Bisiklet pompası ve Birleşik Haziran Hareketi



11-12-2014 08:06


Takip edenleriniz olmuştur; Hindistan’da devlet tarafından finanse edilen, yoksul kadınlara 23 Amerikan Doları maddi teşvik vererek daha fazla kadının ikna edilmeye çalışıldığı, koşulları son derece kötü şartlardaki kamplarda uygulanan toplu bir sterilizasyon (kısırlaştırma) kampanyası yürütülüyor.

Bu kampanya her anlamda tartışılabilir; kadın bedeni üzerinden yürütülen nüfus politikalarından tutun da temel insan haklarının ihlaline kadar geniş bir yelpazede ele alınabilir. Biz iki tarafından tutup irdelemeye çalışalım: Bu sterilizasyon kampanyasının sınıfsal boyutu ve bilim dışılığı.

Yerel ve uluslararası basından edinilen veriler, Hindistan’daki bu sterilizasyon kampanyasının yoksul köylerdeki ve kast sisteminin en alt tabakalarındaki kadınları ve erkekleri hedef aldığını gösteriyor. Her ne kadar erkekler de vazektomi (sperm ileten tüplerin bağlanması) uygulanması üzere 43 Amerikan Doları bedelindeki teşvik ile bu kampanyaya dahil edilse de, ülkenin toplumsal ve kültürel yapısındaki tabular erkeklerin kısırlaşmasına müsaade etmiyor. Kampanya fiilen kadınlar üzerinden yürüyor; 23 Dolara muhtaç bırakılmış yoksul işçi ve köylü kadınlar üreme haklarından vaz geçiriliyor.

Kampanyanın en can alıcı yönünün ise bilim dışılığı olduğu görülüyor. Uluslararası basına bir doktorun altı saatte 80 küsur kısırlık ameliyatı yapması, ameliyat sonrası verilen antibiyotiklere fare zehri karışmış olması, 13 kadının hayatını kaybetmesi ve onlarcasının hastanelerde tedavi görmekte olduğu yansıyor. Bitmiyor; öğreniyoruz ki laparoskopik (kapalı ameliyat) yöntem ile kısırlık ameliyatına alınan kadınların karınları bisiklet pompası ile şişiriliyor. Evet yanlış duymadınız, bisiklet pompası!

Hindistan’dan ülkemize dönelim. Sağlık sisteminin yapılanmasının, sağlık emekçilerinin istihdamlarının ve sağlık hizmet sunumunun giderek işçi sınıfının aleyhine dönüştürüldüğü ve beraberinde sülük, hacamat, kupa gibi sözde tedavi yöntemlerinin meşrulaştırıldığı, yasallaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Belki henüz bisiklet pompası ile karın şişirilen bir vaka görülmedi ama sağlıkta yakın gelecekte bisiklet pompasına varabilecek vakalara bir göz gezdirelim:

·      AKP'nin 1 Ocak 2012 yılı itibariyle sağlıkta yürürlüğe soktuğu Genel Sağlık Sigortası (GSS) nedeniyle iki yılda 4,5 milyon vatandaşın prim borcu 4 milyar TL'yi buldu. GSS borcunu öde(ye)meyen yoksul yurttaşlarımız sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorlar.

·      Alternatif sözde tıp uygulamaları yasallaştı. Artık sülük, hacamat, kupa gibi bilimselliği kanıtlanmamış pek çok sözde tedavi yöntemi sertifikası olan kimseler tarafından uygulanabilecek. Sağlık Bakanlığının yayınladığı endikasyon listesi son derece kaygı verici, pek çok kronik ve ciddi seyirli hastalığa olmadık sözde tedavi yöntemleri öneriliyor.

·      Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan onlarca sözde ilaç bugün piyasada satılıyor ve televizyon başında yoğunluklu olarak ev kadınlarının bulunduğu saatlerde bu sözde ilaçların kontrolsüz şekilde reklamı yapılıyor. Başta karaciğer olmak üzere insan vücudunda son derece ciddi hasarlara neden olabilecek bu ürünlerle ilişkilendirilmiş şüpheli ölümlere ana akım medyada dahi yer verilmesine rağmen, bir süredir en çok sülük ve kupa ile meşgul olan Sağlık Bakanlığı’nın dikkatini çekebilmiş değiller.  

·      2013 yılında hayata geçirilmesi planlanan Anne Sütü Bankası Projesi sünni islam referansları zemininde yürüyen tartışmalar sonucunda süresiz olarak rafa kaldırıldı. Anne Sütü Bankası’nın anne ve bebek sağlığı üzerinde beklenen etkilerinden çok, caiz olup olmadığı tartışıldı.

·      Sağlık sistemi içinde sağlık emekçisi istihdamına ilişkin yüzlerce sorun varken, başta acil servisler olmak üzere hastanelerin pek çok birimi teşvik edilmiş abartılı hizmet talebine yanıt veremez halde iken, Sağlık Bakanlığının istihdam politikası hastane imamlarını önceliyor.

·      Yine dinci gerici referanslara dayandırılarak aşı karşıtlığı yaygınlaştırılıyor. Gerici yandaş medyada sıklıkla yer verilen aşı karşıtı ailelerle ilgili haberler toplum sağlığı açısından ciddi derecede kaygı veriyor.

·      Kadın bedeni ve kadın sağlığına ilişkin akıl almaz söylemler her geçen gün artarak devam ederken, kadına yönelik şiddetin cezasız, şiddet mağduru kadınların tedavisiz bırakılması adeta rutine bindirilmiş vaziyette. İktidar kürtajı Roboski ile eşitleyip 3 çocuk söylemini 5’e çıkarırken, yandaşları ahenkle bu sözde nüfus politikasını destekliyor: Kadınların çalışmasının fuhuşa zemin hazırladığı söyleniyor. Eski Çalışma Bakanı ise Türkiye’nin bir ara eleman ülkesi olduğu alenen açıklıyor, küresel sermayeye açıkça ucuz iş gücü vaat ediyor.

Bu liste uzar, çok uzar, kitap olur. Biz şimdilik burada bırakalım. Hindistan’daki bisiklet pompası vakasına şimdi öfkeyle şaşırıyoruz ya; çok şaşmamak gerek, bizdeki gidişat da farklı değil. İşçi sınıfının yoksullaştırılması, güvencesizlik, örgütsüzlük almış başını gitmiş; ortalık şarlatanlarla hurafecilerle dolmuş, iktidar bunlara özgü yasalar çıkarmış, bunları meşrulaştırma derdinde, sağlık hizmetleri felç edilmiş, daha ne olsun?

Bu akıl dışılığa, bilim dışılığa, sınıf düşmanlığına kocaman bir “DUR!” çekmezsek bisiklet pompasını arar hale gelebiliriz; bu zihniyet paslı çekiçle beyin ameliyatı da yaptırır, kasaturayla safra kesesi de aldırır. Bizim onlar gibi “alternatif tedavimiz” falan yok; tek seçeneğimiz, hatta zorunluluğumuz, tarihsel bir ödevimiz var: MÜCADELE ETMEK.

Bilimden sanata, eğitimden sağlığa çok geniş bir cephede verilen bu mücadeleyi güçlendirmek, mücadele cephesinin bu genişliğini avantaja çevirmek, bu karanlığı tarihin dipsiz kuyularına gömmek için hepimize çok iş düşüyor. Birleşik Haziran Hareketi’ne biraz da böyle bakalım; orası tek tek üzerimize düşen işleri kapı komşumuz Ayşe Ablayla, iş arkadaşımız Hamdi Beyle, eski dostumuz Ceyhun ile ortaklaştırdığımız yer olsun. Böyle olsun da görelim, sınıf düşmanlığı mı kalır, bilim dışılık mı!