“Bu parayla kaç gaz bombası alacaksınız?”



19-03-2015 08:36


Haziran 2013; unutan yoktur, Haziran Direnişi büyük bir yürek çarpıntısı ile devam ediyor. Memleketin dört bir yanında halk sokaklarda. Gericiliğe, halk düşmanlığına, şiddet söylemlerine, eşitsizliklere, yaşam alanlarının ve doğanın talanına, savaş çığırtkanlığına,... karşı ayakta; üstelik sistematik şiddetin tüm araçlarına inat, bu şiddeti de karşısına alarak...

Yine unutan yoktur; Haziran çocuklarının muazzam yaratıcılığı ile baş edemeyen iktidar, çareyi dünya çapında kınanan bir ölçekte şiddet uygulamakta bulmuştu. Bu sistematik şiddetin binlerce mağduru oldu; binlerce yaralı, yüzlerce kafa travması, organ kayıpları ve daha da ötesi ölümler1...

Daha önceki yazılarımızda dillendirdik; işkence artık karakollardan, gözaltı merkezlerinden, polis otobüslerinden de dışarı taşıp açık alana yayılmış durumda ve bu işkencenin bilançosu ağır, çok ağır bu topraklarda. Faili meçhuller, toplu mezarlar, zorla kaybettirmelerle henüz hesaplaşılmamışken, Haziran Direnişi’nin patlak vermesiyle ülkedeki sistematik işkence ve cezasızlık kültürünün boyutları iyice gün yüzüne çıktı2.

İşkence, yalnızca işkence uygulanan insanları travmatize etmiyor; tüm toplumda derin yaralar açıyor ve hepimizi değişen şiddet ve derinliklerde etkiliyor. Ancak işkencenin birebir uygulandığı insanların durumu başka, onların belirli ilkeler doğrultusunda şekillenen bilimsel bir tedavi ve rehabilitasyona ihtiyaç duydukları tartışılmaz. İşte tam bu noktada, şiddeti sistematikleştiren ve onu cezasız kılan bir devlet kültürünün çoğunlukla tedavisini de esirgediği işkence gören bu insanlara tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verme sözüyle yola çıkmış insanlar, kurumlar var; ülkemizde ve tüm dünyada... Türkiye’de lanetli OHAL yıllarından beri 15 binin üzerinde işkence görmüş kişinin tedavi ve rehabilitasyonunu üstlenen bu kurumun adı Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV).

TİHV, Haziran Direnişi’nde en yoğun biçimde hizmet sunduğu günler olan 18-21 Haziran 2013 tarihleri arasında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından bir denetime tabii tutuldu. SGK’nin bu denetimi sonucu usulsüz ve asılsız gerekçeler ile TİHV’e 130 bin TL para cezası kesildi. TİHV’in haklı hukuk mücadelesi ciddi bir emek ve çaba ile halen sürüyor3.

TİHV’e verilen bu “organize” cezaya ilişkin yapılan basın toplantısından bir ifadeyi birebir aktaralım: “Sadece 2014 yılında Vakfımızın 997 işkence gören insanın tedavi ve rehabilitasyonu için toplam 618 bin TL sağlık harcaması yaptığı göz önüne alındığında, söz konusu para cezası yüzlerce insanın bu hizmetten mahrum edilmesi, tarafımızdan ödenecek her bir kuruş işkence görenlerin tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinden kısıntı yapılması anlamına gelecektir ve böyle bir şey tarafımızca asla kabul edilemezdir."3 

İşkencenin cezasızlığı kültürü ile mücadele etmeye “alışmıştık” da, işkencenin tedavisinin alenen engellenmesine çok aşina olduğumuz söylenemez. Haziran’dan sonra Ankara ve Hatay Tabip Odalarına Direniş esnasında herkese eşit ve ücretsiz ilkyardım uygulandığı gerekçeleri ile açılan ve yine dünya çapında kınanan davaları hatırlayalım. Sistematik şiddetin açık alana taşması, cezasız kılınması, bu şiddeti uygulayanların kamu görevlerinde terfi edilmelerinden sonra gelinen nokta bu; işkence gören kişilerin tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinden mahrum bırakılması... Şaşırdık mı? Aslında hayır...

TİHV bu usulsüz cezayı ödemeyeceğini deklare etti. Başta Türk Tabipleri Birliği ve İnsan Hakları Derneği olmak üzere, pek çok örgüt bu topraklarda işkencenin tedavisi ve rehabilitasyonu sözünün sahibi olan TİHV ile dayanışmasını ortaya koydu.

Bu köşenin ilk yazısına “Biz de hekim yargıladık...” diye başlamış ve “Tıp bilimine, hekimliğimize yönelik bu saldırıları, örgütlü kötülüğü yargılama sırasının bizlere geçeceği günlere uzanışımız başlamıştır” demiştik. Çok uzak bir geleceğin romantik hayalinde değiliz. Bizim günlerimizin, bu kara kötülüğü def edeceğimiz günlerin yakın olduğu gün gibi ortada. Raşit Hoca’nın hepimize armağan ettiği ve hep beraber aynı yürek çarpıntısıyla elimizi taşın altına koyunca neler olabileceğini gösteren sonuç cebimizde.

Şimdi hepimizin ödevi, hırsızlıkla ilgili ahlaki bir sorunu olmayan beyzadeler uyguladıkları işkencenin tedavi ve rehabilitasyonu için her kuruşu kıymetli olan bütçemizden bile çalıp, belki de o parayla biber gazı stoklarını büyütme hamleleri yaparken, Raşit Hocanın rektörlüğünde buluştuğumuz umudun “gerçek” halini örmek, örgütlemek olsun.

Yapabiliriz, yapacağız da; işkenceyi de, işkencecileri de, hırsızları da, katilleri de, halk düşmanlarını da, savaş çığırtkanlarını da def edebiliriz! Hırsızlığın kitabını yeniden yazmış olanlar bizim paramızla kaç gaz bombası alacağını hayal ededursun, biz bu ölüm siyasetine karşı yaşamdan yana saf tutmaya ve yaşamdan yana saf tutmayı örgütlemeye devam edelim. Zaten beynimizi akıtmak için kafamıza sıkılan biber gazı kapsüllerinin içine çiçekler dikmiş Haziran çocukları değil miyiz?*

Kaynaklar

1.     Biz de hekim yargıladık...

2.     Şiddet kol gezerken İstanbul Protokolü

3.     TİHV: Vakfın 130 bin TL'sine el koymaya çalıştılar

*NOT: Biber gazı kapsüllerinin içine çiçek dikimine ilk olarak Filistin’de başlandı. Ramallah ve Batı Şeria’da binlerce gaz bombası kanisterinin içine dikilmiş çiçeklerden oluşan geniş araziler mevcut. Filistinli kadınlar diktikleri bu çiçekler sayesinde, İsrail’in Filistin’de uyguladığı şiddete karşı uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyorlar.