Büyük boyutlu kitaplar



31-01-2021 00:32


İzge Günal

Bana sorarsanız iyi bir okur olmanın ön koşullarından biri her şart altında okuyabilmektir. Elbette ideal koşullarda. Örneğin; ılık ve aydınlık bir mekânda, fonda klasik müzik varken, demli bir çayla birlikte kitap okumak çok keyiflidir ama her zaman bu koşullar sağlanamaz. Kaldı ki bazı kitapları da başka koşullarda; örneğin, yolculuk sırasında veya ayaküstü bir şeyler atıştırırken veya masa başında veya yatakta uykuya dalmak üzereyken yaşanan o zihin bulanıklığı içerisinde okumak gerekir. Diğer yandan ortalama yaşam süresi, uykuda geçen zaman, iş yaşamı gibi faktörler de düşünüldüğünde zaten okumaya kalan süre iyice kısalır. Sonuç: Konformist olmamak, her koşulda okumayı başarmak gerekir.

Bunları söylüyorum ama öyle kitaplar vardır ki bunları her istediğiniz yerde okuyamazsınız. Büyük boyutlu kitapları kastediyorum: Ağırdırlar, yatarak okuyamazsınız; geniştirler, bir yere sığmazlar; sayfaları çevirmek bir eziyettir vs. Standart bir kitap 13X19 cm ölçülerinde, yaklaşık 200-250 sayfa arasında, 230 gr. ağırlığındadır. Kalınlığı da 1,5-2 cm kadardır. Böyle bir kitabı her yere götürebilir, her koşulda okuyabilir; kabanınızın cebinde, çantanızda taşıyabilirsiniz; hiç sorun yaratmaz. Boyutlar bunu aşarsa, yani 28 cm’nin veya 750 gr’ın üstüne çıkarsa, o kitap “büyük” sınıfına girer, problemlidir.

Büyük boyutlu kitapların bir diğer sorunu da kitaplık düzeninizi bozması, raflara sığmamasıdır. Bu tip kitaplar için ayrı bir raf yapılabilir ama bu kez de dediğim gibi düzeniniz bozulur: Yazara göre, konuya göre, ülkeye göre nasıl dizmişseniz hiç fark etmez; artık bozulmuştur. Bu durum ciddi bir anksiyete kaynağıdır ve yaşayan iyi bilir ve yine tahmin edilebileceği gibi bu durum bir bibliyofil için asla kabul edilemez. Evet benim bir çözümüm var ama daha önce yazdığım gibi açıklamamam gerekir (1) ama okuma konusundaki çözümümden söz edebilirim: Rahle kullanıyorum. Elbette önünde diz çöküp, kafamı sağdan sola ritmik bir biçimde sallayarak değil ama kullanıyorum. Rahlenin kolları arasındaki açı sayfa çevirmelerini kolaylaştırdığı gibi, okumaya ara verdiğinizde ayraç kullanmadan kitabı olduğu yerde bırakabiliyorsunuz. Ayrıca kalın kitapların ortasına geldiğinizde sırtlarında oluşan hasarı da kitabın sırtını rahlenin bir koluna yaslayarak çözebilirsiniz. Bu kadar rahle övgüsünden sonra acaba diyorum yazının başlığını “rahleli ateist” mi koymalıydım? Çünkü son on beş günde epey kullandım rahleyi:

Hakan Bacanlı ve Efdal As’ın hazırladığı Ceride-i Tıbbiye-i Askeriye'den Gülhane Tıp Dergisi'ne (1872-2017) 20X28X3 cm ve 1250 gr. Gerçekten de rahlesiz okunması güç. Kitap esas olarak dergiye yoğunlaşsa da 145 yıllık bir sürede Türk tıp eğitimi tarihini de gözden geçirmiş oluyorsunuz. Derginin Türkçe çıkması çok önemli çünkü başlangıçta tıp eğitimi Fransızca yapılıyordu. Öğrencilerin kurduğu gizli bir örgüt olan Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin de ana hedefi eğitimi Türkçeleştirmekti. Bugün böyle bir amaç için gizli örgüt kurmak çok garip gelse de o yıllarda garip karşılanan tıp eğitiminin Türkçe yapılmasını istemek hatta bunu düşünebilmekti.

Sonrası da şöyle: Tıp Fakültesi öğrencisi Aziz İdris Bey ve birkaç arkadaşı bir süredir aralarında gizli gizli konuştukları bu konuda düzenli çalışma yapabilmek için yer arama çabasındayken konuyu öğrenen tıp fakültesi Matbaa Müdürü Hacı Arif Bey’in odasında çalışmalara başlarlar. Hemen sonrasında güvenlik gerekçesiyle çalışmalarını üyelerden Vahit Bey’in konağına kaydırırlar. Ancak iki ciddi sorunları vardır: Birincisi, toplantıları sürekli aynı yerde yapmaları dikkat çektiği için sık sık yer değiştirmeleri gerekmektedir. İkinci sorun ise örgüt üye sayısının hızla artması ve her yeni toplantı için daha büyük mekân gerekmesidir. Neyse ki ikinci sorun bir tür çözüm haline gelir: Örgüte sonradan katılan Hayrullah Efendi Tıp Fakültesi Dekanı olunca legalleşmeye karar verirler ve 1866’da ilk yasal toplantılarını yaparlar.(2) Yani dergi öncesinde Türkçe konusu ciddi bir mücadele alanı olmuştu. Meraklısı için söyleyeyim, dernek II. Abdülhamit Dönemi'nde kapatılır.

Derginin Ocak 1949 sayısında şöyle yazıyor: “Telif eserlerin birinci derece olanların beher sahifesi 4 lira, ikinci derece olanların 3 lira, tercüme eserlerin birinci derece olanlarına 3 lira, ikinci derece olanlarına 2 lira ücret verileceği…” Derecelendirmenin nasıl yapılacağını anlamasam da günümüzde dergiler yazarlardan para isterken bir zamanlar telif ödenmesi ilginç geldi bana.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin (SBÜ) yayınladığı, Osmanlı Belgelerinde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane kitabını Ahmet Zeki İzgöer ve Kevser Topkar Terzioğlu hazırlamış. 24X34X1,5 cm ve 1750 gr. Gerçekten büyük bir kitap. Tabi, British Library’deki haritacılığa ait koleksiyonunun en ünlü parçası olarak kabul edilen ve 2 metre boyundaki Klencke Atlas’ın yanında ufak tefek kaldığı da bir gerçek.

Bugün SBÜ Rektörlüğü olarak kullanılan bina 1903 yılında tamamlanmış. Mimarları, Sanayi-i Nefise Mektebi hocası Alexandre Vallaury ile Saray Mimarı Raimondo D’aranco. Kitapta binanın çeşitli dönemlerine ait çok güzel fotoğraflarla birlikte özellikle binanın yapımındaki tedarik sorunları ile ilgili Arap alfabesiyle yazılmış metinlerin fotoğrafları ve karşısında Latin alfabesine bire bir çevirileri var. Biliyorsunuz, Arapçada noktalama işaretlerinin kullanımı 1912 yılında başladı. Bu tarihten önceki metinlerin doğrudan Latin harflerine dönüştürülmesi anlamayı kolaylaştırmıyor çünkü metin noktasız, virgülsüz devam ediyor. Bence sadeleştirilip ve noktalama işaretleri kullanılarak yazılsaydı hatta bir de yorum/açıklama eklenseydi çok daha iyi olurdu.

Osmanlıda her eğitim reformu düşüncesinde yurtdışına öğrenci yollamak ve oradan öğretim üyesi getirmek akla gelirdi. İlk kez 1894’te öğrenci yollamaktan vazgeçilmiş çünkü “Avrupa’ya giden öğrencilerin ahlakının bozulduğu" anlaşılmış. Bunları okumak ilginç.

Belgeleri görmek önemli. Bu sadece görmeyi değil, hissetmeyi de sağlıyor. Belgelerin illa el yazısı ile olması da gerekmiyor; daktilo edilmiş metinlerdeki harf kaymaları, kimi yerlerde mürekkebin dağılması, aynı metni “word” biçiminde okumaktan, görmekten daha etkili. Bu durum John Berger’in Görme Biçimleri’nde değindiği “insanın kendisini tarihin içine koyması” olsa gerek. Belgelerle Atatürk kitabında bunun çok örneği var. Önce boyutlarını vereyim: 23X32X3 cm ve 2250 gr. Bunları yazınca sakın beni kitaplığında cetveli ve baskülü olan birisi sanmayın. Böyle bir huyum yok, sadece bu yazı için yapıyorum, o kadar. İnternete baktım, dünyanın en ağır kitabı bir Avrupa otomotiv şirketinin (ismini bilmiyorum) yüzüncü yılı için sadece 7 adet bastırdığı 30 kg ağırlığındaki kataloğuymuş!

PTT’nin eskiden “Umum Müdürlüğü” ekiyle birlikte PTTUM diye kısaltıldığını görmek, Atatürk’ün cenazesine İngiltere’nin 238 kişilik bir heyetle katıldığını öğrenmek ve bu cenazede siyah renk kullanılmamasının özelikle belirtilmesini okumak, bana yine ilginç geldi. Son durumu biraz araştırdığımda törende ağırlıklı rengin kırmızı olduğunu gördüm. Akşam Postası gazetesi, bunun nedenini “Türk Milleti, O’nu başında gördüğünden beri, yas tutmamaya, yaslı olmamaya söz vermiştir. O’nun hayatını kaybetmesi bile karalar bağlatmamalıdır kendi hayatından önce tuttuğu Aziz Milletine…” Yani yasın sembolü olduğu için siyah renk kullanılmamış.

Son kitap, Osman Doğru ve Atilla Nalbant’ın hazırladığı iki ciltlik İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi. Açıklama ve Önemli Kararlar. Kitabın boyut büyüklüğü kalınlığından geliyor: her cilt 900 sayfa civarında. Hani, “tuğla gibi” denilen cinsten. Elbette, Agatha Christie’nin kahramanlarından Miss Marple’ın tüm maceralarını bir araya getiren 4032 sayfalık kitapla karşılaştırılamaz ama yine de kalın. Christie’nin kitabı 32 cm kalınlığında ve tam 8 kiloymuş! Okumak için benim rahlem bile yetmez; herhalde özel bir araç gerekir.

Neyse, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi. Açıklama ve Önemli Kararlar’a dönersek, öncelikle sadece daha fazla ilgimi çeken başlıkların yer aldığı ikinci cildi okudum. Diğer cildi, yakın zamanda düşünmüyorum ama okuduğumda yazarım. Yakın zamanda düşünmememin nedeni boyutlarından kaynaklanan okuma sorunu olduğu kadar, kitabın esas olarak sıradan okuyucuya yönelik değil de profesyonel hukukçulara yönelik olması. Diğer yandan yazarların başarısı, konuyu alışılmış hukuk metinlerine göre daha sade yazmaları ve ayrıntılardan çok genel yaklaşımı ön planda tutmaları. Böyle olunca profesyonel olmayanlar da okuyup, keyif alabiliyor.

Tabi konu insan hakları ihlalleri olunca kitapta Türkiye ismi çokça geçiyor. Özgür Gündem ve Dink Davalarında yeterli önlemi almadığı için, Güzel ve Özer Davası'nda iki gazetecinin TKP-ML bildirisini gazetelerinde yayınlamasını terör propagandası sayıp ceza verip, ifade özgürlüğüne müdahale ettiği için, Sosyalist Parti ve Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin kapatılmasını örgütlenme özgürlüğüne aykırı bulduğu için Türkiye’yi mahkûm etmesi gibi çok sayıda dava örneği var kitapta. Sonuçları kadar dosyalar içindeki ayrıntılar da önemli. Örneğin, Leyla Şahin-Türkiye davasında Şahin’in “Din özgürlüğünün her zaman başörtüsü takmayı korumayacağı fikrine itiraz etmiyorum.” demesi dikkat çekici. Görünen o ki "Önce üniversitede türban sorununu çözelim, sonra alanı genişletiriz." yaklaşımındaymışlar. Sonraki gelişmelerin de zaten bu yönde olduğunu biliyoruz. Bilmeyene: Mahkemenin kararı Türkiye lehine olmuştu.

Sosyalist Parti, Perinçek-Türkiye Davası'nda, parti yayınlarından şöyle sözler aktarılıyor: “Türk milliyetçiliği Kürt sorununun çözüleceği topraklarda iflas etti…Devlet, dağdan sonra köyleri ve şehirleri de kaybetti…Devlet Kürdü vurmak için beslediği korucunun, özel timin maaşını halktan aldığı vergilerle ödüyor…Kürt milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer isterse ayrı bir devlet kurabilir…” Yorumsuz ama Perinçek eskiden de böyleydi iddialarına da bir yanıt.

Kitapta diğer Avrupa ülkelerinden de ilginç örnekler bulunuyor. Özellikle ifade özgürlüğü konusundaki davaların okunmasında yarar var.

Evet, son on beş günün kitaplarını okumak fiziksel açıdan yorucuydu ama belgeler de bir o kadar önemliydi. Bence değdi.

 

(1)https://ilerihaber.org/yazar/kitapligin-dinamigi-uzerine-64539.html

(2)https://haber.sol.org.tr/yazarlar/izge-gunal/gizli-orgutler-87715

 

KÜNYELER:

-Ceride-i Tıbbiye-i Askeriye'den Gülhane Tıp Dergisi'ne (1872-2017). Hakan Bacanlı, Efdal As. Sağlık Bilimleri

Üniversitesi Yay., 2018. Satılmıyor, rektörlükten bulunabilir.

 

-Osmanlı Belgelerinde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane. Hazırlayan Ahmet Zeki İzgöer, Kevser Topkar Terzioğlu.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yay., 2. baskı, 2018. Satılmıyor, rektörlükten bulunabilir.

 

-Belgelerle Atatürk. Hülya Yarar, Mustafa Delialioğlu, Hülya Aysan, İ. Göktuğ Demiröz (Haz.), T.C. Millî Savunma

Bakanlığı Yay., 1999. Sahaflarda 15-55 TL arası.

 

-İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi. Açıklama ve Önemli Kararlar. 2. Cilt. Osman Doğru, Atilla Nalbant. 2013.

Yargıtay Başkanlığı da yayınlamıştı ama Legal Yay., baskısı satışta. Etiket fiyatı 143 TL.