Çoğullarsak; gidin başımızdan!



01-11-2015 08:26


Haftanın yerlilerinden biri olan Git Başımdan öyküsünü nasıl kuracağını bilemediği için yarısında ‘ istop’ etmiş filmlerden. Şahin Altuğ imzası taşıyan film başta iyi bir izlenim uyandırıyor, hatta bir yere kadar iyi taşıyor hikayeyi. Ama yollara düşüp iç ses olayına seyirciyi de vakıf ettikten sonra bir uzatmalar durumuna geçiyor ki sormayın! Yolda geçen hikayenin genleşmesi, beklemesi, bekletmesi hepsi filmin kendi çapındaki olası duygusunu bir anda çekiyor.

Hikayeye kısa göz atacak olursak o güne kadar istediklerini söyleyemediği için istemediği kızla evlenmek durumunda kalan Latif, düğün gecesi kafasına giren, açık sözlü, harbi biraz da maço içsesi (Mansur) sayesinde döküldükçe dökülür ve yaptıklarından dolayı düğünü terk etmek zorunda kalır, yani düğünden kaçan damat konumuna geliverir! Ondan sonrası içsesle yaşanan çekişmelerden oluşan bir yol hikayesi. Buna bir de yolda arabası çalınan Selin eklenince yol hikayesi bitmek bilmiyor. Hatta bir süre sonra Latif’in kimsenin görmediği içsesiyle tartışıp, uzlaşmaya çalışıp etrafa deli adam görüntüsü vermesinden fenalık geliyor. Sonuçta birkaç kere o detayların verilmesi yeterli olabilirdi ama dediğimiz gibi elde ortada kalan ve sonlandırılması gereken bir senaryo var. Farklı bir komedi algısıyla başlayan ama sahilde el ele romantik bir şekilde biten filmden geriye doğal olarak pek bir şey kalmıyor. Ne eski sevgilinin hikayesi, ne hastanede fenalaşmış annenin durumu bu yol hikayesini delip içeri dalamıyor. Varsa yoksa Latif ve içsesi! Bu da bir yerden sonra biz de ‘git başımdan’ tepkisi yaratıyor!

Nefesim Kesilene Kadar! Her yer dar!

Nefesim Kesilene Kadar açık söylemek gerekirse hikayesinden çok karakterinin performansıyla öne çıkan bir film. Filmden bir saniye olsun ayrılmayan Serap karakterine hayat veren Esme Madra performansıyla göz dolduruyor. Bir tekstil atölyesinde çalışan Serap’ın dramı insanların ona yaptıkları ve Serap’ın tepkileri olarak ilerliyor. Film farkında olarak ya da olmayarak Serap’ı yaşadıkları karşısında sürekli olumsuz tepki veren bir karakter haline getiriyor. Bu anlamda yanlış diyemeyiz, sonuçta çabalamasına rağmen ona renk ve tat sunmayan hayatın içinde o da ‘tepkisel’ belki biraz kötücül olma yolunu seçiyor. Ama babası dışında kimseye yöneltmediği iyilik okunu bir süre sonra kırıp yoluna öyle devam ediyor. Bu da o sosyal sınıf içerisinde yaratılmaya ya da yaşatılmaya çalışılan dayanışma duygusunu zedeler bir nitelik taşıyor. Özellikle de kadın dünyasındaki dayanışmadan eser yok filmde. Filmin biçimine dair bir şeyler söylemek gerekirse takipçi bir kameranın eşliğinde dinamik bir anlatım sunuyor ki bu da filmin sert duygusunu bir kat daha arttırıyor!

Haftanın diğer filmlerine kısacık bakış!

Çok Pişmiş yemek pişirmeye ilişkin detay çekimleriyle yıldız almaya, en iyisi olmaya, yemek eleştirmenlerinden tam not kapmaya çalışan ama arkasında bir hayli bela taşıyan bir adamın / şefin yeniden doğuş hikayesi diyebiliriz! Hayatın her tadını yemekten almak isteyenlere ve her acısını yemek yaparak atmaya çalışanlara önerilir!

Mavi Gece beden değiştirme hikayesinin yerli versiyonu. Biraz Hot Chick / Ateşli Piliç’i andıran yapım birbirinin yerine geçen kadın ve erkeğin bunun tadını çıkarmasını ve aynı zamanda bunalımını yaşamasını anlatıyor. Biraz amaç eksikliği olan film zıtlıklar üzerinden güldürmeyi amaçlıyor.

Zvizdan / Güneş Tepedeyken Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülü kazanmış bir yapım. Film kısa film tadında Bosnalılar ve Sırplar arasındaki şiddetin, düşmanlığın, nefretin ve açlığın hikayesini anlatıyor. Daha çok görüntüleriyle akılda kalan filmin hikayeleri etkili olmaktan uzak… İnsan o drama ilişkin daha yaralayıcı hikayeler mi bekliyor nedir bilemedim ama mesafeli bir yapısı olduğu aşikar!