Biz de hekim yargıladık...



25-09-2014 08:01


30 Eylül 2014.

30 Rêzber 2014.

30 September 2014.

Bu tarihi bir kenara not edelim. Tarihin, kadın sağlıkçıların cadı diye yakıldığı, bilim insanlarının nesnel bilgiyi savundukları için kendilerini giyotinde buluverdikleri, astronomların meleklerin bacaklarını seyrettikleri gerekçesiyle işinden edildiği karanlık günlerinden beri ilk kez tıp bilimi bu yıl 30 Eylül’de, ülkenin başkentinde yargılanıyor.

Ankara Tabip Odası, Haziran direnişinde “hukuka aykırı” olarak acil sağlık hizmeti vermekle, revirler kurmakla yargılanıyor. Bu davayı ülkenin Sağlık Bakanlığı açtı. Talep, Ankara Tabip Odası yöneticilerinin görevlerinden alınması. Davanın ön duruşması 30 Eylül’de Ankara Adliyesinde görülüyor.

İleri Haber’de Haziran üzerine çok kıymetli yazılar okuduk. Biz, bu yazıların inşa ettiği politik zeminin üzerinde Gezi’nin “bilanço”sundan bahsedelim.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) en son 1 Ağustos 2013 tarihinde güncellenen “Göstericilerin Sağlık Durumları” başlıklı1 verilerine göre, 13 ilde yaralılar tespit edilmişti. Biber gazına bağlı yanıklar, solunum sıkıntıları, TOMA’lardan sıkılan kimyasal içerikli tazyikli sıvılara bağlı travmalar, gaz kapsülü nedeniyle kafa travmaları, organ kayıpları, psikolojik sorunlar...

Kolluğun sistematik şiddeti oran, kanun, nizam ve hatta vicdan tanımamıştı. Toplam 106 kafa travması, 63 ağır yaralı mevcuttu. 11 kişi gözünü kaybetti; evet, artık görmüyorlar. Saymak istemiyorum onluk sistem ile, sayıları önemsiz, saymak anlamsız; gencecik çocuklarımız işte hayatlarını kaybettiler...

Revirlere sistematik saldırılar düzenlendi. Beyaz önlüklüler hedef alındı. Çünkü örgütlü kötülüğe baş kaldıran, dinci gericiliğe kafa tutan, yüzü, kalbi, ruhu, geleceği,... her şeyiyle yaşamdan yana saf tutanlar sağlık hizmeti alma hakkına dahi sahip değillerdi. Ne bedenlerinin, ne canlarının önemi, değeri yoktu; olamazdı. Bu değersizliği en iyi bilenlerse zaten alanlarda canı pahasına örgütlü kötülüğe direnenlerdi: Haziran Direnişinde yaralananlardan %49,43’ü herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmazken, %48’i gönüllü sağlıkçılar ve revirlere başvurmuştu. İnsanlar kamu sağlık kuruluşlarına karşı güvenlerini yitirmişlerdi2.

Bilimsel anlamda “normal şartlar altında”, ülkenin Sağlık Bakanlığı’ndan bu “bilanço”nun artmamasına hizmet eden hekimlere teşekkür hatta kutlama beklenebilirdi. Hatta yine “normal şartlar altında”, ülkenin Sağlık Bakanlığı’ndan artık bir halk sağlığı sorunu haline gelmiş olan aşırı kimyasal gaz kullanımına, tüm ülkeyi hakimiyeti altına alan sistematik polis şiddetine, neredeyse rutine binmiş açık alanda işkenceye karşı tutum alması beklenebilirdi.

Memlekette şartlar oldukça uzun süredir “normal” değil haliyle... Hal böyleyken, ülkenin Sağlık Bakanlığı, hastanelerin acil servislerine başvuranları “fişleme” işi ile meşgul olmayı tercih etti. Göstericilerin sağlık durumlarını gün be gün takip eden Türk Tabipleri Birliği’ne teşekkür etmek ne demek, her fırsatta yalancı olmakla itham etti  hekimlerin meslek örgütünü. Emniyet Genel Müdürlüğü ise açıklanamaz bir rahatlıkla TTB’den yaralıların isimlerini istiyor, “yakalayamadığı” hekimleri hastanelerden ilaç çalıp revirlere aktarmakla suçluyordu.

“Yalancı” dediler, tutmadı...

“Hırsız” dediler, olmadı...

Hukuku yerle bir etmiş bu zihniyet son çareyi, bizleri “hukuka aykırı” ilan edip yargılamakta buldu...

Türk Ceza yasasının ihtiyacı olanlara ilk yardım uygulamayan sağlık personelini cezalandıran hükümlerinden, tıbbi etik ilkelerinden, uluslararası sözleşmelerden yada Hipokrat yemininden bahsetmeyeceğim. Altını çizmek istediğim başka bir nokta var; evet, tarihimiz boyunca biz de pek çok hekimi yargıladık, cezalandırdık. Kimlerdi bunlar?

Herhalde Nazi toplama kamplarında onlarca insanlık suçuna imzasını atan Dr. Josef Mengele, yakalansaydı başına gelecekleri, dönemin aydın hekimlerinden çekeceklerini bildiği için ömrü boyunca kaçıp saklanmak zorunda kalmıştı.

Bugün CIA’in işkencelerine karışan doktor ve sağlık personelinin her birinin peşinde dünyanın aydın hekimleri var; yakalananlar oldu, yakalanacakların vay haline... Örnekler çoğaltılabilir; tarih boyunca örgütlü kötülüğe bulaşmış doktorlar kadar onlardan hesap sormaya ant içmiş aydın hekimler de olmuştur.

İşte 30 Eylül kimileri için dünya tıp ve bilim tarihinde bir rezil kara leke olarak anılacakken, bizler için bu tarih bir hesaplaşmanın tersine döndüğü tarih olacaktır. Çünkü beyaz önlüklerimiz bu karanlığın lekesini tutmayacak kadar güçlü bir malzemeden örülmüştür ve 30 Eylül’den itibaren karanlıkla mücadelemizin de bembeyaz bayrağı olacaktır. Tıp bilimine, hekimliğimize yönelik bu saldırıları, örgütlü kötülüğü yargılama sırasının bizlere geçeceği günlere uzanışımız başlamıştır.

30 Eylül’de herkesi Ankara Adliyesi’ne bekliyoruz!

 

1.     Göstericilerin Sağlık Durumları – 1 Ağustos 2013; Türk Tabipleri Birliği

http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/veri-3944.html

2.     Gösteri Kontrol Ajanlarıyla Temas Edenlerin Sağlık Sorunları ile İlgili Ön Değerlendirme Raporu; Türk Tabipleri Birliği

http://www.ttb.org.tr/images/stories/file/gazrapor.pdf