'Başka Bir Özgürlük'



05-09-2016 09:48


Öznur Özkaya

İnsanların hem bireysel hem de toplumsal olarak aradığı kavramlardan birisidir özgürlük. “Yıkılmış evlerimize, sönmüş fenerlerimize” adını yazdığımızdır. Sokrates’e göre iyi ile kötü arasında tercih yapabiliriz ve bilgelik özgürlüktür. Oysaki kapitalist sistemde seçme şansınız yoktur ve size verilen ile yetinmeniz beklenir. Diogenes ise kişinin arzulara sırt çevirerek doğanın içinde doğal bir varlık olarak özgür olabileceğini belirtmiştir. Halbuki eşitsizlik ve sınıf tahakkümü üzerine kurulu kapitalist toplumda özgür olmak mümkün değildir.

Rousseau, Jean-Jacques: “Toplum Sözleşmesi”, Türkiye İş Bankası Yayınları, 9. Basım, Nisan 2012

Özgürlük üzerine epey kafa yormuş olan  Rousseau “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur. Falan kimse kendini başkalarının efendisi sanır ama böyle sanması onlardan daha köle olmasına engel değildir.” (Rousseau 2012: 4) der. Değil mi ki  sisteme teslim olarak modern köleliği seçenler gerçek anlamda eşitliğin olmadığı bir sistemde özgür oldukları tahayyülüne kapılırlar. Sistem insanlara, “Tüketme özgürlüğün var,” “Alışveriş yapma özgürlüğün var,” “Başkasının özgürlüğünü kısıtlamadıkça ve sisteme karşı çıkmadıkça düşünme ve konuşma özgürlüğün var,” der. Böylelikle insanlar özgürlük sanrısını yaşayıp ömürlerini tüketirler. Nitekim Marksizme göre kapitalist toplumda özgür olmak olası değildir.

Svetlana Boym ise "Başka Bir Özgürlük" adlı çalışmasında kültürel farklılıkları incelerken hem kültürlerin çatışmasına ve dışsal çeşitliliğe odaklanıyor hem de kültürlerin içindeki çeşitliliği araştırıp ulusal sınırları aşarak evrensel boyutta özgürlüğün izini sürüyor.  Yazar ‘Özgürlük  ve  Özgürleşme: Tragedyadan Moderniteye  Yozlaşmış Kurban’ bölümünde ‘amaç’ ile ‘umut’ arasındaki zıtlığa yer verirken, ikinci bölümde uluslararası anlamda estetik ve liberalizm etrafında dönen tartışmalara bir çerçeve çiziyor. ‘Kızılcık Sopasıyla Özgürleşme ve Terörizmin Sıradanlığı’ başlıklı bölümde terör, kurban ve bedensel ceza meselelerine odaklanarak Dostoyevski’nin ‘milli felsefe’sine ve Marx’ın devrim kavrayışına değiniyor.

Başka Bir Özgürlük, Svetlana Boym, Çev: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, Mayıs 2016

Boym, dördüncü bölümde aşk ve özgürlüğün birbirine bağlılığını kesişen ve aşılmaz yönleriyle sorgularken; bizi ötekinin özgürlüğünü hayal etmeye çağırıyor. Beşinci bölümde; avangard sanatsal deneycilikten varoluşsal isyan ve sivil itaatsizliğe uzanarak 20. yüzyılın muhalefet biçimlerini inceliyor,  “Terör Çağında Muhakeme ve Hayal Gücü’ başlıklı son bölümde ise yabancılaşmayı, kötülüğün sıradanlığını irdeliyor. Nihayetinde "Başka bir özgürlük arayışı her zaman özgürlüğün özünde olan başkalığın aranmasıdır; bireysel, kamusal, yurttaşlıkla ilgili, sanatsal, farklı türden özgürlüklerin çelişkilerinin ve temas bölgelerinin keşfidir. Başka bir özgürlüğün hikȃyesi her zaman bir özgürlük ve huzursuzluk öyküsüdür," (Boym 2016: 413) cümleleriyle özgürlük arayışımız huzursuzluğumuz ve uyumsuzluğumuzla el ele verip gül devşiren içimizdeki korun yansıması olarak dünyayı selamlıyor.

Dostoyevski’nin “Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan,” sözünü anımsıyorum. Mental bir illüzyon mudur özgürlük? Peki, zihnin tam olarak özgür olması olanaklı değil mi? Elbette olanaklı.  Faşizan, totaliter siyaset, dini motifler ve otoriteler, teknolojik gelişme saydığımız bizi yabancılaşmaya iten yenilikler zihinlerimizi biçimlendirmeye ve özgürlüğün sınırlarını gün be gün daraltmaya çalışıyor. Beklenilenin aksine uygarlıkla ters orantılı ilerliyor özgürlük.

Dogmalarla, kurumsal dinle, demokratik olduğunu iddia edip baskın güç olma misyonunu elden bırakmayan siyasi erkle zihnimize, yaşamlarımıza saldırılar düzenleniyor. İnsanları sorumluluğun dayanılmaz ağırlığı, toplum baskısı, korkuları, kaygıları altında ezmeye çabalıyorlar. Çünkü özgürlük düşmanları tartışmazlar, bağırıp çağırırlar, yüksek ses tonunun ardına özgür düşüncelerden korktuklarını saklarlar.  Ama bilmedikleri bir şey var: Şarkıyı değil şarkıcıyı, şiiri değil şairi kafese koyabilirler. Düşüncelere, hislere ve bayrağı elden ele taşıyacak gönüllere tüm yolları kapatmayı başaramazlar.

Özgür olmak için kölelikten kurtulmanın yeterli olduğunu düşünüyoruz kimi zaman. Ancak esas kurtulmamız gereken, bizi kendine tutsak eden şeyler. Gerçek özgürlük kişinin tüm tutsaklıklardan kurtulmasıdır. Dogmalardan, baskılardan, bizi biz yapan her şeyimizi elimizden almak için uğraşanlardan kurtulmalıyız, değil mi?