Bu neyin korkusu?



15-01-2015 11:37


Doğan Ergün

Korku çok insani bir duygu. İnsanın hayatta kalmasını sağlayan özelliklerinden biri. Korkunun olmadığı bir dünyada, tehlikelere karşı önlem almak, hayatta kalmak için gerekli dürtüye sahip olmak pek mümkün olmazdı.

Şu an korkuyu toplumsal bir ölçekte yaşadığımızı söyleyebiliriz.

Çok gerçek korkularla karşı karşıyayız.

Paris'e bakan bir Alevi'nin Maraş'ı ya da Sivas'ı hatırlamaması mümkün değil örneğin.

Öldürülen çizerleri gören bir Cumhuriyet gazetesi okurunun, yaşananla Uğur Mumcu'nun katledilmesi arasında özdeşlik kurmaması düşünülebilir mi?

Tekbir getiren sarıklı İslamcıyı gören bir yurttaşın imgelemine bu ülke tarihinde pek çok örneğini gördüğümüz gerici ayaklanmaların düşmemesi ihtimali var mı?

6 yaşındaki çocuklar evlenebilir diyen tiplerin türediği, kız ve erkek çocuklar aynı kreşe gitmesin diye Eğitim Şurası'nda tartışmaların yapıldığı bir dönemde korku yersiz midir?

Kişiler korkar, halklar ve topluluklar korkar... Bu korkular topluluksal ya da bireysel hareketliliklerde, davranışlarda belirleyici özelliklere sahip olur.

Solun hitap ettiği değişik toplumsallıklar bugün ciddi korkular yaşamaktadır.

Bir tanesi ve belki de en önemlisi, yukarıda dile getirildi: Gericilik. Daha doğrusu, AKP ile ilginç bir örneğini yaşadığımız "İslamofaşizm". Yani, İslamcı ideolojiye sahip, hem tek tek bireylerin yaşamlarına müdahale eden, hem de kurumsal şiddet uygulayan bir faşizm.

EMPERYALİZMİN DOKTRİNİNDE YENİLENME GEREKLİLİĞİ

"Örgüt"ler, "kurum"lar, "organizasyon"lar ise, topluluksal davranışların üretilmesi ya da yönlendirilmesi gibi misyonlarla yüklüdür.

Kötü bir şeyden bahsetmiyorum. Elbette belli çıkarlara dayanarak, örgütlü, organize yapıların korkular dünyasında yönünü kaybetmiş topluluklara karşı avantajları vardır.

Örgütlü siyasi yapılar bugün Türkiye ve dünya tablosuna bakıp belli çıkarsamalar yapmak ve hedefler belirlemekle yükümlü.

Gördüklerimiz bize şunları anlatıyor:

- Emperyalizmin Doğu politikasının yenilenmesi gerekiyor.

- Bu yenilenme ihtiyacı, "Medeniyetler Çatışması" tezi ortaya atıldığında, daha sonra Büyük Ortadoğu Projesi üretildiğinde öngörülmüş bir süreç değildi. Zaten emperyalizmin açılımlarını, her aşaması planlanmış bir süreç olarak tanımlamak doğru değil.

- Bir doktrine sahip olduktan sona ona uygun politikaları uygularsınız, ortaya çıkan yeni toplumsal-siyasal-iktisadi-ideolojik vaziyet sizi yeni bir üretimde bulunmaya zorlar. Bu öyle bir noktaya erişebilir ki, doktrininizi değiştirmek ya da yenilemek durumunda kalabilirsiniz. Şu anda yeni bir doktrinin gündemde olup olmadığı tartışılmaktadır.

- Birincisi, reel sosyalizmin çözülüşü ve ikincisi, Ortadoğu pazarının açılması gibi iki olgu, söz konusu geniş coğrafyanın enerji kaynakları ve yolları ile trilyonlarca dolarlık altyapı hizmetleri pastasına kimin egemen olacağı sorusunu beraberinde getirdi.

- Emperyalizm bu soruya yanıtlar üretti. Savaşlar, dünya çapında gericiliğin palazlandırılması, işgaller, bölge ajanlarının üretilmesi vb. İşte bu yanıtların her biri politik-iktisadi-ideolojik tepkilere neden oldu.

- Geldiğimiz noktada, emperyalizmin yeni ihtiyaçları var. Birincisi, çok uzun olmayan bir vadede Kuzey'de ve Uzak Asya'da açılımlar geliştirmesi gerekiyor. İkincisi, Ortadoğu'da uygulanan politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkan ya da güçlenen aktörlerin yenilenmesi ya da kullanıma uygun hale getirilmesi gerekiyor.

- Böylesi çok yönlü ve kapsamlı bir görevler dizisi ciddi bir konsantrasyonu, bu konsantrasyon için yeterli iktisadi, siyasi ve ideolojik donanımı gerektirir.

- Emperyalizm an itibariyle bu donanımdan yoksundur.
 
ANTİ-EMPERYALİST AKP Mİ?

Yukarıda Türkiye'de solun hitap ettiği kesimlerde yaşanan korkudan bahsetmiştik.

Örgütlü sol siyasi yapılar ise, yukarıda maddeler halinde ve çok kabalaştırarak çizdiğimiz tabloyu farklı şekillerde değerlendiriyorlar.

Bu değerlendirmede, açık söyleyelim, çoğu zaman korkular baskın çıkıyor.

Çünkü evet, yukarıdaki tablo bir yanıyla bakıldığında faşizme, darbelere, siyasi-toplumsal kargaşaya gebe bir geleceğe işaret ediyor.

Bu tabloda, şu ana kadar "emperyalizmin oyuncağı" diye kodladığımız kimi aktörlerin emperyalizmin yeni yönelimleriyle uyuşmayan unsurlar haline dönüşmesi ihtimali var. Bunun en belirgin örneğini de AKP oluşturuyor.
Bu tabloda, şu ana kadar hakkında rahat söz söylediğimiz dinci gericiliğin, görünüşte, emperyalistler tarafından da hedef tahtasına konması ihtimali var.

Bu tablo, örneğin Türkiye'de darbe, faşizm ihtimallerini olduğu kadar "liberal restorasyon" ihtimallerini gündeme getiriyor.

Bu tartışmalardan ve ihtimallerden kaçamazsınız.

GERİCİLİK KARŞITI MÜCADELEYİ LİBERALİZMİN HANESİNE YAZMAK KOLAY MI?

Ancak daha önce birkaç yazıda ifade ettiğimiz meseleyi bir kez daha yineleyelim.

Sosyalistler bazı ezberlerini değiştirmeli, bazılarını ise korumalıdır.

Korunması gereken ezberler vardır:

Gericilikle mücadele, emperyalizmle mücadele, piyasa faşizmiyle mücadele...

Bu üçlünün (hepsi her zaman aynı şiddetle öne çıkmayacaktır elbette) sosyalist siyasetin toplumsallaşması bakımından önemi, konjonktürel değil yapısaldır. Türkiye siyasi tarihinden, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş süreci dinamiklerinden yola çıkılarak ulaşılmış bu değerlendirme, örneğin Türkiye'de gericilik karşıtlığının oldu-bittiyle liberalizmin hanesine yazılamayacağını, bunun önünde tarihsel zorluklar olduğunu anlatmaktadır.

Kürt meselesinin, daha çok bir emek sorunu olması, Türkiye burjuvazisi tarafından kolaylıkla çözülemeyecek bir sorun olması, Türkiye'de sosyalizmin Türklerin ve Kürtlerin birlikte kuracağı bir proje olması örneğin, unutulmaması gereken bir diğer ezberimizdir. "Bağladılar", "işte şimdi anlaştılar" türünden değerlendirmeler tek tek özneler (örneğin Öcalan) açısından belki yapılabilir ancak bütün bir Kürt toplumsallığının bağlanması, Kürt meselesinin çözülmesi anlamına gelmemektedir. Hele bugün, Doğu meselesi bu kadar yakıcı bir şekilde kendini dayatmaktayken, sosyalistler Kürtlere dönük bir seslenmeden, ortak bir gelecek projesi önermekten, bu projenin hangi siyasi mücadelelerle örüleceğini anlatmaktan imtina edemez.

SOLU KORKULARI YÖNETMEZ

Ancak bazı ezberler degişmelidir.

12 Eylül ezberi değişmelidir örneğin... 12 Eylül dönemi bitmiştir. Solu korkuları yönetemez.

Kriz dönemlerinde irade sahibi olmanız gerekir.

Yukarıdaki ezberlere sahipseniz, her adımınızda "acaba şununla yan yana düştüm mü" diye sorgulayamazsınız.
Böyle bir tedirginlik, hem toplumu korkularıyla baş başa bırakacak hem de düşmana vakit kazandıracaktır.
Devrimci bir atılım için sosyalistler zamanla yarışmaktadır.