Cumhuriyetçiler ve Kürtler



25-09-2015 07:36


AKP iktidarı, en büyük darbeyi yediği Haziran Direnişi'nden bu yana ciddi bir krizle karşı karşıya.

İktidar, hala büyük bir siyasal güce sahip olsa da yeni siyasal-ideolojik meşruiyet kaynakları elde edecek açılımlar yapma yeteneğini büyük ölçüde yitirdi. Her sıkışma anında baskı aygıtlarının yardıma çağırılması büyük ölçüde bu durumdan kaynaklanıyor.

Durum sadece bundan ibaret değil. Türkiye'de AKP'nin ana temsilciliğini üstlendiği İslamcılık, "Arap Baharı" sürecinin ardından bölgede de ciddi bir prestij kaybına uğradı. Kendisini, Ortadoğu ve Türkiye'nin kangrenleşmiş sorunlarına çözüm getirebilecek bir siyasi akım olarak sunma becerisini yitirdi. AKP'nin de iktidara geldiği ilk dönemde büyük ölçüde liberallerin desteğiyle yarattığı bu yanılsama Haziran Direnişi sonrasında yerle bir oldu.

Bu durumun, en net haliyle ortaya çıktığı başlıklardan biri de 'Kürt sorunu'. AKP'nin sorunun çözümü olarak dayattığı 'İslam Kardeşliği' ekseni, sorunun kaynağını cumhuriyet olarak tanımlıyor ve çözümü cumhuriyetin dışarıda bıraktığı bir kesim olarak İslamcıların getirebileceğini vaz ediyordu. Bilimsel temellerden yoksun olan bu anlatı, Gezi'nin gerçeklik testiyle tümüyle sınıfta kaldı.

Haziran Direnişi temel olarak, AKP iktidarının meşruiyet kaynaklarını kurutarak bu eksenin idam fermanını verdi. Meşruiyet kaynaklarının kurumasında, özgürlükçü taleplerin laiklikle kurduğu özgün ilişki ve AKP'nin siyasi davalarla ciddi darbeler alan demokrasi retoriğine son darbenin vurulması rol oynadı.

Haziran sonrasında AKP, 'İslam kardeşliği' formülünü estetize eden ve geniş kesimler nezdinde düpedüz Osmanlıcılık olarak algılanmasının önüne geçen demokrasi ve özgürlük başlıklarında hamle yapamaz hale geldi.

Bu anlamda, Haziran'dan bu yana, yandaş yazarların zaman zaman dile getirdiği "Gezi çözüm sürecine darbe vurdu" ifadesi bir yönüyle doğru. Yandaşların anlamadığı kısım, bu darbenin niteliği. Haziran'ın "çözüm süreci"ne vurduğu darbenin özünde, AKP'nin demokrasi ve özgürlükle bir arada anılamayacağının ortaya konması var, Gezi kitlesinin barış ve kardeşlikle mesafesi değil...

Aksine Gezi, Türkiye halklarının nasıl bir arada yaşayabileceğine dair önemli ipuçları verdi. Lice'de kalekol yapımına karşı yapılan yürüyüşte, Medeni Yıldırım'ın öldürülmesinden sonra yapılan eylemler bu konuda ilk akla gelen örnek. 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tablo da buradaki potansiyelin sürdüğünü gösteriyor.

Haziran'da kurulan ilişki hala nüve halinde ve cumhuriyetçi kesimlerle Kürt toplumsallığı arasındaki kimi gerilimleri bünyesinde barındırıyor. Buna karşın, Türkiye halklarının birlik ve kardeşliğinin sağlanabileceği tek zemin burası.

Bu zeminin ve içerisinde barındırdığı gerilimlerin nasıl şekilleneceği ise önümüzdeki dönemin temel sorunlarından biri.

Sosyalistler, bu alanda siyaset geliştirirken aşağıdaki başlıkları akılda tutmalıdır:

1) Seçim sonrasında oluşacak tabloda, AKP'nin tek başına iktidara gelmesi durumunda Kürt başlığında yeni bir denge arayışına girmesi olasıdır. Ancak, bu tarz arayışların orta vadeli bir istikrarı bile sağlayamacağı bilinmelidir.

2) Kürt sorununda İslamcı eksenin çöküşü, seküler/cumhuriyetçi kesimlerle Kürt toplumsallığının ilişkisi üzerinden oluşturulacak bir ekseni Türkiye açısından bir varlık sorunu haline getirmektedir. Bunun dışında kalan seçenekler imha ve çözülmedir.

3) Seküler/cumhuriyetçi kesimlerle Kürt toplumsallığı arasında kurulacak ilişki, sosyalizan temalar üzerine kurulabileceği gibi liberal bir zemine de yaslanabilir. Bu iki kesim arasındaki olası yakınlaşmaları, önsel olarak 'Gezi kitlesinin liberalleştirilmesi' diye tanımlamak, sorunlu bir yaklaşımın ürünü olmak bir yana yenilginin sahaya çıkmadan kabullenilmesi anlamına gelir.

4) Haziran Direnişi, cumhuriyetçi kesimler açısından da bir dönüşümü* ifade etmektedir. Sosyalistlerin birlik, barış ve kardeşliği sağlayabilecek bir program ortaya koyması, Kürt toplumsallığı kadar bu kesimlerle kurulacak ilişki açısından da önemsenmelidir. Kürt halkını da içerisine yerleştirdiği bir birlik programı ortaya koyamayan bir öznenin cumhuriyetçi kesimler tarafından da ciddiye alınmayacağı bilinmelidir.

5) Haziran Direnişi'nde laiklik ve özgürlük arasında kurulan ilişki orta vadede bir sonuca bağlanacaktır. Burada, iki ana seçenek ortaya çıkmaktadır. Bir seçenek, liberal bir eksenin 'özgürlük' üzerindeki etkisini kullanarak sulandırılmış bir laikliği Haziran kitlesi içerisinde egemen kılmasıdır. Diğeri ise sosyalistlerin laiklikteki etkisinden hareketle, laiklikle karakter kazanmış bir özgürlükçülük eksenini güçlendirmesidir. Sosyalist hareket, AKP'li yıllarda ciddi bir prestij kaybına uğrayan liberalizmin bir yeniden doğuş yaşamasını engellemek için özgürlükçülük başlığında elini korkak alıştırmamalıdır. Buradaki mücadelenin özellikle özgürlük kavramı üzerindeki sonuçları, Kürt sorununun Türkiyeli çözümü başlığında, liberallerin mi yoksa sosyalistlerin mi daha geniş müdahale kanallarına sahip olacağını da belirleyecektir.

6) Cumhurbaşkanlığı ve 7 Haziran seçimlerinde HDP'nin Kürt toplumsallığı içerisindeki gücüne dayanarak cumhuriyetçi kesimlerle bir diyalog geliştirmeyi başarması önemli bir göstergedir. Bizim açımızdan ise bunun tersi geçerli olmalıdır. Sosyalistler, cumhuriyetçi kesimler içerisinde sağlayacağı etkiden kalkarak Kürt toplumsallığı ile temas kurabilir.


*Bu konuda, faydalı bir değerlendirme için Doğan Ergün'ün geçen haftaki yazısı okunabilir http://ilerihaber.org/yazarlar/dogan-ergun/cumhuriyet-i-korumak/1538/