Birinci Dünya Savaşını bitirmek...



30-10-2014 10:06


Mehmet Karaoğlu

Davutoğlu başta olmak üzere bir dizi AKP’li Ortadoğu için “Birinci Dünya Savaşı ile hesaplaşma” iddiasını dillerine dolamış durumda. Bu kapsamda Numan Kurtulmuş, Sümeyye Erdoğan’a ve İbrahim Karagül gibi isimler de son zamanlarda “yüz yıllık hesaplaşma”yı gündeme getiren çıkışlar yaptı.

Davutoğlu bu konuda üç yıl önce oldukça iddialı konuşmuş ve büyük savaşın yüzüncü yıl  dönümü için “Bütün Ortadoğu ile yeniden hesaplaşmamızın başlangıcı olmalı 2014” demişti. Bu planların niye hayata geçirilemediğini görmek zor değil. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in iktidardan düşmesi, Suriye halkının saldırılar karşısında pes etmemesi ve Türkiye’de Haziran direnişin ortaya çıkması, 2014 için yapılan “yüzyıllık hesaplaşma” planlarını aksatmış oldu.

“Hesaplaşma” planı her ne kadar bu malum nedenlerle aksamış görünse de, AKP yeniden güç toplama ve zorlama niyetinde olduğunu açıkça gösteriyor. Şu ana kadar en azından söylem düzeyinde konuya sıkça değindiler ve özellikle Suriye gündeminde yeniden inisiyatif almak için yoğun bir çaba harcıyorlar.

Bu hesaplaşma söyleminin Ortadoğu ile ilgili içeriğinde, Osmanlı döneminin “doğal” ve “barışçıl” olduğu yönündeki bir dizi tanıdık iddia yer alıyor. Bu iddiaların en çok bilineni, savaşın ardından çizilen mevcut Ortadoğu sınırlarının “masa başında cetvelle” çizildiği ve bugün bir anlam taşımadığı yönünde. Buna ek olarak Davutoğlu bazı konuşmalarında, savaş sonrasında manda yönetimleri kuran sömürgeciliğin ve daha sonra gelen bağımsız devletlerin de bölge için bir “anormallik” olduğunu birkaç kez vurguladı.

Bu yaklaşım Ortadoğu’da bitmek bilmeyen savaşların nedeni olarak bağımsız devletlerin kurulmuş olmasını gösteriyor. Buna göre tek bir devletin (Osmanlı) çatısı altında “huzur” içinde yaşayan bölgenin, kurulan bağımsız devletlerin birbiriyle yaşadığı gerilimler nedeniyle savaşlardan kurtulamadığı iddia ediliyor.

Açıkçası AKP’lilerin bu konuda söylediği her sözü emperyalistlere yönelik bir “ihale talebi” olarak okuyorum. Davutoğlu’nun sömürgecilik eleştirisindeki “bu işi sizin adınıza biz yaparız” havasını hissetmek mümkün. Taşeronluk dediğimiz şey de tam olarak bu. Bölgede bağımsız devletlerin kurulmuş olmasına yönelik eleştiride de benzer bir talebin argümanlarını görmek mümkün.

“Hesaplaşma” meselesini yazılarında yıllardır çeşitli şekillerde sürekli gündeme getiren Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül ise Davutoğlu başbakan olur olmaz bu konuda en iddialı formülasyonlardan birini ortaya attı ve savaşı “bitirmek”ten bahsetti. Karagül 22 Ağustos tarihli “Başbakan Davutoğlu ve Türkiye devrimi..” başlıklı yazısında bunu şöyle ifade etti:

“Yeni Türkiye, Birinci Dünya Savaşı'nın bitişinin, yeni bir ülke inşa edilmesinin ilanıdır.

Her felaketten sonra yepyeni bir yükseliş başlatan Anadolu'nun, Dünya Savaşı'na ve ondan sonraki yüzyıllık vesayet dönemine cevabıdır, meydan okuyuşudur.”

Karagül’ün yazdıklarını yukarıda değindiğim iddialarla birlikte okuduğunuzda, savaşı bitirmekten kast ettiği şeyin aslında savaşın sonuçlarını ortadan kaldırmak ve savaş başlamadan önceki koşullara, Osmanlı’nın yaşadığı koşullara dönmek olduğunu görmek zor değil. Ancak burada bir kısırdöngü bulunuyor, çünkü savaşa neden olan şey de zaten o koşulların kendisiydi.

Bu nedenle esas niyetin savaşı bitirmek değil, aksine yeniden başlatmak, daha doğrusu “parantezi kapatıp” kaldığı yerden devam etmek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. AKP’nin bölgedeki bütün adımları gerçekten de savaş öncesindeki döneme benzer çatışma ve gerilimleri bugün tekrar ortaya çıkarmaya yönelik.

Bu noktada Birinci Dünya Savaşını gerçekte bitiren şeyin, önümüzdeki hafta 97. yılını anacağımız Ekim Devrimi olduğunu hatırlatmakta yarar var. Savaşının başlangıcı ve bitişine dair tartışmalar yüzyılın ardından bugün hala devam ediyor. Ancak savaşın son sürecinde Almanya’nın apar topar ve ordusu oldukça güçlü bir durumda olmasına rağmen teslim olmasında Ekim Devriminin yarattığı korkunun gerçekten de belirleyici rol oynadığı kesin. Tam anlamıyla yenilmeden diğer emperyalistlere teslim olan bu ordu, hemen sonrasında Ekim Devriminden etkilenen Alman Devrimini bastırmakla görevlendirildi.

Ekim Devriminin burjuvazide yarattığı ve bugün halen devam eden korku kuşkusuz günümüzde emperyalist devletlerin açık ve büyük savaşlara girmelerini engelleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam ediyor. Bir başka ifadeyle bir türlü 1917’nin sonuçlarından tam olarak kurtulmayı başaramıyorlar. Ve biliyoruz ki Birinci Dünya Savaşıyla hesaplaşmak değil, onu kaldığı yerden sürdürmek isteyen AKP’nin esas olarak hesaplaşmak istediği şey de Ekim Devrimi ve yarattığı sonuçlardır.

Buna karşı sosyalist devrimin bizi hemen yarın beklediğini bugün için belki söyleyemiyor olabiliriz. Ancak dünyayı bir kez daha savaş öncesindeki gibi emperyalist paylaşım mücadelelerine, milliyetçi ve dinsel düşmanlıklara, savaşlara, yıkıma ve ekonomik çöküntüye mahkum ettikleri ölçüde, bu süreci durdurmaya yönelik mücadele ve arayışlar da yoğunlaşacak, sınıf mücadelesi yükselecektir. Ve emperyalizmin dünyayı taşıdığı bu yıkıma karşı mücadelenin varacağı yer de bir kez daha, onu tam olarak durdurabilecek tek şey olan sosyalist devrim olacaktır. AKP’lilerin kabusu olan parantez bu sefer tekrar açılacak ve bir daha kapanmayacaktır. Bir başka ifadeyle "Dünya Savaşı" bir kez daha, bir daha başlamamak üzere bitirilecektir...