Birlik ve mücadele



23-12-2015 08:20


Erkan Baş

Geride kalan dönemde çokça tartışılan temel saptamalarımızdan ikisini hatırlatalım. 

Bir, Türkiye’de devrimci mücadelenin güncel görevi AKP-Saray rejiminin yıkılmasıdır.

İki, bu kavga ancak AKP karşısında güçlü bir karşı odak yaratılarak, sosyalizmin ülkemizde gerçek bir toplumsal-siyasal güç haline getirilmesiyle başarıya ulaşabilir.

Bazı tartışmalar maalesef bitmiyor. Düzenin temel direği Tayyip Erdoğan için bizim safımıza geçti diye açıklama yapan insanları bile hala solda sayanların olduğu bir memlekette bitmeyecektir, artık buna alışmamız gerektiğini kavramış durumdayız, ancak tasnif etmek zorundayız.

Örneğin, özellikle 1  Kasım seçimleri öncesi, yukarıdaki birinci saptamamıza karşı ileri sürülen “AKP artık bitti” , “AKP-Saray karşıtlığının anlamı kalmadı, esas olan düzene karşı savaşmak”, “düzenin yeni aktörleri olarak CHP-HDP devreye sokuldu, bizim esas olarak onları teşhir etmemiz lazım” gibi tezleri artık gündeme bile almaya gerek kalmadığı kabulüyle devam edebiliriz.

Bu ve benzeri değerlendirmelere kulaklarımızı tıkarken, yukarıdaki ikinci saptamayı ise hayata geçirilmemiş, geçmemiş bir göreve işaret ettiği ölçüde tartışmaktan kaçmayacağız.

Elbette bunun da kolay yolu var; “Herkesler bizim sözümüzü dinleseydi, tüm sorumları aşardık” dersiniz ve geçersiniz. Ancak eğer gerçekten sonuç almak istiyorsak ve samimiysek, sonucu değiştirmeyecek önermelerle kendimizi rahatlatmamız bile mümkün olmaz. Dolayısıyla, kendimizi de katarak, geride kalan dönem için, neden başarılamadı sorusunu sormalı ve önümüzdeki dönem aynı hataları tekrarlamamak üzere dersler çıkarmalıyız.

Bugüne gelirsek...

Çeşitli zaaflar, eksiklikler veya başarısızlıklar neticesinde, güçlü bir sosyalist toplumsal-siyasal odak yaratılamamış durumda. Bu, AKP rejiminin elini kuvvetlendiren faktörlerden birisi oldu.

AKP tarafından temsil edilen sermaye diktatörlüğü, düzen karşıtı güçlerin zaaflarını iyi gördü ve değerlendirdi. Hedefe kilitlenecek bir yoğunlaşma ve birliktelik sağlamasının önüne geçecek yöntemlerle, tarihin en alçakça katliamlarına imza atarak, fiili sıkıyönetim uygulamalarıyla, Türk-Kürt kardeşliğini ve birliğini hedef alarak, uluslararası emperyalist-kapitalist sistemin bıraktığı boşluklara yerleşerek karşısındaki güçleri ezmek, teslim almak üzere tüm kozlarını sahaya sürmüş durumda.

Türkiye, tarihinin en ağır saldırılarından birisini yaşamaktadır. Ülkemizin geleceği çalınmak, halklarımızın umutları söndürülmek isteniyor. Güzel ülkemiz, emperyalizmin ve para babaları iktidarına hizmetkarlıkta sınır tanımayan, kendi çıkarlarını tüm toplumun çıkarlarının üstünde gören bir suç örgütü eliyle, tamamen hukuksuz, insanlık dışı bir iç savaş ortamına sokulmuş durumda.

Tayyip Erdoğan'ın önderliğini yaptığı bu suç örgütü; iktidardan indirildiği anda başına geleceklerin farkında. Korkuyorlar, işledikleri suçların büyüklüğünün, yaşattıkları acıların biriktirdiği öfkenin farkındalar. Hesabını vermemek, sadece Türkiye’ye değil tüm bölge halklarına kan saçan politikalarına devam etmek uğruna iç savaş planını devreye sokmuş durumdalar.

Ve bu nedenle her gün ülkemizin gencecik insanlarını toprağa veriyoruz.

Bugün özel olarak Kürt illerinde yaşanan insanlık dışı tablonun sorumlusu, bu tabloyu kendi politik hedefi için yaratanlardır. Bölücülük diyeceksek, terör kavramını kullanacaksak bu en çok AKP'yi anlatmaktadır.

AKP rejimi ne yaparsa yapsın, Türkiye ve dünya yeni bir dönemdedir. Büyük bir krizin içinden geçilmekte, alt üst oluşlara gebe bir süreç yaşanmaktadır. Türkiye’de Haziran Direnişi'yle kendini ortaya koyan ilerici halk iradesi teslim olmamıştır. 

Hiç kuşkunuz olmasın, önümüzdeki günlerde de ölesiye korktukları bu iradeyi teslim almak için ellerinden geleni yapacaklardır. Daha da yoğunlaşması muhtemel bu baskı döneminde bütün enerjimizle Türkiye sosyalist hareketinin toplumsallaşma damarlarını açmak üzere hareket etmek zorundayız.

Devrimciler, gerici rejime karşı direnci artıracak, emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin, özgürlükleri ve yaşam hakları ellerinden alınanların eylemli dayanışmasını kuvvetlendirmeye çaba harcamalıdır.

Geçmiş deneyimlerimiz gösteriyor ki, direnci ve dayanışmayı somutlamak, AKP rejiminin somut örneklerle yenilebileceğini göstermek, ileri mevzileri zorlamak umut yaratmıştır. Herkesin aradığı umudun yeniden üretilmesi, AKP-Saray rejimine karşı direncin ve dayanışmanın artırılmasından geçmektedir.

Bu kapsamda örneğin, emekçi mahallelerinin birer direniş odağına dönüştürülmesi ve emekçi sınıfların gündemlerine yoğunlaşmış siyasal-örgütsel faaliyetin halkçı ve dayanışmacı bir anlayışla örgütlenmesi temelli her tür deneme meşrudur.

Söylemeden geçmeyelim, “elden gelen bir şey yok, nasılsa bugünler de geçecek, biz kafamızı kuma gömelim ve tehlikenin geçmesini bekleyelim, tehlike geçtikten sonra hayatımıza devam ederiz” diye düşünenler varsa çok yanılıyorlar. Bu tehlike durdurulmazsa geçmez. Elbette sonsuza kadar devam etmeyecek ancak bu iktidar istediğini alırsa bundan sonra hayatımıza eskisi gibi devam edebileceğimiz bir dönem asla gelmeyecek.

Daha somut başlıklara gelecek olursak...

Yakın gelecekte AKP'nin başkanlık tartışmasını daha yoğun bir şekilde gündeme getirmesi kimse için şaşırtıcı olmayacaktır.

Devrimcilerin, gerici, piyasacı, işbirlikçi AKP rejiminin politik erkini kuvvetlendirecek, hareket gücünü artıracak, daha fazla yıkımı tetikleyecek herhangi bir adımı kökten reddedeceği açıktır. Bu nedenle, Başkanlık önermesiyle ilgili yapılacak herhangi bir pazarlık, bizim açımızdan tartışma konusu dahi olamaz.

Öte yandan bu sürecin, AKP'nin ve emperyalistlerin bölge politikalarından bağımsız olmadığını da unutmamalı, "barış, kardeşlik ve birlik" mücadelesinden bir adım geri durmamalıyız. Türkiye'nin ve bölgenin aydınlık geleceği, en başta Türk ve Kürt emekçilerinin, yoksullarının birliğinden geçmektedir. Bu birliğin de çimentosu, gerici-faşist rejime karşı ortak mücadelenin örgütlenmesi olacak.

AKP karşıtı mücadele cephesinin inşası, ancak ve ancak bu görevlerin hakkını veren diri güçlerin inisiyatif almasıyla mümkün olabilir.  

Sorunumuz tek başına sol güçlerin birliği değil ama halkın direngen unsurların birliğine giden yolda örgütlü sol güçlerin önemli bir işlevi olacağı gerçeğini unutamayız. Eğer bu doğruysa, Türkiye solunun tüm birlik denemelerinin en temel dersini de yeniden hatırlayacağız, kendi başına ağırlığı olmayanların birleştiklerinde de bir ağırlık yaratamadıklarını...

İçinden geçtiğimiz süreçte, kendisi için değil ülkenin ve emekçilerin geleceği için örgüt olma fikrine uygun davranan politik öznelerin iddiaları sınanacaktır. İhtiyacını duyduğumuz cephenin sağlıklı yeniden kuruluşu için, gerçek güçlerin ileri siyasi hedefler ve somut mücadele pratikleriyle kendilerini ortaya koyması; şeffaf, katılımcı, kapsayıcı bir yaklaşımla, faaliyet odaklı yerel çalışmaları ve toplumsal dinamikleri kucaklayan bütünlüklü bir mücadele anlayışını temel alması zorunludur.

Kendi adımıza konuşacak olursak, biz bu anlayış ve yaklaşım ile atılan her adımı tüm gücümüzle desteklemeye, katkı koymaya devam edeceğiz.

Başka biçimde söylersek, emekçi halkımızın kazanması, AKP rejiminin yenilmesi için atılacak her adıma hazırız. Mücadele eden kim varsa, tüm samimi kişi ve güçlerle elimizdekini-avucumuzdakini, her şeyimizi paylaşmaya hazırız.

Ancak, böylesi bir zemin oluşana kadar bekleyemeyeceğimize göre, bir taraftan bu arayışa, hatta gerekiyorsa zorlamalara devam ederken aynı anda bu ihtiyacı gören bir tür ön hazırlık ve güç biriktirme faaliyetine yoğunlaşmaktan, en ileri hatta mücadeleden geri durmayacağız. 

Hem bu zeminin oluşumunu hızlandırmak, hem ortaya çıktıktan sonra sağlıklı ve hızlı yol almasını sağlamak için...