Bir sosyalist için salgın dönemi görevleri



18-03-2020 09:57


Doğan Ergün

Koronavirüs salgını, yalnız ülkemizde değil, tüm dünyada toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda bir şok etkisi yarattı. Neredeyse son beş neslin hiç deneyimlemediği bir kriz hali, ister istemez kuşaktan kuşağa aktarımın da az olmasını beraberinde getirdi. Milyarlarca insan bu dönemlerde ne yapılır, nasıl davranılmalı gibi soruları el yordamıyla yanıtlamaya çalışıyor. Toplumsal, ekonomik ve kültürel etkiler demiştik, bu alanlarda ve küresel ölçekte oluşan dalgaların siyaseti de etkilememesi mümkün değil. Yani, yakın gelecekte koronavirüs salgınının sarsıcı siyasi etkileri olacağını düşünmek için kahin olmak gerekmiyor. 

Bu yazıda, yüz yüze temasın azaldığı, halkın panik içinde olduğu bir dönemde sosyalistlerin yapmaları gerekenlere odaklandık. 

1. Bilinçlen, bilinçlendir

İnsanlık bir yandan salgınla, bir yandan da ortaya çıkan bilgi kirliliğiyle uğraşıyor. Karşımıza çıkan bir sorunla başa çıkabilmek için önce bilgi sahibi olmamız, ardından bu bilgiyi daha fazla insana yaymanın yollarını bulmamız gerekiyor. Aksi halde ya sorunu küçümsemiş ya da paniğe yol açacak şekilde fazla büyütmüş oluruz. 

Dünyayı değiştirme iddiasındaki sosyalistlerin, hem kendi sağlıkları hem de toplumun sağlığı için salgının kaynaklarını, nasıl önlem alınabileceğini ve nasıl yenilebileceğini bilmeleri ve etraflarını bu konularda bilgilendirmeleri büyük önem taşıyor. 

2. Sermaye sınıfına ve onun iktidarına güvenme

Salgının en önemli kaynağının, sermaye sınıfının toplum sağlığını hiçe sayacak şekilde uyguladığı politikalar olduğu biliniyor. Özellikle son 40 yılda bilinçli olarak doğanın yağmalanmasına öncelik veren ekonomi politikalarının yanı sıra yine neoliberal dönemin bir özelliği olarak sağlık hizmetlerinin piyasaya açılması ve halk sağlığının hiçe sayılması karşı karşıya olduğumuz salgının bu denli şiddetli yaşanmasının en önemli nedenleri. 

İktidarların toplum yerine kendi ikballerini düşünerek attıkları adımlara salgın döneminde de tanık oluyoruz. Bir önceki maddede bahsettiğimiz bilgi kirliliğinin başlıca kaynağı iktidarlar. Sorunun büyüklüğü, esas kaynakları, çıkış yolları konusunda bilinçlenmemizi istemeyen iktidarlar ya ellerindeki verileri örtbas ederek yani şeffaf olmayarak ya da toplumsal çözümler yerine bireysel çözümlere işaret ederek halkı yanlış yönlendiriyor. Dahası, İngiltere hükümetinin önerdiği yol, sorunu, halkın bir bölümünü gözden çıkararak çözme arayışının da somut bir örneği oldu. 

Halkın kendi kaderini eline almasına giden yol, iktidarın politika ve söylemlerinin sorgulanmasından başlıyor. Bu belaları başımıza açanlar, çözüm sağlayamaz. 

3. Mesafelen ama yalnız bırakma

Salgın sırasında, virüsün bulaşmasını engellemek için "sosyal mesafelenme" olarak tanımlanan ilke elbette çok değerli. Ancak bu ilkenin, toplumsal sorunları tespit, teşhir ve onlara müdahale konusunda mesafelenmek anlamlarına gelmemesi gerekir. Hele ki insanların çaresiz hissettikleri, yalnızlaşmanın bir travma haline geldiği böylesi bir dönemde...
Sosyalistler başta kendi çevreleri veya mücadele ettikleri alanlarda risk altında olan kişi, grup ve sınıfları tespit edebilecek, onların sorunlarını ülke geneline yayabilecek ve çözüm önerileri  koyabilecek bir mesafede olmalıdır. Bunun için çağın getirdiği olanaklar kullanılabilir. Gerekli önlemler alınarak, fiziki müdahalede bulunabilecek yol ve yöntemler yaratılabilir. Farklı toplumsal kesimler, uzmanlık alanları arasında eşgüdüm sağlanabilir, dayanışma örgütlenmeleri oluşturulabilir. Salgına rağmen toplu halde çalışmaya zorlanan emekçiler, işlerini kaybedenler, oluşan kaosun mağdurları, risk grubunda olanlar gibi pek çok toplumsal kesim bu açıdan dayanışma ve mücadele için el atmamızı bekliyor. 

4. Kendine değil emekçilere dön, örgütlen, örgütle...

Salgının en büyük yıkıcı etkisi emekçiler üzerinde olacak. Hayatını kaybedenlerden çok daha fazlasının işsiz kalması, borçlarını ödeyemez hale gelmesi, intihara sürüklenmesi olası. Yine böyle dönemlerde iktidarların kendi ihanetlerini perdelemek için halkın huzursuzluk, kaygı ve öfkesini yine emekçilerin bir bölümüne yönlendirmeye çalışacakları çok açık. İktidarlar, halkın bir bölümünün gözden çıkarılmasını tercih edecek, sorumlu "şunlar" diyecek, "ancak bir kesiminiz fedakarlık yaparsanız bu sorunu çözebiliriz" şeklinde masallar anlatacak...

Emekçilerin, daha şimdiden yıkıcı etkilerini görmeye başladıkları krize karşı birlikte, ortak talepler altında mücadele edebilecekleri zeminlere, ağlara şimdi çok daha fazla ihtiyaç var. Hizmet başta olmak üzere birçok sektörde meydana gelebilecek toplu işten çıkarmalara, hak gasplarına, insanlık dışı çalışma koşullarına odaklanarak işçi sınıfının siyaset sahnesinin ana aktörü haline gelmesini sağlamak mümkün.