Bir el, her gün



30-05-2016 09:07


Öznur Özkaya

Müstesna kurumumuz TDK'nın internet sitesinde 'kirli' kelimesinin sözlük anlamına 'aybaşı durumunda bulunan (kadın)' yazılması hepimizin tepkisini çekmişti. Sözlük anlamını üç başlık altında toplayan TDK ilkini 'leke, toz, vb. ile kaplı, pis, murdar, mülevves', ikicisini 'regl döneminde olan kadın', üçüncüsünü ise 'toplumun değer yargılarına aykırı olan' şeklinde belirtmişti. Bugün tane tane anlatalım, malum'a anlatır gibi... Kadınlar genç kızlık dönemlerinde (ortalama 10-15 yaşlarında iken) rahim iç tarafında gelişmiş bir yumurta ile adet dönemine başlarlar.  Döllenme olmadığı vakit rahim iç tarafında bulunan ve yapışan tabaka, damarlar aracılığı ile beslenir. Gelişimini tamamlayan yumurta hücresi yerini yeni gelecek olan dokuya teslim ederek dökülmeye başlar ve bu süreçte kadın bedeninden dışarı kan atılır. Atılan bu kan adet kanı olarak bilinir ve yerini yeni ayki döngüye bırakmak üzere vücutta görevini bitirerek son bulur.  Bu periyot menstruasyon sürecidir ve menopoz dönemine kadar düzenli olması beklenir.

Şimdi gelelim 'kirliliğe'... Her ne kadar bir kısım insan durumu toplumda kullanılan, dahası farklı ülkelerde de alışagelmiş bir ifadenin TDK sözlüğüne girmesi olarak yorumlasa da burada dikkat çeken husus kurumun regl dönemini bu biçimde isimlendirerek toplumsal cinsiyet eşitsizliğine bir parmak bal daha sürmesi, bu dönemin kirlilik, hastalık değil de yenilenme olduğunu görmemesidir. Halk(lar) arasında akan kanın kirli olduğuna dair inançlar mutlak ölçüde dinle de bağlantılıdır. Örneğin; Eski Ahit'e göre "Erkek çocuk doğuran kadın kırk gün boyunca kirli kabul ediliyordu. Eğer doğan bebek kızsa bu süre seksen güne çıkıyordu. Regl olan kadın yedi gün, yedi gece boyunca kirli kabul ediliyor ve bu kirlilik, ona ya da onun oturduğu iskemleye ya da onun uyuduğu yatağa dokunan herkese geçiyordu," (Galeano 2016: 131)

İşin aslı devletin resmi kurumlarından biri olarak TDK dayatmacı bir üslup takınıp kadının gölgesinden bile korktukları için düşünen kadının kanıyla, canıyla, anneliğiyle, bekaretiyle, yumurtalarıyla uğraşıyor. Onlara göre "Kadın fikir üretmek için değil, süt ve göz yaşı dökmek için doğuyor; hayatı yaşamak için değil, yarı kapalı pencerelerin ardından seyretmek için doğuyor." (Galeano 2016: 39) Oysaki kadın bedeni ne kadar ihtişamlı bir şeydir. "İlk adet görme anı nasıl da biricik bir andır! Acı ve belirsizlik, umut ve düş kırıklığı arasında nasıl bir bölünmedir bu!" (...) "İlk adedini gören kuku nasıl da mağrur bir kukudur! Ah onun derinliklerinde mahrem ve dokunulmamış bekleyen yumurtalıkları! Ah döllenmeden ölüveren ilk yumurtacığın ardından ağlayan kanın kulakları sağır eden o matem çığlığı!" (De Prada 2009: 15) "Her kadının kişiliği memelerinden okunur. Küstah memeler vardır, sakin memeler, gözü yaşlı memeler. Gece gibi memeler, kaprisli memeler. Tutkulu memeler vardır. Boyun eğen memeler, sorularla dolu memeler ya da balonlar gibi uçmaya hazır, havayla dolu memeler." (Ayoun 2009: 13)

"Kadın zevki karşısında kıskançlık ve korku yeni bir şey değildi. En eski, en evrensel, farklı zaman ve yerden birçok kültürün ortak efsanelerinden biri dişli vajina, ağız gibi dişlerle dolu kadın cinsel organı, erkek etiketiyle beslenen doymak bilmez pirana ağzıdır. Ve bugünün dünyasında, bu yüzyıl sonunda, klitorisi sünnet edilmiş yüz yirmi milyon kadın var." (Galeano 2016: 128) Bu yüzden kadınlar ya nankör ya fahişe... Mülkiyet sahibi erkek, kadın üzerindeki mülkiyet hakkını döverek, söverek, ona tecavüz ederek kanıtlıyor. "Tecavüzcünün zevk aradığı ya da zevke ulaştığı falan yok: O boyun eğdirmeye ihtiyaç duyuyor. Tecavüz bir mülkiyet damgasını kurbanın kalçasına kızgın demirle dağlıyor ve dünya var olduğundan beri ok, kılıç, top, tüfek, füze ve diğer ereksiyonlarla ifade edilen kudretin erkek cinsel organıyla özdeşliğinin en kaba ifade biçimi." (Galeano 2016: 129)

Sözlüklerin amacı halkların kullandığı kelimelerin kaydını tutmaktan, insanları aşağılayan anlamlar yüklemekten ibaret olamaz. TDK 1932'de tespit edilen kuruluş amaçlarında da belirttiği üzere 'Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır mertebeye eriştirmek' gibi misyonlar yüklenmiştir. 'Kirli' kelimesinin karşılığı olarak bulunan 'regl olmuş kadın' gibi cinsiyetçi / ayrımcı bir ifadenin Türk dilinin yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır mertebeye ulaşmasına hizmet ettiği söylenemez, değil mi? İnsanı kirleten şeyin regl kanı değil savaş kanı olduğunu, kelimenin karşılığı olarak 'Türkiye'de siyaset' yazabileceklerini anımsatalım en iyisi. Ah, gerçi hevesleri her daim kursaklarında kalacak. 1919'da, devrimci Rosa Luxemburg Berlin'de katledildiğinde katiller onu dipçik darbeleriyle öldürüp bir kanalın sularına atmışlardı. "O esnada ayakkabısının teki yere düşmüştü. Bir el ayakkabıyı çamurun içinden aldı. Rosa ne özgürlük adına adaletin, ne de adalet adına özgürlüğün feda edildiği bir dünya istiyordu. Bir el her gün, tıpkı o tek ayakkabıya yaptığı gibi, bu bayrağı da çamurun içinden çıkarıyor." (Galeano 2016: 65)

* Kadınlar, Eduardo Galeano, Çev: Süleyman Doğru, Sel Yayıncılık, 2016.

* Kukular Kitabı, Juan Manuel De Prada, Çev: Işık Seyyah, Sel Yayıncılık, 2009.

* Memelerimin Tarihi, Monique Ayaun, Çev: Ayşe Can, Sel Yayıncılık, 2009.