Bir üzüntü biçimi olarak festival iptal etmek!



06-09-2015 10:20


Altın Portakal’ın Ekim’e sabitlenmiş festival tarihi ileri bir tarihe atıldı biliyorsunuz. Sonra gelen açıklamaya göre de 29 Kasım’a gitmiş. Sebep de artan terör olayları! Altın Portakal geçen yıldan beri hep bir mırım kırındı… Şu açıklamaya kadar her şey fısıltı gazetesinin kontrolünde ha yapıldı ha yapılacak, ismi cismi değişecek kıvamındaydı. Geçen seneki fecaate sebep olanların festivalde olup olmayacağı bile belli değildi. En son uluslar arası olacağı, yerele burun kıvırdığı bir haber bile gündemdeydi ki hala daha gündemde… Ulusal yarışmayı kaldırmayı anlamak mümkün, eğer sizin bir misyonunuz varsa ve bu da ulusal sinemayı geliştirmeye katkıysa bunu kafana göre kaldıramazsın. Fonlarını, tonlarını verirsin o ayrı.

Gelelim erteleme sebebinin samimiyetine! Bana çok da inandırıcı gelmedi açıkçası. Barış süreci gibi bir süreç başlamışken bunu bozup, Ortadoğu’da devam eden savaşa su taşıyıp sonra da mağduru oynayamazsınız. Sonuçlara üzülmeyi bırakıp neden olan olaylara müdahale etmelisiniz. İçinizden festival yapmak gelmiyorsa, yapacak koşullar oluşması için adım atmalısınız! Alyan bebeğin ölümü bu kadar yıktıysa çocukların ölmemesi için çaba harcayacak politikalar üretmelisiniz. Ama festival iptal ederek üzüntünüzü dile getiremezsiniz, hiç samimi değil inanın!

Gelelim iptal edilmenin başka sebeplerine! Uluslar arası çıtlatmaları etrafı doldurunca panikleyen yerli sinemacılar büyün filmlerini Adana Altın Koza’ya yığdılar tabii. Antalya’ya film kalmamış olabilir! Zaten birkaç senedir bu böyle. Kendisini çabuk toplayan Altın Koza, Portakal’ın önüne geçmişti. Geçen sene patlayan ve nedense toparlanamayan kriz ise bu seneki karar alma mekanizmasının gecikmesine etkili nedenlerden biri de olabilir. Ya da Cannes benzeri uluslar arası bir model için çanlar çalındı ama susturulamadı belki de! Velhasıl Altın Portakal toplayamadı, kendi sebep olduğu krizi çözmedi, çözmek istemedi!

Şimdi de erteleme yolunu seçti. Benim anlamadığım 1 Kasım seçimlerinden sonra We are the World, We are the Children şarkıları söyleyip gönül rahatlığıyla festival mi yapabileceğiz? Alyan’ın küçük bedeni soğumuş, içimizdeki ateş sönmüş mü olacak… 6 Haziran seçimlerinde bir sonuç alamayanlar 1 Kasım için neden bu kadar umutlu! Barış iktidar boşluğundan dolayı mı elden gitti, yoksa birileri istediği için mi? Barış bu kadar geri gelmesi zor bir şey mi ki illa seçim yapmak gerekiyor bunun için… Barış için mi savaş için mi oy kullanıyoruz… Kendi çıkarcı politikalarımız için insanları yerinden yurdundan ederken içimiz sızlamıyor da minicik bedenler kıyıya vurunca mı titreyip kendimize geliyoruz. Herkes savaş istemiyoruz diye çığlık atarken bu kimin savaşı bi düşünün o halde! Ondan sonra da gönül rahatlığıyla festivalleri erteleyin, bitirin fark etmez!

Ben kimim, sen kimsin?

Bu hafta vizyon yine bollaştı, yerliler vizyona selam çakmaya başladı. Ama haftanın en iyilerinden biri Who Am I / ben Kimim tam da günümüze denk düşen, sanal ve gerçek dünyanın birbiriyle kimi zaman iyi anlaşıp kimi zaman kavga ettiği ama neredeyse herkesin işin içinde olduğunu açık eden başarılı bir hack filmi…

Bir arkadaş grubunun eğlencesi olarak başlasa da aslında sanal alemde herkesin birbirinin yolunu gözlediği, herkesin o yolda çeşitli argümanlar eşliğinde eğlendiği bilgisi var. Kendilerine Clay adını veren grup, popüler olmak, ünlenmek için çıktıkları yolda bizi de inanılmaz bir maceraya sokup, tam da anlamıyla kafası kırık bir sanal gerçek denklemi yaratıyorlar. İzlerken aklıma devletin çokça uğraştığı Redhack gelmedi değil, elemanların devlet kurumlarıyla giriştikleri oyun gerçekten de iyi bir düzlemdeydi ve sanal alemin bizim kıyımızda akıp gidenden çok farklı olduğunu bir kez daha gösterdi. Tabii onların da hataları var, hatta gerçek hayatta affı olmayacak şeyler sanal alemde bazen es geçiliyor, görülmüyor ya da yok sayılıyor vs… Maskeler, onlarla girişilen görüşme seansları vs… Filmin farklı kafası içinde keşfedeceğiniz çok şey olabilir. Bir de Mr. Robot dizisine bakmadan yola devam etmeyin!

Emek neydi, emek yok etmeydi!

Emek’in yeni halini fotoğraflardan gördüm, süslü, abartılı bir AVM sineması olmuş ki, zaten AVM’nin içinde… Neden yerinde muhafaza edilmedi diye diye diye dilimizde tüy bitti, o tüyü de alıp Emek sineması olarak diktiler nihayetinde! Hayırlı olsun! Beyoğlu’nun yeni sakinleri zengin Araplarla izleme yaparsınız artık. 875 koltuk olmuş 240 koltuk! Yanlarda bir kat balkon, tavan yüksekliği inanılmaz alçak. Çok güzel taşınmış, taşınırken biraz fire verip bolca şaşaa yüklemişsiniz sanırım. Emek Beyoğlu’nun en büyük tamamlayıcısı olur demiş Misbahcan, olmaz mı! Bu haliyle tam bir Beyoğlu efendisi! Geri sayım başladı denmiş, o geri sayım gerçekten başlasa da, biz geriye gitsek gerçek Emek’e sıkı sıkıya sarılsak! Bu Emek bizim Emek değil çünkü!