Biraz vicdan biraz mantık!



11-10-2015 09:34


Bırakın yazmayı yaşamanın bile zorlaştığı, güzel insanların öldüğü bir ülkedeyiz artık, eminiz! Barış isteğinin bombalarla susturulduğu, savaşın devlet eliyle desteklendiği şu günlerde ‘seçim’ gibi yalanı tekrarlayıp durmak ne kadar boş ve gereksiz duruyor! Wood Allen bu hafta vizyona giren Irrational Man / Mantıksız Adam’ı eminim ki bizi düşünerek yazmamış ama yaşadığımız gündeme o kadar uygun ki… Yaşamla iletişimini kaybeden bir adamın yaşama dönüş keşfi olarak öldürmeyi seçmesi… Tabii bunu yüzlerce insanı öldürerek yapmıyor, tek bir insanı öldürerek ve bunu da ulvi bir amaç için yaptığına kendine inandırarak inanılmaz rahat bir psikoloji içine giriyor. İntihar etmeyi düşündüğü hayat modundan çıkarak ona sıkı sıkıya sarılıyor. Şimdi gel de bu filmdeki profesör Abe’in halini günümüze uyarlama! Bir amaç için insan öldürmeyi seçmek ve bunu kendine çok iyi bir amaç olarak yutturmak… Ama sadece kendine. Kendini tatmin etmek, çıkarlarını en üst düzeyden kollamak için… Filmde bir kulak misafiri olduğu ve tanımadığı kadını mağdur edeceğini düşünen bir sorumlusu olarak tanıyor Abe hakimi. Sonra onu takip ediyor, öldürme planı yapıyor ve sonuçta onu bir azim sonucu öldürüyor. Yerlerde sürünen yaşam enerjisi geri geliyor. Ölümden beslenme haline iyi bir örnek Mantıksız Adam. Adı üstünde mantıksız adam, biraz vicdan biraz mantık diyesi geliyor insanın!

Cambaz ip üstünde oynuyor…

Robert Zemeckis bu kez Phillippe Petit adlı Fransız gösteri ustasının 1974 yılında henüz yapımı tamamlanmamış ünlü Ticaret Merkezi kulelerinin arasına ip gerip yürümesini anlatıyor. Şimdiler de yok olan bu kuleler filmde bir güzelleme şeklinde aksettirilse de asıl trajik olan kulelerin artık yok olması. O zamanlar dünyanın en yüksek binaları olan ve kendisini aşmak konusunda hep bir atılımda bulunan Petit’nin yüksekliğiyle dikkatini çeken ve başının döndüren kuleler üzerinde salınımı gerçekten ilginç ve hayret uyandırıcı. İnsanın sınır tanımayan halinin perdede ip gerilmiş hali. Filmin sonunda hep ikiz kulelerin artık olmadığına dair bir mesaj bekliyorsunuz ister istemez ama öyle belirgin bir şey gelmiyor sadece kulelere sonsuz çıkış hakkın elde eden Petit’nin sözlerinden böyle bir ima seziyor. Filmin sonunda şunu düşünüyor insan! Kendi inşa ettikleri binaları da öldürüyorlar insanları katlettikleri gibi! Geriye Petit’nin ipteki salınımları, ayak izleri kalıyor, titreşimleri kulağımıza kadar geliyor!

Geniş Aile genleşen aile!

Dizisini hiç izlemedim ama filmini izlemek yetti! Aptallıklar komedisinin insana ekrana hapseden hali bu kez beyazperdeye uyarlanmış! Tabii filmin hiçbir esprisi yok, zorlama esprilerle sınırlarını bayağı zorlamış onu söyleyebilirim. Yani güldürmek için adeta gıdını kaşır halde davranıyor sen de bir süre sonra sinirlerin bozulduğu için gülebilirsin ama seyircinin böyle bir sinir bozulmasına ihtiyacı yok, eminim ki çok gülecekler. Her bel altı espride ve aptallıklar komedisinde patlatacaklar bir kahkaha, ona şüphe yok. İşin komik yanı filmin doğru dürüst bir senaryosu da yok her zamanki gibi. Aynı defineye sahip olmak için yollara düşen mahallenin belalılarının macerası! İki ileri bir geri haller. Genişledikçe genişleyen aptallık komedisi, genleşerek yayılmaya devam ediyor. Tabii ki daha kötü örnekleri var ama Geniş Aile de bunu iyice yapıştırıp yayıyor…