Bir 14 Mayıs hikayesi…



14-05-2015 08:24


Nurettin Abacıoğlu

Gün evrildi; saatlere gör 14 Mayıs’tayız.

Oysa bu yazının sayfaya asılmasına daha saatler var.

Eczacıların mesleki tarihleri bakımından 14 Mayıs’lar önemlidir. Kimisi bu günü bayram hesabına kutlar; kimisi için de eczacıların birlik, dayanışma, mücadele günüdür. Yani bir akıl tazeleme, gözden geçirme, taktik ve strateji belirleme yıl dönümü diye adlandırılabilir falan…

Benim için de ikinci türden bir gündür; bir de, yılın gezici vaizliği adına en fazla davet aldığım günü diye sayarım…

Söyleşi programlarından ilkine İstanbul’da katıldım. Kendilerine “İstanbul Eczacı Hareketi” sıfatını yakıştıran bir grup meslektaş düzenledikleri bir panel söyleşisine beni de çağrılı kıldılar. Benim gibi kökeni akademisyen olan İzzettin Önder Hoca ile panelde beraberdik…

İkinci uğrak ise Kıbrıs-Yakın Doğu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi. Meslektaş ve öğrencilerimizle Klinik Eczacılık üzerine söyleşi yapacağız…

Buraya gelmeden önce Türk Eczacıları Birliği Ankara ve İstanbul’un sokaklarını, özellikle de Alt Geçitlerin üstünü ilan panolarrı ile donattı. Gözümle gördüğüm için biliyorum.

Ne mi yazıyor?

“Eczacınıza iyi akın: 2 Eczacıdan 1’isi zor durumda”…

Aynen böyle. Yani bir meslek örgütü halka dönmüş kendi hal-i pür mealini sistemi sorgulamadan, mücadele azmi bildirmeden ağlaşarak şikayet ediyor.

Kuşkusuz bu mesleğin fakültesinde olan bir hoca olarak utandım; üzüldüm, sıkıldım…

O nedenle sosyal medyada da paylaştığım tepki mi buraya alıntıladım ki, TEB’in emek platformunda diğer demokratik kitle ve meslek örgütleriyle beraber olan duruşunu, bugünün bu durumuna getirenler duysun istemim.

14 Mayıs Eczacılık Günüdür demiştim ya; işte benim de söylediklerim:

“14 Mayıs Eczacılık Günüdür. Mesleki sorumluluklarımızdan, mesleki sorunlara değin günün içinden, gündemin değerlendirildiği ve programatik bir çıkış için örgütlülüğün gözden geçirildiği, kısacası barikatların yeniden değerlendirdiğimiz bir mesleki gün. Yani esasen böyle olması gerekiyor...

Bu yılın etkinlikleri içinde kuşkusuz her Bölge Eczacılık Odası, TEB ve Eczacılık Fakülteleri, programlar falan düzenliyor.

Programların iki bölümü var.

Gündüz konuşma ve akşamına da yemek, balo falan. Düzenleyenleri de Odalar. O nedenle eczacılar içinde, işin bu tarafını "Eczacılık Bayramı" sayan hayli de meslek üyesi var.

Beni "İstanbul Eczacı Hareketi" yarın İstanbul'da bir otel salonunda gerçekleştirilecek bir panele davet etti. 14 Mayıstan önce, 14 Mayıs etkinliği yapılacakmış. Bana da her zaman ki düşüncelerimi paylaşma fırsatı tanıyorlar.

Panelin adı "ECZACILIKTA DÜN, BUGÜN, YARIN…"

Ahkama ve meşrebine uygun bir başlık. Ne yandan konuşursan bir yere varır.

Benim payıma da "TÜRKİYE’DE SOSYAL BİR ÜRÜN OLARAK İLAÇ" konusu düşüyor ki, kendim için uygun da bulurum. Bu konuya ilişkin ne çok yazdım ve söyleştim şimdiye değin.

Kuşkusuz panelin konusunda da, benim başlıkta da yeni olan bir durum yok.

Ne ki, yeni olan, emarelerini yıllardır bile geldiğimiz örgütsüzleşmenin ve sisteme zincirlenerek esir düşmenin kabulünü belgeleyen bir duyuru ateş topu gibi akşamın bu saatlerinde gündeme düştü.

Sosyal medya ortamına benim de alıntıladığım iki foto konmuş. İlki TEB'in yaptırdığı bir çalışmayı bildiriyor. Ötekisi de İstanbul meydanlarına asılan bir pankart. Eczacı kendini, halkına acındırmaya çalışıyor. Halktan nedamet, yardım falan dileniyoruz.

Ortaya çıkıp, bu düzen sağlıkta da eşitsizlik üretir. Kurtuluşumuz, tek başına eczanenin cirosunu arttıracak bir tedbirler mücadelesi değil; halkın da topyekün kurtuluşunu sağlayacak, düzene, kapitalizme karşı bir mücadeledir; biz de onun sağlık-ilaç ayağında varız DİYEMİYORUZ.

Diyemediğimiz için de, işte şimdi böyle bir acındırma eşiğine varıyoruz...

Pes diyelim... Bu havasızlık soluğumu, yüreğimi sıkıyor...

Evet, eczacı mesleki faaliyetler olarak zor durumda.

Evet, eczacıyı sistem her yandan kuşatarak kıstırıyor.

Evet, eczacı mesleki olarak eriyip giderken, ilaç ve dağıtım sermayesi eczacının küçük sermayesi ve işletmesini sistemden küreyerek geçip yerine oturmaya çalışıyor.

Evet, evet, evet... de bu mudur; acındırmak mıdır kendimizi ve bu dertlerle mücadele biçimi?

Ne yani, ecacısına bakmasını istediğimiz hastalarımızdan, halktan eczaneye asacağımız iane kumbarası ile yardım mı dileniyoruz?

Popülizm yaparak, yardım dilenerek, kendimizi acındırarak acaba nasıl bir yere varmayı bekliyoruz ki?

Yok mu genç kadrolar içinde bu mücadeleyi yeniden başlatabilecek ve mesleki onur diye, deve mi, kuş mu olduğu belli olmayan hasletlerimizi yeniden ayağa kaldıracak bir dinamiğimiz, örgütlü gücümüz.

Sınıfsal olarak her geçen gün proleterleşen ve esasen emekçi olan eczacıların bu denli sınıfsal dağılmasına, bu mesleğin insanları, kadroları dur demeyecekse, yoksa 14 Mayıs gecesi illinin balosunda göbek atarak mı kurtuluş çaresi bulunacak... Öyle bir gerçeklik varsa, haydin 30 bin eczacı o alt geçitin üstüne asılmış acındırma panosunun altına hep beraber geçelim ve göbek atalım...

Kapitalizmin eczacıyı getireceği yer başka bir nokta olamazdı. Olmadı da. Sistemi emekten yana değiştirmediğimiz müddetçe de böyle ağlak ağlak dolaşmaya, "acınma dilenmeye" ve işin özüne dokunmadan suratını parlatmaya devam eder gideriz.

Başka ne demeliyim size benim güzel insanlarım. Benim çileli emekçi eczacılarım...

Yazıklar olsun, böylesi teslimiyete.

Haziran direnişinin ateşiyle bir defa daha ayaklanmak gerekiyor...

Duyuyormuyuz...

Kurtuluş yok; tek başına...

Ya hep beraber; ya hiç birimiz...”

Mesleki birlik, mücadele ve dayanışma günü eczacılara kutlu olsun…

Bir kez daha…

Kurtuluş yok; tek başına...

Ya hep beraber; ya hiç birimiz...”