Biri “sağlıkta devrim” mi dedi?



21-05-2015 08:11


Dün, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW: Human Rights Watch) ve Çatışma Koşullarında Sağlığı Koruma Örgütü (Safeguarding Health in Conflict) tarafından Sağlık Hizmetlerine Yönelik Saldırılar Küresel Raporu yayınlandı. Tüm dünyada çatışma koşullarında ve baskıcı rejimler ile yönetilen ülkelerde sağlık hizmetlerini hedef alan şiddet olaylarının ve sağlık hizmetlerine erişimin zorlaştırılmasına ilişkin yasal düzenlemelerin ele alındığı bu rapor, gerek ele aldığı konunun hayati önemi açısından, gerekse Haziran Direnişinde revirlere, gönüllü sağlıkçılara, eczacılara yönelik polis şiddeti ve nihayetinde ilkyardımı yasaklayan uygulamaları ele alması bakımından son derece değerli bir doküman.

Raporda, sağlık hizmetlerine yönelik şiddet olaylarının uzun süredir devam ettiği iki ülkenin Orta Afrika Cumhuriyeti ve Güney Sudan olduğu görülüyor. Afganistan, Irak ve Suriye ise yüksek riskli ülkeler olarak değerlendirilmiş. Türkiye ise Burma, Kolombiya, Nijerya, Pakistan, Gazze, Somali, Ukrayna, Yemen ve Ebola salgınının olduğu ülkeler olan Gine, Liberya ve Sierra Leone’nin de aralarında olduğu ülkelerle beraber “endişe ile izlenen ülkeler” kategorisine alınmış. Beraber kategorize edildiğimiz ülkelerde sağlık nasıl propaganda ediliyor bilmiyorum; ancak örneğin Pakistan’da da  “Sağlıkta devrim yaptık, onlar konuşur biz yaparız” deniyorsa durum vahim. Çünkü böyle giderse, halkımızı soyup soğana çeviren bu “devrim”in bundan sonraki ayağı, tedavi olmak için gittiğiniz hastanede havaya uçurulmak olacak...

HRW’nin bu kıymetli raporuna emek verenlere teşekkür edelim ve bu detaylı raporu merak edenleri Örgüt’ün internet sitesine yönlendirelim. Biz biraz Haziran’ı hatırlayalım; ne oldu da Haziran’da sağlığa ilişkin yaşananlar dünya çapında yoğun ilgi gördü, ne oldu da Haziran AKP’nin seçim propagandaları içinde yeniden reklamını yapmaya başladığı “sağlıkta devrimi”ni ters yüz etti?

Haziran, AKP’nin Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel direği olan performans sistemi ve hekimler arasında geliştirilen rekabet ortamını yerle bir etti. Konformist bulunan, cebine düşkün görülen, hastalarını yük gördüğü sanılan yüzlerce hekim ve sağlıkçı kimseye sağlık güvencesi olup olmadığını sormadan, performans listesi tutmadan, kimseden beş kuruş talep etmeden, gece gündüz, dur duraksız, üstelik şiddet tehlikesi altında herkese eşit, parasız ve erişilebilir sağlık hizmeti verdiler. Sağlık Bakanlığı’ndan sunması beklenen olağandışı koşullarda sağlık hizmetlerini kendi iradeleri ile örgütlediler. Üstelik bu insanların ciddi bir kısmı odasında dahi örgütlü değildi; onlara yol gösteren tek bir şey vardı: Binlerce yıllık bir birikimin sonucu olan hekimlik meslek etiği ilkeleri...

Haziran’da canı pahasına sağlık hizmeti sunan gönüllü sağlıkçılara açılan davaları, verilmeye çalışılan cezaları, yandaş medyanın hedef gösteren tutumunu, bununla da kalmayıp ilkyardımı yasaklayabilen bu rezil kötülüğü İleri Haber’de çokça okuduk, bu köşede de zaman zaman ele almaya çalıştım. Uluslararası sağlık ve insan hakları camiası da bu rezalete seyirci kalmadı ve sağlık hizmetlerini hedef alma cüreti gösteren örgütlü cehalete karşı verdiğimiz mücadelede bizleri hiç yalnız bırakmadılar.

Durumun özeti ve bu karanlığın sağlığımızı sürüklediği yer budur; sağlıkta yapılan dönüşümün sermaye için devrim olduğundan kuşkumuz yok, gerek sağlık emekçileri gerekse halkımız içinse bu dönüşüm cahilliğin, bilim dışılığın, gericiliğin, piyasacılığın ve katil ruhluluğun şekillendirdiği bir pazardır.

AKP komik “sağlıkta devrim” reklamlarını pazarlayadursun; biz ısrarla sağlık hizmetlerine yönelen şiddetle mücadele etmeye devam edeceğiz. Salt sistematik şiddeti değil; rant uğruna emekçilere uygulanan şiddeti de, yurttaşlarımızın sağlık hakkını gasp eden hırsızlığı da def edeceğiz. Bu yüzden asistan hekimler “Gına Geldi!” diyor, bu yüzden bugün birinci basamakta görevli sağlık emekçileri yurdun dört bir yanında tarihimizin en uzun sağlık grevinin ikinci günündeler. Az kaldı; bizler HAZİRAN ruhu ve yaşama sevincimizle yepyeni raporlara bambaşka şekillerde konu olurken, onlar hala hırsız, hala katil kalacaklar...


NOT: Seçim reklamı demişken; iki okuma önerim olacak. İlki Türk Tabipleri Birliği’nin bu hafta yayınladığı “Sağlıkta Yalanlar ve Gerçekler – 2015” ve “Memnun Musun Gerçekten?” broşürleri. İkincisi ise, dün Halkın Sağlığı sitesinde yayınlanan ve İlker Belek’in kaleme aldığı “AKP’nin Sağlık Reklamı, Çok Güldüm” yazısı.