Bir mirası anlayabilmek…



04-11-2014 09:43


Gonca Eren

Marksizme çok sık yapılan eleştirilerden biri kadın sorununa indirgemeci yaklaştığı şeklindedir. Özellikle Engels’in Marx’ın etnoloji notlarına dayandırarak kaleme aldığı Ailenin, Özel Mülkiyet’in ve Devletin Kökeni kitabında konuyu ele alış biçimi salt ekonomik özgürleşmenin kadın özgürlüğünü getireceği tespitiyle yetinildiği şeklinde yorumlanır ve eleştirilir. Engels tarafından gerek şart olarak sunulanın sanki yeter şartmışçasına sunulması kuşkusuz bir çarpıtma içermektedir. Aynı bakış Bebel’in görüşlerinin “kadın sorunundan burjuvazi kadar erkekler de sorumludur” şeklinde ifade edildiği naif yorumlardan Kollontay’ın marksizm-leninizmden kadın sorununda sapma olduğuna kadar literatürün cımbızlanmasında da geçerlidir.

Detaylı bir biçimde ele alınmayı hak eden bu tartışmaları bir kenara bırakacağım. Bu tartışmaları bana hatırlatan Ekim Devrimi’nin yıldönümüne ve Sovyetler Birliği’nde kadınlar konusuna geçeceğim.

Bir yıldönümünde elbette güzellemeler yapılabilir. Herkesin var da bizim mi yok cımbızlama hakkımız diye isyan edilip pozitif örnekler büyütülebilir, mümkündür. İndirgemeci olarak eleştirilmek pahasına!

Ama eğer derdimiz bugünün Sovyetler Birliği sonrası dünyayı ve sosyalizm mücadelesini anlamlandırmaksa, tarihimize bütünlüklü bakmak daha faydalı olacaktır kanaatindeyim.

Önce birkaç klasik tespit. Geçtiğimiz yüzyılın başında devrimci mücadelelerin kayda değer gelişmeler yaşadığı dönemlerde, Rusya’da kadınlara oy hakkı için de mücadele yürütüldüğünü görüyoruz. 1906’da yapılan ilk seçimlerin hemen ardın gerçekleşen bu mücadelenin kadın hareketi sözkonusu olduğunda 1. Paylaşım Savaşı’nın başlaması ile beraber başka bir mecraya aktığını, işçi sınıfının iktidar mücadelesinin en önemli kanallarından biri haline geldiğini biliyoruz. Bu konuda en unutulmaz örnek 8 Mart 1917’de kadınların barış ve ekmek mücadelesini yükselttikleri eylemlilik sürecinin Geçici Hükümet’in kurulması ve Ekim Devrim’ine giden süreçte önemli bir tutamak noktası olmasıydı. Bu durumda, 10 milyondan fazla erkeğin silah altına alındığı koşullarda kırsal ve az da olsa sınai işgücünün kadınlara kaymış olmasının, yani olağan bir dönemden geçilmiyor olmasının da kuşkusuz payı büyüktü.

Ve sonrası devrim yılları. Bu yılların ekonomiden siyasal mücadeleye kadar her alanda pek çok iniş çıkışları barındırdığını hatırlarsak kadın hakları ve kadın sorununun çözümüne giden yol anlamında yaşananları anlamlandırmak daha kolay olacaktır.

İç savaş, NEP, ekonomik sıkıntılar, parti içi sorunlar, yeniden savaş koşulları…  Devrimin hemen sonrasında boşanmanın kolaylaştırılması, kürtajın yasallaşması, mirasın kaldırılması, evlilik içi ve dışı çocukların eşit haklara sahip olması, çocuklar konusunda anne babanın eşit haklara sahip olması, dini nikahın kaldırılması, doğum izni ve işyeri korumasının yasal güvence altına alınması vb. konularda sonraki dönemlerde zaman zaman geriye dönüşler yaşanması, sonraki dönemlerde yeniden yapılan düzenlemelerle tekrar ilerici adımlar atılması, bütün bu koşullarla beraber değerlendirildiğinde açıklanabiliyor.

Ayrıca kadın sorununun kamusal alandaki iş, eğitim vs. başlıklarda atılan adımlarla çözüme kavuşturulamayacağı, özel alanın da dönüştürülmesi gerektiğine dair eleştirileri yine Sovyetler Birliği’nin inşa edildiği olağanüstü koşullarla beraber değerlendirmek gerekiyor.

Elbette ileriye dönük atılan her adımdan heyecanlandığımız gibi, tarihsel koşullarını anlasak bile geriye doğru atılmış adımlardan bugünün komünistleri olarak dersler çıkarmamız gerekiyor. Hayal kırıklığı üretmek için değil, geleceği daha sağlam kurabilmek için…

Burada pek çok pozitif örnek de verebiliriz. Örneğin kadınların çalışma hayatının her alanında öne çıkmış ve başarılı örnekleri yaratabilmiş olması, kadını eve bağlayan koşullardan özgürleşmesini sağlayan olanakların yaratılması ve eşit işe eşit ücret ilkesinin hayata geçirilmiş olması ile ilgili sayısız çarpıcı örnek verilebilir. Orta Asya’nın geri islamcı toplumlarında devrimin başından itibaren önce yasal düzlemde sonra doğrudan toplumsal hayatın içinde çokeşlilikle, çocuk gelinlerle, başlık parası ile, peçe ile mücadele edilmiş olması, bugün bu uygulamaları hala bizzat yaşayan bir ülkenin komünistleri olarak bizler için çok büyük bir değer taşımaktadır.

Sovyetler Birliği’nin yarattıklarını anlayabilmenin bir başka yolu da çözülüş sonrası dünyanın gerici, piyasacı ve emperyal barbarlığa dönüşünü görmekten geçiyor. Sovyetler Birliği kadınların özgürlüğüne doğru atılmış çok önemli bir adımdı. Bugün o adımın izlerinin silinmeye çalışıldığı dünyada kadınlara neler vaat edildiğini görebilmek için çok uzağa ve eskiye gitmek gerekmiyor. Irak’ta, Suriye’de cariyeliğe zorlanan kadınları, Ukrayna’da daha geçen günlerde bulunan yüzlerce tecavüze uğramış kadın cesedini hatırlamak yetmez mi?