Cumhuriyet, emek ve kardeşlik cephesi



08-01-2015 09:27


Ender Helvacıoğlu

2015 kritik bir yıl. Genel seçimler yapılacak.

AKP, iktidarını sürekli seçim başarıları kazanarak pekiştirdi, tıpkı Hitler’in Nazi partisi gibi. Muhaliflerinin dirayetsizliğinden yararlanarak hasımlarını tek tek tasfiye etti, ediyor; yine tıpkı Naziler gibi.

2007 seçimlerinden sonra devlet ve ordu içindeki ulusalcı güçleri tasfiye etti. 2011 seçimleri ve referandum başarılarıyla da kendi rejiminin temellerini attı. Bu iktidarı sarsan tek ciddi muhalefet 2013 Haziran’ında halkın kendiliğinden kalkışmasıyla geldi. Bu hareketi de yoğun devlet baskısı ve 2014 yılı yerel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimi başarıları ile -ezemedi ama şimdilik- durdurmayı başardı.

Kısacası sandık başarılarıyla ilerleyen bir karşı-devrim süreci yaşadık, yaşıyoruz.

Liderini cumhurbaşkanı yapan AKP, 2015 genel seçimlerinden de tek başına iktidar olarak çıkarsa, “Türkiye’nin aydınlık yüzü” dediğimiz nüfusun yarısından çoğu için felaket senaryolarının gündeme gelebileceğini görmek gerekiyor.

AKP’nin oy oranını üç aşağı beş yukarı koruyarak tek başına iktidar olması ve Kürt hareketinin tek ciddi muhatabı olarak kalması: a) Türkiye’nin parçalanma sürecinin iyice derinleşmesi, b) halk hareketinin ezilerek koyu bir İslamcı-faşist rejimin oluşması, c) veya bir iç savaş sürecinin başlaması olasılıklarını ciddi olarak gündeme getirir.

Bunların hiçbiri şaka değil, olgularla desteklenen gerçek olasılıklardır. Yanı başımızdaki İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ın geçmişinden ve bugününden ders alınmalı.

O halde bu süreç tersine çevrilmeli ve AKP iktidarı yıkılmalıdır. Bunun, büyük felaketler yaşamadan gerçekleşebilmesi için son şansları kullanıyoruz.

AKP iktidarı 2015 seçimlerinde sandığa gömülmeli veya en azından tek başına iktidar olması engellenmelidir.

Bunun iki yolu var.

Birincisi, Haziran 2013’ü de aşan kapsamda yeni (ve bu kez örgütlü) bir halk ayaklanmasının AKP iktidarını devirmesidir. Ama bu nesnel bir olay; biz istiyoruz veya bir parti talimat verdi diye kitleler ayaklanmaz.

İkinci yol ise -belki siyasi iklimi değiştirerek birincinin de yolunu açacak olan- olağanüstü seçim ittifakıdır. İşte bu, Türkiye’nin aydınlık yüzü dediğimiz kesimlerin temsilcilerinin iradesi dahilinde olan bir konudur.

CHP, bütün kanatlarıyla ulusalcı-Kemalist kesimler ve başta Birleşik Haziran Hareketi (BHH) olmak üzere sosyalistler ittifak yapmalı ve 2015 seçimlerine tek liste halinde girmelidirler.

Tabii ki bütün bu kesimlerin dünya görüşleri, ulaşmak istedikleri hedefler, hatta temel politikaları birbirinden çok farklıdır. Fakat bu farklı hedeflere varmak için çözülmesi gereken düğüm hepsi için ortaktır: AKP rejimine set çekilmesi. Bu noktada ittifak yapılmalı, tehlike bertaraf edilmeli ve Türkiye’nin önü açılmalıdır.

Ülkemizin tepesine çöken gerici-İslamcı karanlığı yırtmak, laik ve aydınlık bir Türkiye’nin yolunu açmak için;

Modern anlamda temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınacağı demokratik bir Türkiye’nin yolunu açmak için;

Ülkemiz emekçilerinin Ortaçağ koşullarında çalışmasına dur demek için;

Halkımızın ortak zenginliklerine el konulmasını engelleyecek kamucu bir ekonominin yolunu açmak için;

Her türlü yolsuzluk, vurgun, talan ve yağmadan hesap sorulması için;

Emperyalist politikaların taşeronu olmayan bağımsız ve başı dik bir Türkiye için:

Türk ve Kürt yurttaşlarımızın birbirlerinin haklarına saygıyla, eşit ve özgür bir biçimde, kardeşçe yaşayacağı bir çözümün yolunu açmak için;

Cumhuriyet, Emek ve Kardeşlik Cephesi!

Genel seçimlere böyle bir cephe ile girmenin iki olumlu sonucu olacaktır: Birincisi, özellikle CHP politikaları yüzünden partisinden ve seçimlerden umudunu kesen, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de gösterdiği gibi 10-12 milyona ulaşan çok ciddi bir ağırlığa yeniden umut verilmesi ve politik mücadeleye çekilmesi.

İkincisi ise Kürt hareketine, 30 yıldır mücadele ettikleri sorunlarının çözümü için AKP’den (ve ABD’den) çok daha güvenilir ve çok daha güçlü bir muhatabın gösterilmesi. Gönül, HDP’nin de seçim öncesinde böyle bir cephenin güçlü bir parçası olmasından yana; o zaman başarı şansı çok daha yüksek olur. Ama seçim öncesinde başarılamasa bile, bu cephenin başarıyla çıkacağı bir seçim sonrasında ittifakın Kürt halkının temsilcilerinin katılımı ile de büyümesi güçlü olasılıktır. Bu noktada tereddüt gösterebilecek ulusalcı kesimlere -en azından- Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı sürecinde izlediği politikaları anımsatalım. Sosyalist arkadaşlarımıza da, Kürt hareketiyle -onun anlamsız bir kuyruğu olmadan- sonuç alıcı bir ittifakın tek yolunun bu olduğunu belirtelim. (Bu konuları daha çok yazar ve tartışırız.)

***

Büyük tehlikeler ancak olağanüstü çözümlerle engellenebilir. Küçük hesapların günü değil.

CHP yönetimi, “madem tehlike büyük, bizi destekleyin” diyecektir. Bunu yıllardır yapıyor, ama sonuç alınamadığı ve çözüm olamadığı görüldü.

CHP yönetimi sağa açılarak ve dinci kesimlere hoş gözükerek başarı kazanılacağını söyleyebilir; ama bunun da bir çözüm getiremediği, bir heyecan yaratamadığı, tam tersine güç kaybettirdiği görüldü.

Ulusalcılar, devlet ve ordu içindeki “zinde kuvvetlere” yeniden vurgu yapmak isteyebilirler; ama bunun da bir çözüm getirmediği, devlet ve ordu içinde gedikler yaratmanın da ancak büyük bir halk kuvvetiyle başarılabileceği görüldü.

Sosyalistler, CHP’nin veya HDP’nin listelerinde yer alarak veya bazı özel bölgelerde bağımsız aday göstererek meclise birkaç vekil sokma yolunu tutabilirler. Bunların hiçbiri herkesin hissettiği gerçek tehlikeyi bertaraf edebilecek yollar değil.

***

Tam da bu yazı üzerinde çalışırken okudum: Alper Taş arkadaşımız sorumlu bir sosyalist politikacı olarak ülke çapında düşünmüş ve bir seçim ittifakı önermiş: CHP, HDP ve sosyalistlerin ittifakı. Ama bence bu formülasyon yanlış. Henüz zaman var, uzun uzun tartışılır; şimdilik formüller halinde fikirlerimi belirtmek istiyorum:

Birincisi, Taş’ın önerisi, Haziran’ın ittifakı değil; dolayısıyla Türkiye gerçeğiyle örtüşmüyor. Haziran, tam da CHP tabanının, ulusalcıların, Kemalistlerin ve sosyalistlerin ortaklaşmasıyla çok geniş çevreleri içine çeken bir hareketti. Örneğin bugünlerde BHH “laik-bilimsel eğitim” kampanyası başlatıyor. Bu kampanyanın tabanı kimlerdir?

İkincisi, Taş’ın formülasyonu Haziran kitlesini kabak gibi ikiye bölüyor. CHP kitlesini, hatta BHH kitlesini bile ortak bir potada birleştirmiyor, tam tersine bölüyor. Hele CHP politikaları yüzünden seçimlerden umudunu kesmiş geniş kesimi tekrar kapsama potansiyeline hiç sahip değil. Bu nedenle “mümkün olan en geniş birliği sağlama” ilkesine aykırı. Taş’ın önerisi, AKP’yi yıkacak çapta bir gücü biriktirmiyor, tam tersine AKP karşıtlarını bölüyor.  

Üçüncüsü, Taş’ın önerisi, karşı cepheyi zayıflatan ve gedikler açan değil, daha da bütünleştiren ve güçlenmesine yol açacak bir öneri. Önemli bir ağırlığı, örneğin milliyetçileri AKP’nin yanına itiyor ki dikkat edelim Tayyip de buna oynuyor. Oysa önerdiğim formülasyon, bu kesimi en azından tarafsızlaştıran bir niteliğe sahip. Tayyip cephesi, Taş’ın formülasyonu ile işaret edilen cepheyi çok kolay alt edebilir.

Dördüncüsü, Türkiye devriminin denklemlerinden biri Türk ve Kürt emekçilerinin birliğiyse ve bir şekilde Türk-Kürt birliğinin sağlanması gerekiyorsa (ki sağlanamazsa bunun alternatifi sadece Türkiye çapında bir iç savaş değil, bölge çapında bir savaştır), bunun yolu Kürt hareketine daha büyük bir kuyruk değil, daha büyük bir muhatap yaratmaktır. AKP’yi devirecek bir oluşum yaratırız; Kürt hareketi de masamıza oturur, meseleleri eşitlik ve kardeşlik temelinde çözeriz. Taş’ın önerisi bu muhatabı yaratmıyor, Kürt hareketini mevcut muhataplarından, AKP’den ve ABD’den uzaklaştırmıyor.

Beşincisi, Kürt hareketinin Taş’ın önerdiği ittifaka yanaşacağını sanmıyorum. İnce politika konusunda ustadırlar ve AKP ile köprüleri atma anlamına gelen ama başarı şansı sıfıra yakın olan bir ittifaka yanaşmazlar; bu riski almazlar. Örneğin neden ısrarla (hatta tehdit de ederek) ÖDP’ye veya BHH’ye ittifak öneriyorlar da direkt CHP’ye önermiyorlar? Çünkü dertleri Türkiye çapında yüzde 10’u bulmaktır, yüzde 50’yi bulmak değil. Kendi bölgelerinde zaten o yüzde 50’yi buldular, iktidardırlar. Şunu bilincimize çıkaralım: Kürt hareketi kendi davası için yapabileceği her türlü ittifakı yaptı; ama bu dava Türkiye davası değil. Yürüttükleri pazarlıkta ellerini güçlendirecek figüranlar arıyorlar. Türkiye sosyalistleri kurtlar sofrasının figüranları değildir.

AKP’yi yıkacak olan cephe bellidir. Haziran Ayaklanmasına yani bizzat pratiğe bakın, cephenin bileşenlerinin kimler olduğunu görürsünüz.

Vakit varken bir araya gelelim ve ülkemizin kaderini elimize alalım.