Çoklu baro: Mağluptur bu yolda 'galip'



22-09-2020 07:12


Özgür Urfa

Dün yayınlanan bir haberde İstanbul’da ikinci baronun kurulması için gerekli iki bin imzanın toplandığı ve çarşamba günü Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) teslim edileceği yazıldı.

Çoklu baro tartışması geçen hafta Selman Öğüt’ün “Baro kuralım dedik aylardır iki bin imza toplanamadı. Bu bize ayıp olarak yeter” tweetiyle yeniden gündeme gelmiş, aynı paylaşımın devamında adı geçen Cavit Tatlı ise kendisine cevaben bir röportajda “Selman Öğüt istiyorsa iki bin imzayı bularak ayrı bir baro kurulabilir” şeklinde konuşmuştu. Yandaş baro girişimi henüz daha kuruluş aşamasındayken içeride güç kavgası da başlamış oldu.

“Çoklu baro” değişikliği 15 Temmuz 2020 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yasa değişikliği öncesine kadar mevzuat gereği bir şehirde en az otuz avukat bulunması şartıyla o şehirde tek baro kurulabilmekteydi. Düzenleme uyarınca ise üye sayısı beş binden fazla olan barolarda iki bin avukatla, aynı ilde birden fazla baro kurulabilmesinin önü açılmış oldu. Büyükşehirlerdeki barolarda seçimleri kazanamayan AKP-MHP’liler için önce nispi seçim sisteminin getirilmesi dillendirilmiş ancak bundan da istedikleri sonucu alamayacağını fark eden cumhur ittifakı çoklu baro adı altında yandaş baroların kurulması için düğmeye basmıştı.

On sekiz yıllık AKP döneminde ordu, bürokrasi, akademi ve yargıda büyük tasfiye, dönüşüm ve yerleşme operasyonları gerçekleştirildi. Rejim değişikliği sürecinin bir parçası olarak kurumlarda yaşanan süreçlerin devamı niteliğinde değerlendirilebilecek bir dönemin arifesindeyiz. Düzenin temel kurumlarında hakimiyet kuranlar, yeni dönemde siyasi ve yönetsel olarak etkide bulunamadığı meslek örgütlerini etkisizleştirme, tasfiye etme ve alternatif oluşturma şeklinde özetlenebilecek bir süreci hayata geçirmek istiyor.

Düzenlemenin iki temel amacı bulunuyor. Birincisi meselenin politik boyutu; İstanbul, Ankara ve İzmir baroları başta olmak üzere mevcut baroların büyük kısmı on yıllardır iktidarların etkisi ve kontrolü altına alınamayan meslek örgütleri olarak mevcudiyetlerini korumaktadır. Barolar birçok siyasi başlıkta hukuksuz uygulamaların karşısında duran, toplumsal davalarda adaletten yana tavır alan, kadın hakları, çocuk hakları, LGBTİ+ hakları, çevre hakları ve pek çok farklı konuda hak mücadelesi veren kurumlar olmaları sebebiyle hedef tahtasındalar. Yasal değişiklikle hedeflenen, yandaş baroların yapacakları açıklamalarıyla rejimin siyasi gündemlerini, projelerini ve hamlelerini destekleyerek meşruiyet alanı yaratmak ve politik tahakküm kurma isteğidir.  İkinci temel mesele ise elbette işin ekonomik boyutu; baroların çok sayıda gelir kaynağı bulunmakta. Binlerce üyenin aidatları, açılan her dava ve icra dosyasındaki baro pullarından elde edilen gelirler, taşınmazlar ve benzeri doğrudan gelirlerin yanı sıra avukatı ve olmayıp maddi olanağı bulunmayan vatandaşlara adli yardım ve CMK kapsamında yapılan avukat görevlendirmeleri çerçevesinde hazineden alınarak görev yapan avukatlara ödenen ücretlerdeki kesintiler gibi dolaylı gelirler düşünüldüğünde baroların büyük bir ekonomik güç oldukları ve yandaş baroların da buradan pay kapma isteği tartışmasızdır.

Siyasi iktidar, politik, ekonomik, toplumsal alanda gerilemeye ve güç kaybetmeye devam ettiği bir süreçte çoklu baro düzenlemesini meclis çoğunluğuyla geçirmeyi başararak görünürde kısmi bir kazanım ve galibiyet elde etmişti. Bu noktada hesaba katmadıkları ise yapılan değişikliğin yasal hale gelse dahi meşruluğunun bulunmamasıydı. 80 il barosunun tamamının karşı çıktığı, binlerce avukatın sokaklarda tepki gösterdiği çoklu baro düzenlemesi yönetenlerin “ben yaptım oldu” ezberini bozdu.

Çoklu baro değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra geçen iki aylık sürede devletin tüm olanaklarına, devasa bir ekonomik güce ve sonsuz siyasi desteğe rağmen yeni baro kurmak için sadece İstanbul’da yeterli sayıya ulaşabilmiş durumdalar. Yaklaşık 50.000 kayıtlı avukat bulunan İstanbul’da  %4’e tekabül eden iki bin imzanın geçen süre zarfında ancak toplanabilmesi ve TBB genel kurul sürecini kaçırmış olmaları açık bir başarısızlığın göstergesidir. Seçimlerde %50'ye yakın oy alan Cumhur İttifakı'nın ülkenin en büyük barosunda aldığı desteğin yalnızca yüzde dört civarında kalması ise açık bir mağlubiyetin ilanıdır.