Bir 24 Haziran değerlendirmesi



26-06-2018 00:03


Metin Çulhaoğlu

Değerlendirmeye, 24 Haziran’ı 25 Haziran’a bağlayan saatlerde neler yaşanmış olabileceğine ilişkin bir tahminle başlayalım. 

Bu saatlerde ne olduğunu tam olarak ancak daha sonra öğrenebileceğimiz birtakım gelişmeler yaşandığı bizce kesin gibidir. Ancak, bu gelişmelerin, kimi çevrelerce dile getirildiği gibi bir CB adayının ya da yakınlarının “rehin alınması”, “tehdit edilmesi” boyutlarına vardığını sanmıyoruz. Erdoğan’ın yüzde 50’nin altına düşen oyunun bu kısa aralıkta yüzde 52’ye çıkarıldığını da…   

O zaman “iş” ne? 

Bizce ortada daha basit bir durum var. Erdoğan’ın gece yarısından sonra yaptığı balkon konuşmasında durup dururken Gezi’ye göndermede bulunması (“vandallık”)  rasgele söylenmiş bir laf değilse beş yıldır aşılamayan bir endişenin ifadesidir. Referandum deneyimini unutmayan kesimlerin sokaklara dökülebileceğinden, CHP sözcülerinin 24 Haziran gecesi yaptıkları açıklamaların böyle bir durumu “tahrik edebileceğinden” endişe edilmiştir. Bunun üzerine 24 Haziran öncesinde “militan” bir profil veren İnce başta olmak üzere CHP kurmaylarına “gerekli uyarılar” yapılmış olmalıdır: “Kazanamadınız, kabul edin ve istenmeyen olaylara yol açmayın…”

Mesaj alınmış ve gereği yapılmıştır. 

Bizce bu kadardır ve daha ötesi varsa da şimdilik bilmemiz mümkün değildir.    

***

24 Haziran’ı önceleyen haftalarda seçime ilişkin çeşitli değerlendirmeler yapmış biri olarak, ortaya çıkan sonucu “şaşkınlıkla” ya da “düş kırıklığıyla” karşılamadığımızı söylersek umarız anlayışla karşılanır. 

“Bıçak sırtı” dedik, “alan yüzde 52’yle alır” dedik, “fazla uçmayalım” dedik ve şöyle devam ettik:  “[…] ‘bu sefer tamam’, ‘25 Haziran sabahı başka bir Türkiye’ye uyanacağız’, ‘gideceklerini kendileri de biliyorlar’ gibi, aşırı iyimserlikten mi kaynaklandığını yoksa ‘işin aslını biz de biliyoruz, ama böyle demek gerekir’ mantığıyla mı yayıldığını tam kestiremediğimiz söylemlere fazla kapılmamak gerektiğini hatırlatmış olalım.” (Olasılıklar, 19 Haziran 2018, Salı).    

Neyse… 

Ama yanıldığımız ya da öngöremediğimiz durumlar da oldu. Örneğin, bugün çeşitli (ve makul görünen) açıklamalarını okuyoruz; ama MHP’nin 24 Haziran sandığında sergilediği performans, beklemediğimiz bir sonuçtu. Sonra, 24 Haziran yaklaştıkça CB seçiminin ikinci tura kalacağına daha fazla ihtimal verdik, o da tutmadı… 

Bir kez daha “neyse ”diyoruz; bunları daha sonra da ele alabiliriz. 

***

Bugün üzerinde durulması gereken asıl önemli nokta ise, oy oranlarından çok daha önemli bir başka varsayımın seçim sonuçlarıyla yanlış çıkıp çıkmayacağı konusudur. 

“Dipten” diye adres vermesek bile bir “dalgadan” söz ettik; ardından, bu dalganın genel olarak sola açık olduğunu, seçim sonuçları ne olursa olsun durulmayacağını, uzun soluklu özellikler taşıdığını ekledik.

Bu söylediklerimizin bugün de arkasında duruyoruz. 

24 Haziran bir deprem değildir. Dolayısıyla, depremler sonrasında ortaya çıkıp kalıcı özellikler taşıyan “travma sonrası stres bozukluklarını” seçim sonrası ortamlar için geçerli saymayalım. Kısa dönemde görülse bile geçici olacak, yaygınlık kazanmayacaktır. Bugün yaşanan ve geçici olduğuna inandığımız durum ise büyük ölçüde çıtanın 24 Haziran öncesinde gereğinden fazla yüksekte tutulmasının sonucudur. 

Atlatılacaktır… 

Sonra, bu kez karşımızda, artık ne kadar gerekliyse, meclis çoğunluğu için MHP’yle iyi geçinmek zorunda olan bir iktidar/rejim vardır. Bir anlamı, “fabrika ayarlarına dönme”, “yumuşama” vb. bağlamında dağarcıkta ne kaldıysa hepsinin silinip kazınması demektir. 

İç hesaplar, çekişmeler, ekonomik kriz, batıyla ilişkiler, bölge politikaları, “Kürt sorunu” ve akla gelebilecek diğer önemli başlıklar sıraya dizilmiş beklemektedir. 

Böyle bir iktidarın/rejimin, büyük falsolar yapmadan, kaş yapayım derken göz çıkarmadan, kısacası çeşitli adımlarında çuvallamadan bu işi 2023’e kadar taşıması mümkün görünmemektedir. 

Bütün bunlar, umutsuzluğa ve bezginliğe kapılabilecekler için adeta birer “şarj aleti” gibi işlev görecektir.  

Sonuçta, bugünkü durumun “eskisinden de kötü” olduğunu düşündürtecek fazla bir şey yoktur. 

Umutsuzluğa kapılmayalım, enseyi karartmayalım… 

Bu arada, şu motoru maviliklere değil de başka yerlere sürersek daha iyi olacak gibi…