Birlik üzerine - VI



30-12-2017 00:19


Ercan Gündoğan

Birlik tartışmaları seçim düzeyinde yapılamaz. Seçimler için, ittifak, tek taraflı destek, seçmeni serbest bırakma söz konusu olabilir. Soralım, kimler bizimle seçim ittifakı yapar, yapabilir, yapmak ister? 

CHP, ittifak yapmaz, oy ister. HDP, sosyalist solun belli çevreleriyle, belli kişilerin milletvekili ya da belli politik makamlara seçilmesi karşılığında, ittifak yaptı. Bu türden bir ittifakı başka sosyalist kesimlerle yapar mı, bilemeyiz, ama, ideolojik olarak uzak durmayacağını söyleyebiliriz. Diyelim bizimle de seçim ittifakı yaptı ve biz bir ya da iki milletvekilini TBMM'ye göndermiş olduk. Aynı seçim ittifakını diğer sosyalist kesim ve partilerin de yaptığını varsayalım. HDP, en az yirmi milletvekilini, yüzde bir oy karşılığında sosyalist partilere tahsis etmiş olur. Olur mu, olmaz, niye bu sayıda "Kürt" oyunu Türkiyeli sosyalistlere armağan etsin?
Peki, tüm sosyalistler bir araya gelip bir seçim ittifakı yapabilir mi? Yapabilirler ve bu orta vadede büyük bir sosyalist birliğe de yol açabilir. Olur mu, mevcut ideolojik ve politik algı ve tavırlarla, olmaz. Çünkü sosyalist solda, gençliğini 1980 öncesinde yaşamış sosyalist ideolog, yönetici ve "militanların" buna izin vereceklerini henüz düşünmüyoruz. 1980 öncesiyle ilgili hafıza hala tazedir, 1980 sonrası birlik denemeleri de, pek başarılı olmamıştır. İki başarı örneği, TİP ve TKP birleşmesi ile, daha sonra ÖDP'nin kurulmasıdır. Ama, iki örnek de bu güne gelememiştir. ÖDP hala varsa da...
Bolca varız, dağınığız ve her birimizi oldukça küçüğüz. Her birimiz hala derlenmeye, toparlanmaya, büyümeye de çalışıyoruz. Sınıfsal olarak kitleye ulaşmak hala büyük hedeftir. Bazılarımız sadece aydın kitleye seslenmeye çalışıyor. Çoğumuz ise, en azından çekirdeği korumayı birinci hedefimiz olarak görüyoruz.
Ne yapmalı etmeli de, bu kısır döngüden çıkmalıyız?

Hayal kurmayalım, tüm sosyalist partiler, kısa ve orta vadede birlik oluşturamaz. İttifak da kuramazlar. Yine, gidip, ya binde üçlük partilerimizle seçim propagandası yapacağız, Lenin'in söylediği şekilde, seçim sürecini propaganda amaçlı kullanacağız, ya da bu propagandanın sonunda, sosyalistler gidip CHP ya da HDP'ye oylarını verecekler. 

Anımsamak gerekir: Hiçbir Marksist sosyalist parti, seçim partisi değildir ve olamaz. Olan sadece Alman sosyal demokrat partisi olmuştur, o da, bugün bildiğimiz sosyal demokrat bir partiye dönüşmüş, devrimciliği bırakmıştır. Bu türden bir parti, gelişmiş Avrupa demokrasilerinde bir tür umut taşıyabilir, hatta, kısmen başarılı bile olabilir. Neyse ki, bizim böyle bir durumumuz bulunmuyor. Bizim durumumuz, ne Avrupai bir "legal" durum olabilir, ne de, bu günün koşullarına göre, "illegal" bir durum. 

Açıkça yazalım, bize ne seçimler, ne de silah, uygundur. Sivil toplum denirse, yanıtımız, biz zaten hala sivil toplum durumundayız olacaktır; partilerimiz, örgütlerimiz, derneklerimiz, kulüplerimiz ve yayınevlerimiz, bize yakın sendikalarla birlikte, "politik toplumun" dışındadır. Zaten çok fazla "sivil" durumda bulunuyoruz.

Yukarıda dediğimiz gibi, bolca varız, dağınığız ve her birimiz oldukça küçüğüz. Neler yapabiliriz, sırrı buradadır. 
Mao'nun "yüz çiçeği" vardır, her birimiz yüz çiçek gibiyiz. Kendimizi, çiçek tarlası olarak düşünelim, ayrı ayrı, yan yana, aynı tarlada! Ya da Nazım'ın ağaçları ve ormanı gibi. 

Önerimiz somut olarak şudur: Tüm sosyalist örgütleri, partileri, yayın organlarını, aydınlarını, yazarlarını, üye ve sempatizanlarını, büyük bir federasyon gibi örgütleyelim. Bir merkezimiz olsun, ama herkes kendi eyaletlerini, özerk kentlerini, elinde tutsun. Ama, mutlaka bir federal merkezimiz olsun. Elbette, bu federasyon ve eyaletlerin işleme mekanizmasında, Lenin'in "demokratik merkeziyetçilik" ilkesi kesinkes uygulansın. Bu ilke, hem örgütlenme, hem karar alma, hem de karaların uygulanma sürecinde benimsensin. Demokratik olarak bir merkez oluşsun, ama oluşunca da, merkez demokratik olarak alınmış kararları uygulasın. Herkes de bu kararlara uysun.

Bu durumda, her sosyalist ve örgüt, kendini koruyup geliştirebilecektir. Ama, artık bir bütünün içinde olmak kaydıyla.. 

Lenin, devlet düzeyinde federasyonu geçici bir yönetim biçimi olarak görüyor, gelişmenin ileri evresinde, "bütünlüğün" sağlanacağını varsayıyordu. Federasyon bu anlamda, hem gerçekçi bir çare hem de "ödün" anlamına geliyordu. Biz de sosyalistler arası ilişkileri böyle düşünüp, geliştirebiliriz. Ödün mü, evet her sosyalist, bir diğerine ödün vermeli, kendinden bir miktar feragat etmelidir. 
Yeni bir birlik modelinden bahsediyoruz. Tek tek kendi başımıza, ne kitleyle, ne de sınıfla, kısa ve orta vadede buluşabiliriz. Kastettiğimiz basit anlamda partilerin birleşmesi değildir. Olanaklıdır, ama, ne getirir, ne götürür, bilemeyiz. Belki de sadece, bir tür federasyona kendimizi hazırlayabiliriz. 
***
Türkiye sosyalist hareketinin 1980 öncesi tipik özelliği, fraksiyonlara ayrılmaktı ve bu özelliğimizin bizim asli özelliğimiz olup olmadığını düşünmemiz gerekir. Fraksiyonlara olumsuz yaklaşmakta haklıyız elbette. Ama, bizim böyle bir deneyimimiz ve tekrar etmiş olması anlamında bir sosyalist politika yapma kültürümüz varsa, bir de olumlu taraftan bakmakta yarar olduğunu neden düşünmeyelim. 

Biz fraksiyonlara ayrılarak büyümüş ve toplamımız kapsamında üstelik hegemonik hale de gelmiştik. Eksiğimiz, kusurumuz, merkezimizin olmamasıydı. Hatta bazen, dergimiz vardı, kitlemiz vardı, ama, partilerimiz bile yoktu (Dev-Yol örneğini anımsayalım). 
***
Bu yazıyla önerdiğimiz yeni Kuruçeşme ya da Vişnelik toplantıları yapmanın ötesindedir. 

Burada önerdiğimiz, geçmişimizi, ideolojimizi, çizgimizi, her neyse kendimizi tanımlamamızın tarzı, tekil anlamda hem korumak, hem de, bir sosyalist federatif birliğin, merkezin, içine girebilme yeteneğini gösterebilmektir.

Okuyucumuza, sadece, Türkiye sosyalist hareketinin "ağacına" bakmasını öneriyoruz. Kimler kimlerden ayrıldı, onlardan kimler? Örneğin sadece, Milli Demokratik Devrim stratejisini benimseyenlerin "ağacına" bakalım. Hızlı bir mitoz bölünme sürecidir. Ne yazık, bu mitoz geçirme sürecinin ideolojik mirası hala canlıdır. Herkes sosyalisttir, ama, herkes ayrı bir dünyadır. Demek oluyor, bu tecrübe ve mirası, "veri" olarak kabul etmeliyiz. 

Önerimiz, sosyalistlerin federasyonuna doğru ilerlemektir. Herkes kendi olsun, ama, federal bir birliğimiz ve federal bir merkezimiz de olsun!
***
Madem bolca varız, dağınığız ve her birimiz oldukça küçüğüz, bir tür federasyon olarak birleşelim.

Bir tür, "sovyetçi sosyalist partiler birliği", kısaca SSPB kuralım. 
***
Hem gerçekçi, hem hayalci, hem de pratik!