Bazı filmlere salon yok!



03-05-2015 12:51


Yaz gelmeden vizyona sıkışan filmler yine birbirinin yoluna taş koymaya başladı. Ya da aslında sorun tekelleşen salonların bazı filmlere yol açmamasından kaynaklı diyebiliriz. Haftalık vizyonda görünen, yazısı yazılan, röportajı yapılan filmlerin son dakikada vizyondan kalkması bu işlerin aslında ne kadar son dakikaya sıkıştığını gösteriyor.

Röportaj yaptığımız yönetmenlere kaç salonda giriyor filminiz diye sorduğumuzda genelde aldığımız yanıt çok ortalama oluyor ve genelde film o kadar salonda da gösterilmiyor. Tekelleşme belası bir yana bir de filmlerin izlenme kapasitesi diye bir durum var. Ama nedense bazı yapımcı ve yönetmenler bunu kabullenmeyip izleyici sayısı kısıtlı bir film için çok salon talebinde bulunuyor ve bu talepleri gerçekleşmeyince filmlerini vizyondan çekiyorlar. Bu üzücü bir durum, çünkü o film için yapılan her türlü çalışma bir anda heba oluyor. Her yere asılan reklamlar ve onlara ödenen rakamlar zaten fazla salonda kazanılan paranın önüne geçiyor. Yani filmi vizyondan çekmenin bir anlamı kalmıyor. Bu hafta Guruldayan Kalpler'in başına geldi aynısı. Benim film için gösterdiğim (izlemek ve ayrı bir gün röportajını yapmak) çabanın dışında var olan salon sayısıyla vizyona girmesini onaylamak ve film iyiyse kendisini fısıltı gazetesinin kollarına bırakmasını beklemek en doğrusu gibi geliyor. Zaten tepeleme bir biçimde dolu vizyonda bir sorun vizyon tarihi için de aynı seyirci sayısı olacak. Ya da yaz sezonunda çok salon ama az izleyiciyle ayni durumu ters tekrarını yaşamak da olası. Velhasıl bazı filmler için ilk kadar iyi ve son karar olmalıdır. Daha ötesi filmi daha iyiye taşımıyor ne yazık...

Çin çin bağları, gitti evlerin arsaları...

Yolunda A.Ş. Çinçin Bağları... İnternet dizisi olduğunu ve oradan filme uyarlandığını yeni öğrendim. İnternette fenomen olan şeylerin filme, diziye uyarlanmasını gerçek hayat adaptasyonu olarak algılıyorum. O yüzden gerçek hayatta sanal dünyanın tadı çoğu zaman geçmiyor. Tabii bu dizi için konuşmak yanlış olur çünkü internet versiyonunu izlemedim.

Emre Budak'ın yönettiği filmin temel özelliği kentsel dönüşüme maruz kalan insanların yaşadıkları. Ama öyle böyle kentsel dönüşüm değil. İstanbul'un Tarlabaşı, Sulukulesi gibi yerinden yurdundan ve kültürlerinden edilen insanları anlatıyor. Bu insanları tek katlı evlerinin önünden, evinin önünde ateş yapıp yemeğini yaptıkları, kapı önünde çekirdek çitleyip komşuluk ettikleri topraklardan sürersen ya da dokusunu bozarsan, o insanların da buna karşılık neler yapacağını anlatıyor. Kentsel dönüşümün çirkin çirkin binalar dikmek olduğu artık aşikar. Her site, her bina kendi çapında bir mahalle olmaya aday.

Muhafazakar bir iktidarın kendisine oy veren insanları apar topar taşıdığı ve onlara yeni topraklar vaat ettiği durumdan biraz farklı Çin Çin Bağları'nın durumu. Yıllardır yaşadıkları toprakları, evleri isteyerek ya da istemeden devretmek zorunda kalıyorlar ama ne durumda olursa olsun eski hayatlarını fazlasıyla arıyorlar. Çünkü giden evlerle birlikte yaşama kültürleri aynı zamanda.

Film internette fenomen olduktan sonra bu durumu film yapmaya soyunmuş. Filmde anneler hala dışarıda ve apartman kapılarının önünde yemek yapmaya devam ediyor, gençler ise büyük bir boşluk içinde. Karşılarında bütün hayatlarına talip müteahhitler var hiç de masum değiller. O yüzden mahallelerinin bir kısmını kaptırmışlar ama diğer taraflarını vermeye hiç niyetli değiller. Bunun için verilen mücadele var filmin bir yanında. Konu güzel ama işlenişi biraz amatör kalıyor, tepkiler sıcak ama onlar da amatör. Belki de böylesi daha iyi. Öbür türlü olursa sanki o insanları da kaybedecekmiş gibi hissediyor insan. Yani bir müteahhit kurnazlığında olmasınlar zaten, onların amatör ve masum olması yaşamlarının sadeliğini ve mücadelelerini daha anlamlı kılıyor ve bu hal filmin ruhuna nüfuz ediyor. Bu tarz filmler artmalı ve kentsel dönüşümün her anlamda büyük bir vurgun olduğu vurgulanmalı...

Eskişehir yolları festivaldir festival...

17. Eskişehir Uluslararası Film Festivali başladı. Kendi adıma sıkça takip ettiğim festival için bu yıl bir kez daha yollara düştüm ve geldim. Buraya gelmek benim için yıllardır eksilmeyen bir mutluluk. Şehri, üniversiteyi ve sürdürülmeye çalışılan festival duygusunu çok seviyorum. Üniversitede yapılan ama tüm şehri kapsayan bu festivalin uzun yıllar devam etmesini isterim, bazı festivalsiz şehirleri düşününce festival yapılan yerleri önemi kendiliğinden artıyor. Tabii sansürsüz festivaller dileğiyle...