Baro seçimleri 'ertelenirken'

Baro genel kurulları Avukatlık Kanunu uyarınca iki yılda bir ekim ayı içerisinde yapılması zorunlu olmasına karşın, İçişleri Bakanlığı, YSK, Hıfzıssıhha ve ilçe seçim kurulları koronavirüsün siyaset, ticaret ve ibadet sırasında bulaşmayıp sadece adaletle bulaştığını vaaz ederek genel kurulları erteleme kararları almaya başladılar. Ayasofya'nın açılışında, AKP mitinglerinde ya da AVM'lerde binlerce kişi için bulunmayan salgının, sadece baro genel kurullarında yayılma tehlikesi bulunuyormuş. Sağlık Bakanının semptom belirtisi olmayan pozitif vakaları, hasta sayılarına dahil etmemesi tehlike arz etmiyorken, her gün 50.000 kişinin bulunduğu adliyelerde saatlerce duruşma sırası beklerken salgına "maruz kalmayan" avukatların genel kurulda bulunmaları kamu sağlığı için sakınca yaratıyormuş.

Geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanlığı'nın yayınladığı "etkinlik erteleme" genelgesi ile Avukatlık Kanunu'ndaki baro genel kurullarına ilişkin düzenleme fiilen ortadan kaldırıldı, normlar hiyerarşisi tepetaklak edildi. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Anayasa'nın, genelgeler ise kanunların üstündeki düzenlemeler olarak uygulanmaya başlandı. İstanbul Barosu Genel Kurulu'nun iptaline karar veren Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu'nun kararı ise hukuk tarihimizin kara bir lekesi olarak emsallerinin yanındaki yerini aldı. Her bir satırı kanunları yok sayan, keyfilik ve hukuk tanımazlıktan başka bir anlamı olmayan kararın dayanağı "İstanbul İl Hıfzıssıhha meclis kararı ve ysk kararı seçim kurulu başkanının telefonuna vatsap yoluyla iletilmesi üzerine incelendi" olarak belirtilmiş. Yazım hataları, kararı veren mercinin olmakla birlikte, karar içeriğinde YSK ve hıfzıssıhha kararlarında etkinlik "ertelenmesi" yönünde kararlar bulunduğu yazmasına rağmen, İlçe Seçim Kurulu ise yetkisi bulunmamasına rağmen baro genel kurulunun ''ertelenmesine'' dahi değil "İPTALİNE" karar vermiş durumda. Cep telefonuna "vatsaptan" gönderilen yazıya resmi yazı muamelesi yapan birinin, erteleme ile iptal arasındaki farkı önemsememesi bir yerden sonra değerini elbette yitiriyor.  

İlçe seçim kurullarının yetkileri kanunla belirlenmiş olup, görevli oldukları genel kurulun sadece seçim işlemlerinin yasaya ve hukuka uygun olup olmadığını denetlemekle sınırlıdır. Baro genel kurulları ise seçimden ibaret olmayıp, bu nedenle ilçe seçim kurulunun da genel kurulu iptal etme yetkisi bulunmamaktadır. Baro genel kurulları tüm yurttaşların adalet taleplerinin dillendirildiği yerlerdir. Soma, Ermenek, Tekel işçilerinin sesi yükselir, şiddete, tacize uğrayan ve katledilen kadınlar için eşitlik ve adalet istenir, üniversite öğrencilerinin haklı mücadeleleri duyulur, barışın ve kardeşliğin dili kurulur kürsüden. Bir yandan avukatlara yönelik saldırılar protesto edilirken, diğer yandan işçi avukatlar çıkar kürsüye ve yaşadıkları yoksulluğu ve sömürüyü haykırırlar yüksek sesle. Tam da bu nedenle seçim kurulunun iptal kararı yok hükmündedir. Meselemiz, derdimiz birilerini seçmek değil, ülkedeki adaletsizliklere karşı verilecek mücadelenin ve mesleğimize yönelik saldırıları durdurmanın yollarını arayıp bulmaktır.

Barolara yapılan son müdahaleyi siyasi iktidarın, kendi yanında esas duruşa geçen Metin Feyzioğlu'nu koltukta tutmak için çoklu baro sonrası yaptığı ikinci hamle olarak değerlendirmek eksikli olsa da yanlış olmayacaktır. Çoklu baro yasasından önce yeniden seçilme ihtimali neredeyse sıfırlanan Feyzioğlu açısından yasayla birlikte Türkiye Barolar Birliği (TBB) delege yapısının da değişmesiyle seçim kazanması için ufak da olsa bir ışık belirmişti. Yasanın yürürlüğe girmesinden bugüne kadar geçen süre zarfında ise iktidar ve Feyzioğlu açısından işler hiç de yolunda gitmedi. Yandaş barolardan hiçbiri yasal süre içerisinde kurulamazken, yeterli sayıda imza ise aylar sonra sadece İstanbul'da toplanabildi. Burada da yasal süreler geçtiği için Barolar Birliği'ne delege gönderme imkanını kaybettiler.

Gelişmeleri bütünlüklü olarak değerlendiren "egemen güçler" ise yeni bir hamle yaparak hem Feyzioğlu'nun koltuk süresini uzattı hem de yandaş baronun yasal statüyü hak etmesi için zaman kazandırma stratejisini hayata geçirmiş oldu. Genel kurulu erteleme stratejisi ise şu anda hem niceliksel olarak delege sayısı fazla olan hem de genel olarak daha etkili olan, eğilimleri belirleyen barolar açısından hayata geçirilmiş durumda. Tüm illerdeki genel kurulların ertelenmesinin bugün itibarıyla tercih edilmemiş olması belki de Feyzioğlu destekçisi delegelerin bulunduğu barolardaki seçimlerin öncelikli yapılmasını sağlayarak belirli sayının garantilenmesi, muhalif barolarda yapılacak seçimlerdeyse delegeler üzerinde bu belirli sayının baskı unsuru olarak kullanılacak olma ihtimalinin de göz ardı edilmemesini gerektiriyor.  

Bir diğer konu ise genel kurulların iptaline yönelik adımlardan sonuç alınmasında siyasetin etkisi kadar mevcut baro yönetimlerinin etkisizliği, pasifliği ve mücadeleden kaçınan tavırlarının da etkisini bir kenara not etmek gerekiyor. Çoklu baro eylemleri sürecinden itibaren kendilerine yöneltilen eleştirilere kulak asmayan baro yönetimlerinin geçtiğimiz süreçte attıkları geri adımların, kitlesellik ve katılımcılıktan kaçınan bir "mücadele" tarzını benimsemelerinin iktidarın yeni müdahalelerindeki cesaretlendirici etkisini yok sayamayız. Geçen cuma akşamı İlçe Seçim Kurulu'nun iptal kararı baroya henüz tebliğ dahi edilmemişken İstanbul Barosu'nun resmi hesabından "genel kurulun ertelendiğinin" açıklamasının ya da genel kurulun çoğunluklu ilk günü olan cumartesi sabahı genel kurulun yapılacağı salona gitmek yerine kendi seçim gruplarının kahvaltılarına gitmelerinin başka bir izahı bulunmamaktadır. 

İstanbul Barosu yönetiminin pasifist tavrının karşısında ise seçime giren diğer gruplar ve hukuk kurumları: "İstanbul Barosu genel kurulunun hukuk dışı yöntemlerle engellenmesine, Barolar üzerinde siyasi operasyonlar yapılmasına, Baro organlarına aday olma, seçme ve seçilme haklarımızın gasbına seyirci kalmayacağız. Genel kurulun planlanan ikinci toplantı günü olan 10-11 Ekim tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi'nde olacağımızı duyuruyoruz" şeklindeki ortak imzalı bir açıklamayla tüm avukatları meslek örgütlerine ve genel kurul iradesine sahip çıkmaya davet ettiler. Barolara ve avukatlara yönelik saldırılara karşı bugün yapmamız gereken genel kurul tarihinde orada bulunarak bu iradeye sahip çıkmak ve onu güçlendirmek olmalıdır.

Umutla, Cesaretle ve İnatla...

#10EkimdeGenelKuruldayız