Bir ifşa tartışması: Sorunlar, olanaklar, riskler



21-07-2020 00:39


Ebru Pektaş

Uzunca bir süredir sosyal medyanın bir hak-hukuk aracı olarak kullanıldığı bir dönemdeyiz malum. Somut kazanımlarla birlikte, hani neredeyse sosyal medyada gündeme gelmeyen konu çözülmüyor gibi bir noktaya gelindi.

Demek ki sosyal medya bu bağlamıyla iktidarlı ve hükmeden bir aygıt olarak hayatımızda. Zaten maaşlı trol ordusuyla kotarılamayan işlerin, “artık kapatalım gitsin” noktasına varması tam da bu güce işaret etmiyor mu?

Doğal ki bu kadar “güç” barındıran bir şeyin, hak ararken, fikir beyan ederken yahut basitçe bir şeyleri desteklerken bile, “yeni bir kültürü”  dayattığı bir gerçektir. Bunun olumlu ve gerçekten ilerici yanlarını geçiyorum. Odaklanmak istediğim biraz da bozucu, deforme edici, güçle zehirleyen yanlar…

Çoğu zaman düşünsel bir tartışmayı bile imkansız kılan, imkansız kıldığını hızla dijital mahkemelere sunan; yanlış bir kelimeyi yahut o an edinilememiş herhangi bir “duyarlılığı” aforoz konusu yapan, hızla taraftar toplayıp, taraf olmayanları da “söyleme mecburiyeti” ile ezen bir kültürden bahsediyorum. (1)

Muarızını “kamusal utandırmayla” terbiye eden; onu hele ki de kadınsa kullanışlı linç nesnesine dönüştüren, ona sorgulama alanı bırakmayan, her bağlamın kendi biricik meşruluğunu ilan ettiği bir toptancı “cancel kültürü”; ironik, sinik, düşman addettiğinin üstünde tepinmekten zevk alan bir kültür!

İşte tüm bu atmosfer bizatihi sosyal medyada gerçekleşen “ifşa tartışmalarını” da kimi zaman kuşatır hale gelmektedir. Bu yazıyı, ifşa tartışmaları hakkında, şimdilik bazı sesli düşünceleri bir araya toplamak ve ifşayı bağlamından kaçıran ya da gerçek sorunu gayya kuyusuna iteleyen durumları değerlendirmek üzere yazıyorum.

Ve her şeyden önce, cinsel saldırıya uğramış, aylarca bunun sıkıntısıyla mücadele etmiş, yok sayılmış, şikayeti savsaklanmış kadın arkadaşımız İlayda’nın yanındayım, dayanışma duygularımı iletiyorum.

Konu malumunuz, sosyalist bir partide yaşanan bir cinsel saldırı ifşası. Bu ifşadan sonra yine sosyal medyada paylaşılan çeşitli görüşler tam bir “bağlam kaçırma işine” dönüşmüştür.  Bunlara adım adım bakalım.

Öncelikle sosyalist partilerde cinsel taciz-saldırı suçları vardır, yaşanmıştır ve büyük ihtimalle de yaşanacaktır. Sosyalist örgüt vaha değildir ve örgütlenen birey otomatikman sosyalizmin yeni insanına dönüşmemektedir.

Devrimci erkek, en iyi ihtimalle 18-20 yaşına kadar bekaret tabusundan kadını mülk edinme düşüncelerine kadar türlü cinsiyetçiliğin olduğu bir toplumdan gelmiştir. Sosyalist örgüt bir fanus olmadığı ve olamayacağı için yine en iyi ihtimalle devrimci erkeğin kazanacağı “yüksek bilinç” toplumsal temellerden yoksundur, kaygan bir zeminde var olur.

Dolayısıyla  “yok olmaz öyle şey”, “biz şanlı geleneklerin partisiyiz”,  “orada burada olur ama bizim partide olmaz öyle şey” denilmesi düpedüz idealizmdir. Sosyalist insan uzaydan fırlatılmış çıplak bir yaratık değildir.

Elbette tüm bunlar bir kabullenme anlamına gelmemektedir. Zira sosyalist partiler tam da bu yüzden tüzüklerinde çok da yakın sayılamayacak bir dönemden beri “cinsel şiddet” suçunu ayrıca ele almaktadır. Tüzükler, yasalar gibi kazanımlardır. Bu kazanımlarda herkesten önce sosyalist kadınların rolü vardır. Ayrıca işleyişi ve bağımsızlığı tanımlı disiplin kurulu gibi organlar tüzüğün uygulanmasından sorumludur. Dolayısıyla sosyalistler için “kol kırılır yen içinde kalır” kabul edilir bir yaklaşım değildir.

Ve fakat sosyalist örgütlerde, kadınların mücadelelerine, eşitlikçi önlemlere karşı, erkek egemenliğinin başka pek çok izleği de mevcuttur. Bilinen şeylerdir. Erkeğin sözü, yazısı, duruşu, eylemi her zaman öne çıkar. Kadınlar kürsülere not defterleriyle elleri titreyerek çıkar, erkeklerin kükrediği kürsülerde onların sesi çatallanır. Nitekim “önemli erkeğe kalkan olma”, yönetici kollama refleksi bu izleklerden biridir. Mağdurun akıl sağlığına işaret etmek, genç ve “ilgi çekmek isteyen biri” olduğunu iddia etmek aynı eşitsizliklerin bir yüzüdür.

Tüm bunlar bir kabullenişi ya da mazur görmeyi değil mücadele etmeyi işaret eder. Nitekim bu konuda doğrular ve yanlışlarla birlikte önemli bir deneyim biriktirildiği, geçmiş yıllar düşünüldüğünde ciddi bir yol kat edildiği de bir gerçektir.

Bunların açığa çıkarılmasında sorun yok, hatta faydalı yanlar da taşıyacak, herkes kendine çekidüzen verecektir.

Ne var ki riskleri de görmek gerekir. Zira "sosyalist partilerde cinsel şiddet” dediğinizde artık tacizi-saldırıyı konuşamazsınız. Cinsel şiddet gene bir mahalle kavgasının garnitürüne dönüşür. “Cinsel şiddetin" statüsü, A ya da B partisinin tartışılmasının yanında ikinci, üçüncü, beşinci kerteye düşer. Artık kimse ifşanın içeriği hakkında düşünmez, B partisindeki bomba dedikodu hepsinin önüne geçer ya da geçmişten gelen bir polemiğin kullanışlı unsuruna dönüşür mesele.

Burada "cinsel şiddet" konusunun başka bir konunun türevine dönüşeceği açıktır. Konunun şu ya da bu sosyalist partiye ya da onlara karşı öbürüne daraltılması ya da "hepsi cehennem olsun" denilmesi gündeme gelecektir. Nitekim öyle olmuştur.

At izinin it izine karıştığı yer burasıdır.

Sırf gıcık olduğu için  “C partisi tacizciyi korur, bunlar nasıl devrimciler” diyen de, başka polemikleri "tacizci partiye" taşıyan da ama bu arada hakikaten bir yanlışa, suça işaret eden de aynı havuza düşer. Ve F dergisindeki Mahmut’un sesi hepsini bastırır.

Bu yaklaşımda, o ya da bu sosyalist parti nihayetinde “errrkekkk partisidir”, o sosyalist partideki kadınların varlığı el çabukluğuyla görünmez hale getirilir ya da örgütlü sosyalist kadınlar “erkek yancısı” olarak yaftalanır.

Bu hengame içinde düşünme fırsatı bile yoktur, ya bizdensin ya tacizci koruyan, “erkek partisinden talimat bekleyensin” vs. Kimi örneklerde öyle tuhaf bir manzara ortaya çıkmıştır ki mağdur bir kadının ifşası dönüp dolaşmış, bir grup feministin(TERF denilen) “sessizliğine” bükülmüştür. Faturayı yine kadınlara çıkarmadaki müthiş maharet elbette. Hemen, o anda tartışılmaz görünen tepkiyi, “istenilen tarzda” vermek gerekir.  Söyleme mecburiyeti demiştik…

İşte tam da konunun sıcaklığında  “ifşa yöntemi” hakkında konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

İfşa etme bir kaçınılmazlık durumunda, hukuksal yollar tükendiğinde ya da çıkmaza girdiğinde başvurulan bir yoldur; yöntem, amaç ve bağlam bütünlüğünde meşrudur. Nitekim pek çok ifşa örneği, kadınları güçlendirmiş, kapatılan dosyaları açtırmış, toplumun vicdanına dokunmuş, başlı başına bir dinamik haline gelmeyi başarmıştır.

İfşa etmenin örneğine bağlı olarak tanımlı bir amacı olmak durumundadır. Bu amaç birini tutuklatmaktan, yasal süreci başlatmaya yahut failde bir farkındalık yaratmaya değin geniş bir skalada yer alır. Tüm bu amaçların belirsiz kılındığı, dahası sosyal medyada kontrol edilemez biçimde farklı mecralara akan ifşalar sorgulanmayı hak etmektedir.

Dolayısıyla ifşa edilen şeyin ne olduğunun sorgulanması, ama dikkat, mağdurun değil, konunun/içeriğin konuşulması gereklidir. Zira kimi örneklerde ortada tam olarak nasıl bir “şiddet biçiminin” var olduğu bile son derece tartışmalı haldedir.

Şiddetin çeşitli biçimlerini ayırt etmek, bunlar hakkında tartışmak mümkündür. Ne var ki sürekli ama sürekli genişletilen "şiddet" kavramının da gerçek şiddet biçimlerine ilişkin bilinç ve politikanın altını oyma riski göz ardı edilemez.

İfşanın politik ölçeği sosyal medya ise başka sorular da mümkündür.

“Onarıcı adalet” sosyal medyada nasıl sorunlar pahasına işliyor ya da işliyor mu? İfşanın içerik ve sınırları kadar hangi türde bir değişimi hedeflediğini düşünmek gerekir örneğin. Bu eylem her zaman gerçekten özneleri/mağdurları konuşturuyor mu? Yoksa kimi zaman muhteris solcu erkeklerin hınç arzularına mı katık oluyor? Fail için yüzleşme imkanı var mı yoksa idam cezasını başka biçimde (ömürlük boyu, katı izolasyon) de olsa savunuyor muyuz?

Dahası tüm bunlar nasıl çözülecektir? Erk mekanizmalarına karşı nasıl önlem alacağız? Sosyalist örgüt gibi kapalı mekanizmalara karşın A ya da B partili olmayı kenara koyup, kadınlar olarak yan yana gelmeyi, konumuza "özerk bir statü" tanımayı deneyebilir miyiz? Bir soruşturmadaki haksızlık ya da savsaklama ile ilgili birbirimizi uyarma şansımız olacak mıdır? Mağduru bıktıran, cezasızlıkla erkeğin tacizciliğini pekiştiren döngüleri nasıl kıracağız?

Tüm bunları olgun bir tartışma içinde düşünmek, “cancel etmeden”, linçe maruz bırakmadan, konudan sapmadan konuşulabilir kılmak zorundayız…

Kaynakça

(1) https://www.birikimdergisi.com/guncel/9846/online-kultur-savaslari-ve-alt-rightin-yukselisi