileriyle fazlasıyla barışıktırlar; kimliklerin kişilikleri örselemediği, kendi yaşamını ele geçiren özgür insanı barındırabilen, insanların, toplumsal kurumların saydamlaşması gerektiğine işaret ederler. Onlara göre insan doğasında kötülüğü, şiddeti, suçu barındırmaz, suç eğilimi insanın dışında oluşur ve devlet kendi meşruluğunu sağlamak için insanı da suçlu kılar.

El Kordi ve Nureddin gibi karakterler (kibirliler) ise dünya kendi etraflarında dönüyor sanırlar. Her konuda uzmandırlar, her şeyi çok iyi bilirler, çalıştıkları alanda onlardan üstün kişi olamaz, karşılarındaki cahilleri kurtarmak için görevlendirildiklerini düşünürler. Halbuki bu tip insanlar gelişmeye kapalıdırlar; yetenekli olsalar bile kendilerini dev aynasında gördükleri için hayatın gerisinde kalırlar. İnsancıl acizliklerini, yaptıkları haksızlıkları, beceriksizliklerini gizlemeye çalıştıkları için son derece itici olurlar. Aşırı özgüvenli görünseler de gerçeklikle bağları kopuktur, dolayısıyla ciddi kişilik bozukluğu davranışları sergilerler.

Bazı yönlerden eksikleri olan bir öykü olsa da, "Dilenciler ve Kibirliler" okuru durup düşünmeye sevk ettiği için oldukça önemli bir eser kanımca. Gohar "Ama insan kendi türdeşleri için de bir afete dönüşmüştür. İnsan bir depremden daha kötüdür artık. Her halükârda daha fazla yıkıma yol açar." dediğinde irkiliyorsunuz. Çünkü hayat çok kısa. Hayat değersiz hissetmek, değeri yanlış yerden beklemek veya yıkıma uğramak için de çok kısa.