Bıkmayanlar için yeni bir 'kuşak' yazısı

“Durup dururken” nereden mi çıktı?

Biraz dolaylı oldu: Son salgın sırasında yasak getirilen 65 yaş ve üzeri insanlara yönelik bir husumetten söz edildi; bu husumetin yaşlı insanların fiilen taciz edilmesine kadar vardığı söylendi. Yaşlıları, kendi sağlıkları ve yaşamları için tehdit oluşturan fuzuli varlıklar olarak görenlerin olduğu da...

İşin bu yanı doğrudan cehalet ve şımarıklıkla ilgilidir; üzerinde durmak istediğimiz asıl konu bu değildir. 

Çok yaygın olmamakla birlikte, okumuş yazmış, kendi çapında entelektüel, hatta “sol cenahta” sayılabilecek görece genç kesimlerde de bir tür “yaşlı alerjisi” vardır. Konumuz budur ve “yaşlı” derken kastedilen de 60 yaşın üzerindeki solculardır.

Peşinen söyleyeceğimiz şudur: Yaşlıları sevmeyen sevmesin; ama kimse bu sevgisizliği solculuk ve devrimcilikle gerekçelendirmeye kalkmasın...

***

İşin biyolojik boyutunu tamamen konu dışı bırakalım. Bu arada donanım, deneyim ve kültür gibi parametreleri de “sabit” sayalım.Böyle yaptığımızda, genel sosyalizm anlayışı, siyasete yaklaşım ve siyasal perspektif açısından bugün Türkiye solunu birbirinden net olarak ayrıştırılabilir kuşaklar topluluğu olarak görmek mümkün değildir.

Açmaya çalışacağız.

Biyolojik boyutu geçelim dedik; yaşlı solcunun salt yaşı gereği daha “tutucu” olacağı bir galat-ı meşhurdur ve “şu yaşında sosyalist olmayan… şu yaşında olan…” diye giden malum tekerlemenin bir uzantısıdır. Donanım, deneyim ve kültüre gelirsek: Bu üç parametre açısından solun eski kuşaklarının daha ileride oldukları söylenebilse bile bu hiç de belirleyici bir faktör gibi görünmemektedir. Dahası, 40-50 yıldır sosyalizmin içinde olan insanlarda bu göreli “ilerilik” de olmasaydı herhalde topuna yuh çekmek gerekirdi…

O zaman asıl kritik noktaya, sosyalizm anlayışına, siyasete yaklaşıma ve siyasal perspektife gelelim…

Gelirsek göreceğimiz şudur:

Sosyalizmin ne olduğu, ne olması gerektiği, sosyalist siyasetin nasıl yapılacağı, ülkenin ve solun tarihine nasıl bakılacağı, bugün AKP iktidarının/rejiminin nereye oturduğu, neyi temsil ettiği gibi başlıklarda (bu başlıkları daha da uzatmak mümkündür) sol içi kimi farklılıklar tespit edilebilir. Gelgelelim, bu ayrışma ve farklılıkların yaşla, şu ya da bu kuşağa mensup olunmasıyla hiçbir bir ilgisi yoktur.Türkiye solunda tek başına yaş, teorik-ideolojik ayrılıklarda hiçbir zaman birinci derecede belirleyen etmen olmamıştır.

O zaman, siyaset ve ideoloji diyorsak, bugün 20’li yaşlarında olan sosyalistlerle 80’ine merdiven dayamış olanların “tek bir kuşağın” mensupları sayılması daha doğru olacaktır.

***

Bu “kuşak ortaklığının” tarihsel bir nedeni, temeli de vardır.

Türkiye, 1923-50 döneminin ardından son 70 yıl içinde, birbirini izleyen kuşaklardan herhangi birinin ayrıksı ve kalıcı özellikler geliştirmesine imkân tanıyan, böylelikle bir tür “norm” yaratıp devrimci unsurların buradan kopuşu zorlamasını gerektiren bir istikrar dönemi hiç yaşamamıştır. Türkiye’de değişim ve dönüşümlerin hep istikrarsızlık ortamlarında, sarsıcı / dağıtıcı etkilerle gerçekleşmesi, herhangi bir kuşağın kendini öncekilerden ve sonrakilerden net biçimde ayıran özellikleri kalıcı biçimde içselleştirmesine imkân tanımamıştır.

Yukarıda söylenene aykırı bir örnek, daha öncelere aittir: Cumhuriyet’in kurucu kuşağı, 30 küsur yıl süren Abdülhamit döneminde yerleşik ve oturmuş olana tepkiyle, ondan kopuşla ortaya çıkmıştır.

“İdare-i maslahatçılar esaslı inkılap yapamaz” sözü de tam buraya oturmaktadır.

***

Günümüze gelelim ve daha açık olsun:

Bugün bir “Gezi kuşağından” söz edilebilir; ama bu kuşakla aynı safta yer alanlar, geçmişin dingin ortamlarından sokaktır eylemdir hiç bilmeden gelen insanlar değildir. 1950’lerin sonunda Demokrat Partiye karşı mücadele etmişlerdir; 60’lı yıllarda sosyalizmin yeniden kuruluşunda rol oynamışlardır; 70’li yıllarda mahallelerde ve fabrikalarda sol rüzgâr estirmişlerdir; “12 Eylül’den çıkış” adına vermedikleri uğraş kalmamıştır…

Bu nedenle Nisan 1960’ın Turan Emeksiz’i ile Temmuz 2013’ün Ali İsmail Korkmaz’ı, aradan geçen 53 yıla rağmen son tahlilde hep “aynı kuşağın” insanları sayılmalıdır.

***

Son olarak, kuşak farklılıklarını gereğinden fazla ciddiye alanlara ve solda genç kuşakların önünü tıkayan bir “aksakallı vesayeti” olduğunu düşünenlere (sadece böylelerine) bir tavsiyemiz olacak:

Önce “kopup” sonra bir şey geliştiremezsiniz; ille de kopmak istiyorsanız önce dişe dokunur bir şeyler geliştirin…