Bu ithalat yapısıyla nereye kadar?



13-10-2021 01:44


Mustafa Özer

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulunun (PPK), Eylül 2021 toplantısında aldığı politika faiz oranını 100 baz puan (%1 oranında) indirme kararının ekonomide yarattığı olumsuz etkiler kendini göstermeye devam ediyor. Bununla birlikte bu faiz indirim kararını, “rekabetçi kur” politikası üzerinden okuyarak büyümeyi artırma, dış ticaret açığı ve dolayısıyla cari açığı azaltma hedefleri ile “doğru alınmış bir kararmış gibi” gösterme çabaları da artmaya başladı. Öyle görünüyor ki bu çabalar, daha önceki yazılarımızda vurguladığımız enflasyon-işsizlik, enflasyon-büyüme ilişkilerinde olduğu gibi Türkiye’de geçerli olmayan bazı ilişkileri geçerli varsayma yanlışlığına bir kere daha düşmektedir. Bu nedenle bu haftaki yazımızda, “olmayana ergi yöntemini”[i] kullanarak bu çabaların Türkiye ekonomisinin gerçekleri ile uyuşmadığını, geniş ekonomik grupların sınıflamasına (BEC) göre Türkiye’nin ithalatının yapısını ve reel döviz kuru ile ithalat ve ihracat ilişkisini analiz ederek göstermeye çalışacağız.

İTHALAT BÜYÜK ORANDA HAMMADDE (ARA MALLAR) İTHALATINDAN OLUŞMAYA DEVAM EDİYOR

Türkiye ekonomisi, ne yazık ki 24 Ocak 1980 Kararları ile birlikte uygulanmaya başlanan neoliberal iktisat politikaları ile peyderpey sanayisi dışa bağımlı hale getirildi. Bu dışa bağımlılık sürecinin oluşmasında, sıcak para[ii] girişi sonucu değerlenen TL ile Avrupa Birliği (AB) ile yaptığımız Gümrük Birliği (GB) anlaşmasının önemli etkileri oldu ve Türkiye ithalat cennetine dönüştürüldü. İzleyen grafikte 2013-2021[iii] yılları arasında geniş ekonomik grupların sınıflamasına (BEC) göre ithalatın alt bileşenlerinin –yatırım (sermaye) malları, hammadde (ara mallar), tüketim malları ve diğerleri– toplam ithalat içerisindeki oranları yer almaktadır.

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)

Grafikten rahatlıkla görüldüğü gibi, toplam ithalatımızın büyük bir oranı hammadde (ara malları) ithalatından oluşmaktadır. 2013-2021 yılları arasında hammadde ithalatının toplam ithalat içerisindeki ortalama oranı %73,01’dir. Bu oran oldukça yüksek sayılabilecek bir orandır. 2019 yılı OECD ülkeleri verilerine göre, ara mallarının ithalat oranı yüzde 10 ile yüzde 60 arasında değişmektedir.[iv]

SANAYİMİZ İŞLEM GÖRMÜŞ HAMMADDE İTHALATI İLE ÜRETİM YAPABİLMEKTE

Sanayimizin hammadde ithalat bağımlılığının ne kadar can sıkıcı, tehlikeli ve sürdürülemez olduğunu göstermek için izleyen grafiğe bakıyoruz. Grafik 2013 ile 2021 yılları arasında, hammadde ithalatının alt bileşenlerinin, hammadde ithalatı içerisindeki paylarını göstermektedir.

Kaynak: TÜİK

Grafikten görüldüğü gibi, hammadde (ara malları) ithalatımızın yaklaşık %50’si işlem görmüş hammaddelerden oluşmakta. Hatta bu oran geçtiğimiz yıl %54’e çıkmış. Yani, biz el âlemin işlediği sanayi hammaddesini ithal ediyoruz, çok düşük bir katma değerle nihai ürüne dönüştürüyoruz. Anlayacağınız ürettiğimiz sanayi ürününe aslında Türk malı demek gerçekte çok zor. Sanayinin aşırı ithalat bağımlılığı nedeniyle, daha fazla sanayi ürünü ihraç edebilmek için, daha fazla hammadde (ara malları) ithalat etmek zorunda kalıyoruz. Bu da artan dış ticaret açığı olarak karşımıza çıkıyor.

‘REKABETÇİ KURUN’ BU GİDİŞLE DIŞ TİCARET AÇIĞINI ARTIRMAKTAN BAŞKA ETKİSİ OLMAZ:

Son zamanlarda yaşanan çok sayıda iç ve dış gelişmelere bağlı olarak kur şokları görmeye başladık. En son yaşamakta olduğumuz kur şokumuz da maşallah “yüzde yüz yerli ve milli”: Merkez Bankasının zamansız ve Türkiye ekonomisinin iktisadi gerçekleriyle hiç ilgisi olmayan, tamamen siyasete endeksli faiz indirme kararı kaynaklı! Bu köşede yazdım ve yazmaya devam edeceğim: Sanayimizin aşırı ithalat bağımlılığı nedeniyle, reel kurun ithalat ve ihracat üzerindeki etkileri anaakım iktisadın öngördüğü gibi gerçekleşmez. Yani TL önemli paralar (ABD doları ve avro) karşısında değer kaybettiği zaman, ihracatımız artıp, ithalatımız azalmaz. İnanmayanlara önerim izleyen grafiği dikkatli bir biçimde incelemeleri. Grafikte, 2013 yılının Aralık ayı ile 2021 yılının Ağustos ayları arasında, Türkiye’nin toplam ithalat ve ihracatı ile Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru (RDK) endeksinin gelişimi yer almaktadır. Bilindiği gibi  RDK endeksi 100’ün üzerinde değer alırsa TL değer kazanmakta; 100’ün altında değer alırsa değer kaybetmektedir.

Kaynak: TCMB ve TÜİK

Grafikten de görüldüğü gibi, TL değer kaybederken (baş aşağı giderken) anaakım iktisadın öngörülerinin aksine, ithalatımız ona eşlik etmemekte, yani baş aşağı gitmemekte, ihracatımız da sürekli artmamaktadır. Özellikle 2020 yılının Mayıs ayı ile başını yukarı kaldıran ihracata artan ithalat eşlik etmektedir.

YÜKTE AĞIR PAHADA HAFİF MALLAR ÜRETMEKLE DIŞ TİCARET AÇIĞI SORUNU ÇÖZÜLEMEZ

Bilindiği gibi teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, “Uluslararası Standart Sanayi Sınıflaması (ISIC) Rev.4 sınıflaması” içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. 2021 yılı Ağustos ayı için açıklanan dış ticaret verilerine göre, imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %95,1'dir. Buna karşılık, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı ise sadece %3,1'dir. 2021 yılı Ocak-Ağustos döneminde aynı oranlar sırasıyla %94,6 ve %3,0'dır. Öte yandan, ağustos ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı %76,1 iken, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı %13,2'dir. 2021 yılının Ocak-Ağustos döneminde aynı oranlar ise sırasıyla %77,9 ve %12,8 olarak gerçekleşmiştir.  

Bir taraftan ithalat yapamadan ihracat yapmakta zorlanan, diğer taraftan üretse bile; yükte ağır olup pahada hafif mallar ihraç eden bir imalat sanayimiz var. İmalat sanayimizin üretme kapasitesi ve teknolojisi ise sınırlı. 24 Ocak 1980 Kararları ile başlayan neoliberal politikaların kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan erken sanayisizleştirmenin olumsuzluklarını şimdi daha fazla hissetmeye başladık. “İnşaata dayalı, bir an önce köşeyi dönelim” politikaları, ekonomimizin yapısal sorunlarını çözmek yerine, daha da ağırlaştırmaktadır. Kamunun öncülüğünde yeni bir planlı sanayileşme hamlesi başlatmadan, herkese iş ve aş yaratan, geliri adil dağıtan, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme bize haram olacaktır.

 

 

 


[i] Olmayana ergi yöntemi, nelerin olmadığını, olamayacağını göstererek olabileceklere yönlendiren bir analiz yöntemidir. Bu yöntemi kullanarak mikroiktisatta, tüketicilerin faydalarını nasıl ençoklaştıracağını açıklarken kullandığımız farksızlık eğrilerinin neden birbirlerini kesemeyeceğini açıklamaya çalışırız.

[ii] Sıcak para “spekülatif”, “kısa-dönemci” ve “aşırı dalgalanma ve akışkanlık “ gibi unsurlar içeren ve bir ülkeye yurtdışından gelerek kısa vadede yüksek getiri oranı peşinde olan ve her an yurt dışına çıkabilecek nitelikteki yabancı sermaye girişlerini ifade eder.

[iii] 2021 yılı verileri ilk sekiz aya ait verileri içermektedir.

[iv] Özcan-Tok, Elif ve  Orhun Sevinç (2019), “Üretimin İthal Girdi Yoğunluğu: Girdi-Çıktı Analizi”, TCMB Ekonomi Notları, s. 6.