Başa sardık makarayı, hapiste yine Yalçın Küçük



11-10-2014 09:31


B. Sadık Albayrak

Yalçın Küçük, herhalde bir mahkemedeydi, “Her diktatoryada içeri alınırım”, demişti. Türkiye’nin düzeninin bir barometresidir o; şair Mustafa Göksoy, onu yazdığı şiirine de başlıktaki iki dizeyle başlar. Yalçın Küçük, hapisteyse, “başa sardık makarayı”, 12 Eylül’lerden, 12 Mart’lardan, 3 Kasım’lardan beğen beğendiğini… Daha eskiye de gidebiliriz, hangi kitabındaydı şimdi unuttum, “Kurtuluş Yazısı”nda olabilir, DP’nin iktidara geldiği 1950 seçimini de böylesi günlere benzeyen bir darbe olarak, teşhis etmişti.

Tansu Çiller’in 1993’te DYP genel başkanlığına ve başbakanlığa seçildiği gün, yine bir darbe görmüş ve ertesi gün bunu bir basın açıklamasıyla bize haber vermişti. Bu teşhisini doğrulayan bir hapishane deneyimi daha yaşamamak için bu kez Paris’e “gönüllü sürgün”e gitti. Ama yine de hapisten kurtulamadı, Çiller dönemindeki mahkemeler, onun yokluğunda hapis cezalarını kesmişlerdi. Bir Cumhuriyet Bayramında, 29 Ekim 1999’da, Edirne’den memlekete girerken, onu hapishaneye götürecek polisleri karşısında bulmuştu. Bile bile dönmüştü, “Türkiye benim büyülü hapishanem” dediği memlekete.

Bile bile mi gelmişti, bir 29 Ekim günü, ülkenin yakında bir “Cumhuriyet Savaşı”na gireceğini…

Başa sardık makarayı

Hapiste yine Yalçın Küçük

Türkiye büyülü hapishanem’

Yalçın Hoca bugün dışardaysa da, bu, diktatoryadan çıktığımızı göstermiyor, belki biraz zayıfladığını düşünebiliriz. Fırtınalı bir Şubat akşamında Silivri’den çıkarken de, öyle demişti; güçleri bizi içerde tutmaya yetmediği için çıkıyoruz. Ama o soğuk Şubat akşamında söylediklerinden asıl iz bırakanı, “Yaşasın Türkiye’nin Kürt ve Türk emekçileri” sözü olmuştu. Onları insanca yaşatacak bir “Cumhuriyeti yeniden yapacağız”. Reyhanlı’ların, Soma’ların, Kobani’lerin asla yaşanmayacağı bir emekçi cumhuriyetini…

Yalçın Küçük’ün şiirini yazan Mustafa Göksoy, o akşam Silivri kapısındaydı. Başa sarılan makaranın günleri günlere, haftaları haftalara ekleyerek, görüş günlerinde hapishane kapılarında bekleyerek, adliyelerde mahkemelerde saatinden önce hazır bulunarak nasıl boşalmak bilmediğini çok iyi biliyordu. Başa sarılan makarada, “görüş günü” her iki yan için de zamanı ve mekânı belirleyen temel parametredir.

Canımın canı inancım umudum

Görüş günü gözlerim

 

Mustafa Göksoy, Yalçın Küçük’ün son on beş yılının bütün hapishanelerinde görüşmecisi olarak bir aydın sorumluluğunu yaşama geçirmiştir.

“Görüş Günü Gözlerim” şiirinde “gözlerim” sözcüğünün göz, gözlemek ve beklemek anlamlarını bir arada kullanarak, hapishane gerçeğinin duyumsanmasını yoğunlaştırır. Aynı dizede, beklemekten bakmaya ve göze gider geliriz. Sanki hapishanede, kapatılmış mekânda, göz sözcüğünden türeyen bu çoğul anlamlar özgürlüğe göz kırpar. Mustafa Göksoy, şiirlerinde sözcüklerin bu yanlarını kullanmayı dener. Bazı şiirlerinde aynı dizeleri aşağıdan yukarıya yineleyerek simetrik iki şiir ortaya çıkarır. Şaşırtıcı biçimde, tersten kurulan yapılarıyla bu şiirler anlamlarını korurlar. Bunu Türkçenin esnek yapısına ve çağrışım gücüne mi yormalı, Göksoy’un şair ustalığına mı, tam olarak değerlendiremiyorum.

12 Mart 2013 tarihli “Çağlayan Kırmızı Kaşkol” şiirinde, bu günlerde, savaşlar, katliamlar, insani her kıpırtıya sözlü ve silahlı saldırıyla karşılaştığımız şu günlerde yaşıyor olma gerçeğiyle, insani ve toplumsal bir görevi kendinden almak duyarlılığını buluyoruz.

Zor günlerden geçiyor memleket

Çözülürken adalet ömrümüzden

Kendimizle başbaşayız

Mustafa Göksoy’un bugünlerde çıkan “Dünyalaşan Gözlerim” kitabında “zorla kavgamıza şiir olan günlerimiz” var. Alabildiğine tutumlu, sözcükleri azaltılmış, buna karşılık düşünce ve duygu yoğunluğu çoğaltılmış şiirler bunlar. Mustafa Göksoy’un bu az ve öz şiirinde, belirleyici yan, yaşama, içten duyarlılığa dayanmayan, düşünülmüş ve hissedilmemiş, şair imgeleminin uzun süreçlerinde demlendirilmemiş hiçbir ögeye yer vermemesidir.

Yalçın Küçük’ün memleket barometresi oluşuna eşlik ederek, “Dünyalaşan Gözlerim” kitabındaki şiirler de, yaşadığımız beş on yıllık bir dönemi bireysel, toplumsal ve tarihsel bir ortaklıkta buluşturup,

Duygu belleği

Bilinç belleği

Tarihimiz

kılmaktadır. Bunu yapmak zor iştir. Mustafa Göksoy’un bu zorluğu aşmasında en büyük yoldaşı, yaşama nasıl titizlikle sarılıyorsa, şiirini bundan bir kat daha sıkı samimiyet ve duyarlılık sınavından geçirmesidir. Yalın ve kupkuru görünen bir dizesinin değerini bu duygu, bilinç duyarlılığının, samimiyet, yaşanmışlık ve sabır yüküyle ölçmek gerekir.

Görüş günü

Mercan-Zeynep varken oyundayım

Şifalı su küçük arkadaşlarım

Göz taramasından geçerken

Gönül güzelliği gözlerim

Mustafa Göksoy’un şiirinde duygudan çok düşünce ağır basar. Kısa ama bütünlüklüdür. Tekrarlar, yeni öğeler ve seslerle şiire dinamik bir akış kazandırırlar. Bunu kitabın kapanış şiiri “Yürüyüş Sevdam”la örneklemeye çalışacağım.

Zamanın farkındayım

İçime yağmur damlıyor

Kendimi dokuya dokuya yürüyorum

Yanar

Ellerim

İlk bölümcenin kaldığı yerden, tersinden simetriyle şiir şöyle sürer:

Ellerim

Yanar

İnsanım

Kendime sözüm var

Toplumsal kurtuluş akışında

İnsancıl şairiyim

Düşüncem

İçtenliğimden koparsa

Tutukluyum

Hiç yolumdan dönmedim

Dönüşüm oldu

Yanar

Ellerim

Şairin “50. Yaşıma” diyerek kendine ithaf ettiği bu şiirde hem biçimsel hem de içerik açısından belirgin bütün özelliklerini görürüz. Mustafa Göksoy, “kendimi dokuya dokuya yürüyorum” der. İkinci bölümcede, bu imgeyi bağladığı bir amacı olduğunu “kendime sözüm var” dizesinde duyurur. Bu sözün, binbir emekle, “dokuya dokuya” varettiği kendi benine, değer ve ilkelerine, her şeyden çok önemsediği içtenliğine, bütün bunların bağlandığı mücadelesine ihanet etmemek için verilmiş olduğunu anlarız. “Hiç yolumdan dönmedim” dizesini “dönüşüm oldu” dizeleri izler. “Dönmedim” ile “dönüşüm” sözcüklerinin ortak kökü ama değişik anlamları, Mustafa Göksoy’un düşünce ağırlıklı şiirinin ipuçlarını taşır. Şiirin anlamına duyumsamayla, doğrudan değil, düşünmeyle varırız. Kendine verilen sözden, toplumsal mücadelesinden “dönme”nin olumsuz anlamıyla devrimi çağrıştıran ve bunu şair öznenin kişiliğine yükleyen aynı kökten gelen “dönüşüm” sözcüğü, şairin sözcük seçimindeki anlam ayrışmalarını düşündürme eğilimini gösterir.

Şiirin son bölümcesi, öteki bölümcelerde gördüğümüz, şiirin bağı, akışı haline getirilmiş “ellerim / yanar” dizeleriyle başlar.

Ellerim

Yanar

Zamanın farkındayım

İçime yağmur damlıyor

Dünyalaşan gözlerimle

Kendime dokuna dokuna yürüyorum

Kitabın en ustalıklı şiirlerinden biri bence budur, “Yürüyüş Sevdam”, kısa, özenle seçilmiş az sayıda sözcükle bir insanı, kişiliğini ve şair tavrını diyalektik bir bütünlük içinde şiirleştirmiştir. Sözcük akrabalıkları, ses benzerlikleri, bunların yapay değil, alabildiğine anlamla bütünleştirilmiş olmaları, şiirin ustalığını belirleyen öğelerdir. Şair ilk bölümcedeki kendini “dokuya dokuya” yürümekten, son dizede kendine “dokuna dokuna” yürümeye geçer. Ses benzerlikleri ve anlam derinlikleri, şiirin bütünleşik dokusunu sıkılaştırır, şair beninin ortaya çıkmasını sağlar.

“Zorla kavgamıza şiir olan günlerimiz”de, şair, bilincimizi ve toplumsal belleğimizi pekiştirmeyi sürdürüyor.

Toplumsal başarısızlığın yarattığı boşluktan

Yozlaşma tabakası kapsıyor yaşamı

Dil denen mucize tutsak

Gönül yaprağımıza düşen

Bu toprağın çocuklarından

Hep can gidiyor her mevsim

İnsanın insan yanını hep arıyoruz

Mustafa Göksoy’un “Yeniden Cumhuriyet” şiirinin bir bölümüdür. Bu şiirde ve ötekilerinde şiirin öznesi çoğuldur, çoğunlukla şair bizim adımıza düşünür, konuşur. Bu öznenin gerektirdiği toplumsal duyarlık şiirlerin bütününe sinmiştir. Şairin kendini dokuya dokuya geliştirmesi, mücadeleye kazandırması gibi bizim de toplumsal başarısızlığın koşullarını yenecek, yozlaşmayı engelleyecek, canlarımızı, bu toprağın çocuklarını kurtaracak çözümler geliştirmemiz gerekir. İnsanın insan yanını aramak, bende ve bizde bunu geliştirmek, yaratmak demektir.

Ne demişti,

Toplumsal kurtuluş akışında

İnsancıl şairiyim

Toplumsal Kurtuluş’un yaratıcısı Yalçın Küçük’ün yoldaşı Mustafa Göksoy, onun şiirini yazdığı gibi, İnsancıl’ın yaratıcısı Cengiz Gündoğdu’ya da bir şiir adamıştır: “Memleketim”. Haziran Ayaklanması’ndan çok kısa bir süre önce yazılan bu şiirde, ben şair sezgisinin ayaklanmayı duyuşunu buluyorum. “Memleketim”den bir bölümceyle bu yazıyı bitiriyorum.

Memleket ve bu toprağın çocukları, sömürücülerin “kokmuş karanlığından” kurtulmaya ve her şeyi yeniden kurmaya çabalarken, bu şiir ve Mustafa Göksoy’un şiirleri “dünyalaşan gözlerimiz” olarak yanıbaşımızda olacak.

Toplumsal kabuğa çekilmenin

Sabrın son çizgisinden

T.C. üzerine oyunda memleket

Bundan ötesi yok

Yok işte görüyoruz

Ulusal kişilik aşınırken

Tarih bilincine değiyor canımız

Mevsimlere meydanlara sığmaz 1 mayıs

Mustafa Göksoy, Dünyalaşan Gözlerim, Doğu Kitabevi, 2014, İstanbul