Bir paspas hikayesi!



11-01-2016 07:00


David O. Russell imzalı Joy'u izlediğimde şunu düşündüm. Bir film daha ne kadar kasabilir ve bizi paspasın tarihiyle bu kadar yakından buluşturmak isteyebilir. Aslında hikayenin başlangıcı, Joy ve anneannesinin kurduğu dünya bağı o kadar kuvvetli ki... Film bu şekilde biraz absürd biraz da ikili arasındaki uhrevi ilişkiden beslenip gidecek derken hikaye bir anda sapıtıp bir paspas işine soyunuyor. Aslında bir kadının, ayakları üzerinde durup kimseye eyvallah etmeme hikayesi olacakken her şeyi o kadar fazla ayrıntıya teslim ediyor ki, filmi izlerken bir hayli afallıyorsunuz. Sonunu ise kara film tadında bir westerne yaslayınca hikayenin tüm tadı da kaçmış oluyor doğal olarak...

Yönetmen Russell elindeki hikayeyi iyi bir kurguyla akıcı bir biçimde aktarmayı başaran yönetmenlerden ama burada yönetimden çok senaryonun sorunlu olduğunu söyleyebiliriz. Zira senaryo kendini geliştirdiğini sanırken aslında yerinde saydığını fark etmiyor, aynı yollardan birkaç kez geçtikten sonra amacına ulaşıyor ama bizde bıraktığı etki ne yazık bıkkınlık oluyor. Yoksa iyi kadın hikayelerinin özellikle de başarıya ulaşmaya muktedir yanlarını kuvvetle destekleme taraftarıyım ama Joy'un ayakları üzerinde durma çabasından çok bir paspasın gücü hikayesiyle karşılaşmak hayalkırıklığı yarattı bünyelerde doğrusu. Joy'u herkesin gözünde ezip oradan bir yükseliş hikayesi yaratılmaya çalışılması da filmin yanlışlarından. Açıkçası Joy anlattığı hikayenin içinde hapsolmuş bir film, oyuncuların çabası takdire şayan orası da ayrı tabii!

Açık veren anlatımlar!

Büyük Açık benim ilgi alanımın hem dışında hem de çok içinde bir film oldu. Tempolu film öyle bir modern bankacılık diliyle anlatıyor ki meseleyi çoğu zaman olayları takip etmek de zorlanıyorsunuz. Ama film çok fazla kendine güvenli bir dillle anlatıyor derdini, ağzınız açık izliyorsunuz. Seyirciye ne verdiğini takmayan filmlerden, kendi içinde bir akışı, bir sorgusu ve bir anlatım eğrisi var ona yüzde yüz uyuyor. Anlattığı filmin konusu kadar ağır ve cool. Konu kısaca inşaat sektöründe görülen küresel bir açık ve bunun etkileri. Konu ev kredisi  ve bunu ödeme koşullarının milletin belini bükmesi olunca ilgim had safhada ama büyük açığı görüp sürekli birbirlerine brifing veren yatırım insanları olunca filme dışarıdan bir izleyici kıvamında, biraz yan gözle bakmak olası. Yani filmin içine giremediyseniz üzülmeyin, çünkü film derdini çoğu zaman uzak bir dilde anlatıyor. Muhtemelen çok az kişi izleyecek ama bunu takacak bir film de yok karşımızda. Benim dileğim de bizdeki inşaat şektörünün bir an önce durması, hatta patlaması, batması. Buna önayak olan bankaların da kendilerine gelecekleri bir çöküş yaşamaları. Yoksa yeşile, boş araziye gözünü dikip onu yok etmek için ağzını açmış sistem durmayacak. Ekonominin bizde nasıl ayakta durduğu ise muamma, sıcak paranın akışından bahsediliyor ama ortalık buza kestiğinde ne olacak bakalım!

Ünlüler ve duyarlılık!

Yazımın sonuna gelirken biraz sinema dışı bir konuya değinmek istedim. Konu doğuda Kürtlerin yaşadıkları ve bu konuda duyarlılık gösterip ağzını açan ünlülerin linç kampanyasına tutulması, halkın onlara olan tüm sevgisinin bir anda bitmesi. Beren Saat, Metin Akpınar ve şimdi de Beyazıt Öztürk. Bu nasıl bir ülke diyorum, soruyorum uzun zamandır kendime. Doğuda bebekler, anneler, sivil insanlar ölüyor ve buna bir son verin, barış gelsin diyenler anında vatan haini ilan ediliyor. Edenler de kafaları yıllardır zırvalarla doldurulmuş, hep bir düşman yaratmaları istenmiş, içlerindeki sevgi duygusunu (varsa eğer) uzun zamandır kullanmamış insanlar. Beyaz şovuna bağlanan ve yaşananlara dikkat çekmek isteyen bir öğretmene konuşma hakkı veriyor ve onun söylediklerini destekliyor. Çünkü insanların hapsedildikleri ablukanın farkında ya da farkında olmak istiyor. Ve linç de ardından geliyor. Siz kimsiniz ki, bir zamanlar yere göğe koyamadığınız insanları duyarlılık arz ettiklerinde yok etmeye çalışıyorsunuz, herkesin tavrını ve tepkisini ağzına tıkmaya çalışıyorsunuz. Sizin nefret tohumlarından bin kat daha değerli onun ses vermesi, destek olması, el vermesi! Keşke herkes onlar gibi olsa ve bu insanlık dramı son bulsa! Ben bunu söyler bunu derim! İnsanlar ölürken sen ölümü alkışlayamazsın, bu kadar insanlıktan uzaklaşamazsın! Yapamıyorsan sus bari!

banubozdemir@gmail.com