Buluğ çağı solculuğu



16-04-2016 09:11


Metin Çulhaoğlu

“İki haberim var, biri iyi biri kötü” denilince insanlar genellikle önce kötü haberi duymak isterler. Normal sayılmalıdır; önce sıkıntıya girip sonra biraz rahatlamak, herhalde bunun tersinden daha iyidir. 

Buradaki yazıları izleyen okur fark etmiş olabilir: Genellikle önce birtakım olumsuzluklar vurgulanır, ardından “her şeye rağmen” gibi bir bağlaçla umut verici kimi olgulara işaret edilir ve yazı bağlanır.  

Bu kez tersini yapalım; “iyi olandan” başlayalım, gerisini sonra getirelim.

***

“İyi olan” için kısa bir bilgi vermemiz gerekiyor.

Yordam Kitap, yakınlarda Hint kökenli “batılı” Marksist Himani Bannerji’nin yazılarından oluşan bir kitap yayınladı: “Marx’tan Yeniden Doğmak, ‘Irk’, Toplumsal Cinsiyet ve Sınıf Üzerine Düşünceler”. Kitabı yayına hazırlayan, bizden biri, Cem hoca, Cem Eroğul; çeviri de Senem Özdemir’in.

Kitabın yayınlanışının bir öyküsü var ve “iyi olana” da buradan gireceğiz.

Kitabı yayına hazırlayan Cem Eroğul, yazar Bannerji’yle bir öğrencisi sayesinde tanışıyor. Bu öğrenci, Mülkiye’yi 2009 yılında bitiriyor ve ardından lisans sonrası eğitim için Kanada’ya gidiyor. Cem hocanın öğrencisi orada Bannerji’nin dikkatini çekiyor ve Bannerji kendisinin doktora çalışması danışmanlığını üstleniyor. Cem Eroğul ile Bannerji arasındaki ilişki öğrenci aracılığıyla böyle kuruluyor ve sonuçta Yordam’ın son kitabı ortaya çıkıyor.

Bannerji ve kitabı ayrı; art arda iki bilgili ve deneyimli akademisyenin dikkatini çeken “öğrenci” ile devam edelim.

Bu öğrenci, Gökbörü Sarp Tanyıldız. Verilen bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla Mülkiye’ye 2005 yılında giriyor ve 2009 yılında bitiriyor. Bu durumda, henüz 30’una varmamış genç bir arkadaş olmalı. Kendisini hiç tanımıyoruz; ama o kendisini kitaba yazdığı Sonsöz’de geçen şu cümlelerle tanıtıyor:

“(…) Cem Hoca’dan, her şeyden önce, aslında Marx’ın bir kuramcı değil, müthiş bir kuramsal derinliğe sahip bir yöntembilimci olduğunu ve Marksizmin durağan bir metinler toplamı olmanın çok ötesinde, toplumsal mücadele için gerekli devrimci bilgiyi üretmemize yardımcı olan çok yönlü bir avadanlık olduğunu öğrenmiştim.”  (adı geçen kitap, s.381).

“İyi olan”, Türkiye’den bunları söyleyebilecek genç insanların çıkmasıdır.

Neredeyse 50 yıldır tanıdığımız Cem hocaya “öğrettikleri”, hiç tanımadığımız Tanyıldız’a da bu kadar iyi öğrenip ifade edebildiği için saygılarımızı sunuyoruz ve henüz 20’li yaşlarında olduğu anlaşılan Tanyıldız için bir sonuca varıyoruz:

Kendisinden daha ileri yaşlardaki Marksistlere göre bu alanda “buluğ çağını” geride bırakmış görünmektedir…

***

Özel uzmanlık alanı olduğundan haddimizi aşmayalım ve genel ansiklopedik bilgilerle yetinelim.

İnsanlarda buluğ çağı (puberte) ve ergenlik dönemi genellikle 20 yaşına kadar tamamlanır. Bilim insanlarına göre, yaşanılan biyolojik, psikolojik, sosyal vb. değişim ve dönüşümlerin önemi açısından bu dönem 0-1 yaş bebekler için olduğu kadar kritiktir. Bir tür “kriz” dönemidir (puberte krizleri).  Kimlik arayışları, “ben herkesten bağımsızım” dürtüleri ve özellikle daha ileri yaşlardaki herkeste kusur bulma merakı bu döneme damgasını vuran özellikler arasındadır.

Gene bilim insanlarına göre buluğ çağı ve ergenlik dönemi giderek daha erken yaşlarda yaşanmaktadır.

Türkiye solunda ise teori, ideoloji ve siyaset gibi alanlarda “buluğ çağı” ve “ergenlik dönemi” 20’li yaşlar şöyle dursun, artık 40’lı yaşlara kadar uzamaya, sarkmaya başlamıştır.

“İyi haber” demek mümkün değildir…

“İyi haber” değildir; ama oturup ağlamanın, karalar bağlamanın gereği de yoktur.

Beylik bir laf olsa bile neticede “hayat devam etmektedir”; bu ülke son derece kritik süreçlere, gelişmelere ve kırılma noktalarına gebedir. 

Hepimiz buradayız, bu ülkedeyiz.

Hepimiz bir sınavdayız…

Yaşanacak süreçlere, 30’lu, 40’lı yaşlarında bile siyaseten henüz buluğ çağını yaşayanların mı yoksa 20’li yaşlarında bu dönemi geride bırakmış, bu anlamda gerçek “yetişkinlerin” mi damgasını vuracağını hep birlikte göreceğiz.