“Charlie Divan: Kendini Sevebilme Kapasitesi”



15-01-2015 08:58


Bu haftanın yazısı hazırdı; uyuşturucu bağımlısı kocası tarafından öldürülen bir kadın ve bu olay bağlamında kadın mücadelesiydi konu da. Derken yazıya konu olan ülke, kadın ve öldürülme biçimi değişti...

Son tashihleri yaparken, Fransız Tabipler Birliği’ne yazdığımız taziye ve dayanışma mektubunun yanıtı geldi Fransa’dan. Charlie Hebdo’yu hedef alan adi saldırıda derginin yazarlarından kadın meslektaşımız Psikiyatri Uzmanı Dr. Elsa Cayat’nın da katledildiğini bu mektup vesilesiyle öğrenmiş oldum.

Derginin Türkçe PDF hali de kısa süre sonra elime ulaştı. Dr. Elsa Cayat’nın “Charlie Divan” adlı köşesinde yazdığı “Kendini Sevebilme Kapasitesi” başlıklı son yazısını okudum. Elsa, tahammülsüzlük ve ötekileştirme zemininde istismar, yabancılaşma ve kurtuluş tartışması yürütmüş öldürülmeden önce yazdığı son yazısında; tiril tiril bir tartışma...

Dr. Elsa Cayat’nın anısı önünde saygıyla eğiliyorum; en ufak bir kuşkumuz bulunmuyor: Gericiliği yeneceğiz! Söz kardeşim...

Dr. Elsa’nın son yazısı: “Kendini Sevebilme Kapasitesi”

“Ben bu yazıda, insanoğlunun, ötekinin kendi farklılığı ile kendisine sorduğu sorulara yanıt ararken yaşadığı anlaşılmazlık, bu farklılığa alan yaratırken ve o andan itibaren kendi farklılığı için hiç yer ayırmadığını kabul ederken karşılaştığı güçlüğü anlatmak istiyorum: Ne istedikleri ile yaptıklarından, arzuları ile başarısızlıklarından uzakta, ne de acılarına neden olan gerçeklerden ve sevinçlerinden ve o gerçeklerden uzakta. Kişi, kontrolü kaybetmiş olarak suçüstü yakalanma korkusuyla, heyecanlarının arkasına saklanan gerekçeleri inkar etmeyi, duyguyu sansürlemeyi tercih ediyor.

Oysa bu davranışın bir sebebi var: korku. Geçmişine yeniden dönme, çocukluk aşklarını gerçekleriyle yeniden ziyaret etme, eski duygularında gerçekten ne durumda olduğunu görme, bazen kendisine zarar verecek şekilde de olsa ortaya çıkıveriyor. İnsanlar genelde, Yunancada etimolojik olarak dönüşün ıstırabı demek olan, ama insanoğlu için haksız yere bir aşk kanıtı olarak gösterildiği için ıstırabın seçimi olarak çevireceğim nostaljiyi tercih ediyor. Bu tercih kişiyi kendinden çok uzak bir yerde kıstırıyor, çünkü dönüşü reddetme, onu düşünmeyi reddetme, kişiyi boşu boşuna ötekinin onun hakkındaki düşüncesine sığınmaya itiyor.

Aşkta da aynı şeyi aramak, uzun vadede, tatminsizlik, ıstırap ve kaygıya dönüşür, şöyle ki, bugün ne olduğumuzun anahtarı, ötekinin kendi yerine geçtiği özdeşliğinin anahtarına kendisi sahip değil ise kimse sahip değildir. [...] Milan Kundera’nın “Bilmemek”te çok güzel ifade ettiği gibi, “İspanyolcada Anoranza, Anorar (özlem duymak) fiilinden gelmektedir, Anorar Katalancadaki Enyorar’dan gelir, Enyorar ise Latinceden Ignorare’den (bilmemek) türemiştir. Bu açıdan, nostalji, cahilliğin ıstırabı gibi görünüyor.” Tecrübeler bir tercih yapabileceğimizi gösteriyor: mutlak ve asıl aşk düşünün özlemini muhafaza etmek için cahilliğin ıstırabını çekmek, ki bu kişiyi, aşkı (keyiflerini ve acılarını) oradayken hiç bir zaman yaşamamaya, kendi bütününün düşlemini muhafaza etmek için anı yaşamamaya mecbur kılıyor. Ya da bu kişi, bilmemekten vazgeçip hayallerinin aşkını yaşamaya başlayacak; bu durum, aşkın yani öteki ile ilişkinin, metafizik eski püsküllerinden arınmış olarak, alın yazısını bir kenara bırakıp kendi ile gerçekliğe dönüşmesi için tek koşul.

[...] Burada, tabi olduğumuz ama, gücün istismar edildiğini bildiğimiz yetki arayışında; toplum ile birey bir araya geliyor. Bu aynı zamanda, istismarın açık seçik ortada olduğu ama yine de vazgeçemediğimiz sosyal, siyasi, ekonomik sistemin yetkisi. Bireyi kuşatan da aynı mekanizma: tereddüt eden, hür olmaktan, arzusunu gerçekleştirmekten, hayatını kurmaktan korkan birey; bir yetkinin hayır duasını almayı seven ve bunu yaparken izin alma ihtiyacının doğurduğu aşağılanma duygusunu hisseden birey.

Hukuk ve psikanaliz bir ortak noktada buluşur, hukukun ana ilkesi olan –özgürlük-eşitlik-kardeşlik psikanalizin amacını oluşturur. Ortak bakış açısıyla hukuk ve bireysel bakış açısıyla psikanaliz, bireydeki istismarı düzenleyerek sınırlama işlevine sahiptir. Psikanaliz, insan ıstırabının istismardan kaynaklandığı yönünde temel bir keşifte bulunmuştur, bu istismar ise inançtan türemiştir, yani bütün yuttuklarımız ve inandıklarımızdan. Ötekini istismar etmek sapkın bir mutlak güç gösterisi değildir, istismar etmek ve aynı şekilde öteki tarafından istismar edilmek yabancılaşma belirtisidir. Oysa hükmetme ilişkilerinden çıkabilmek ve öteki ile olumlu, açık, kendilik yani ötekini inkar etmeyi temel almayan bir ilişkiye yer verebilmek için, ön yargılarımıza işleyen yanılsamaların tamamından kurtulmaktan başka seçenek yok.”

NOT: Derginin Türkçe PDF’ini ulaştıran çizer dostum Özgür Erman’a sonsuz teşekkürler...