Barınma hakkı üzerine bir deneme



21-09-2021 08:24


Özgür Urfa

Bir grup üniversite öğrencisinin “barınamıyoruz” ismiyle gerçekleştirdiği park buluşmasında yurt ücretlerinin ve konut kiralarının fahiş miktarda yükselmesine tepki göstermelerine devletin cevabı her zamanki gibi çevik kuvvet polislerini olay yerine yığmak ve öğrencileri gözaltına almakla tehdit ederek parktan çıkartmak oldu. Öğrencilerin yükselttiği haklı ses sadece onları ilgilendiren bir sorun değil elbette. Son bir yılda özellikle Büyükşehirlerdeki konut kiralarının neredeyse %50 civarında yükseldiğine ilişkin birçok haber ve araştırma yayınlandı. Bu haberlerden özellikle İstanbul’da tahmini 8 metrekarelik ve penceresi dahi duvara bitişik bir tabutluğun aylık 900 TL’ye kiralanmasıyla ilgili ilan barınma  sorununa dair gelinen noktayı özetler nitelikteydi.

Barınma hakkı, konut hakkını da içeren ama onu da kapsayarak aşan temel bir insan hakkıdır. Konut, sadece dört duvar ve çatıdan oluşan bir sığınak olmadığı gibi barınma da sığınakta geçirilen kısa süreli ikamet durumu değildir. Barınma hakkı; güvenli, ödenebilir, ulaşılabilir, insani yaşam standartlarına uygun, deprem ve benzeri afetlere karşı dayanıklı ve aynı zamanda asgari yaşamsal (elektrik, su, doğalgaz, internet) hizmetleri de içeren temel bir insan hakkı olarak tanımlanabilir. Söz konusu barınma hakkı, yurttaşlar açısından Anayasal güvence kapsamında bir hak olup,  Anayasanın "Konut Hakkı" başlıklı 57. Maddesinde yer alan; "Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler." şeklindeki düzenleme de bu konudaki devletin doğrudan pozitif yükümlülüğünü ortaya koyar.

Devletin, Anayasal bağlamdaki yükümlülüğünün yanı sıra uluslararası sözleşmeler de taraf ülkelere barınma hakkı çerçevesinde çeşitli görevler yüklemektedir.  İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 25. maddesindeki“Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak, beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkını da kapsar." ve BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin 11. maddesindeki; “Bu Sözleşmeye taraf devletler herkesin, yeterli beslenme, giyim ve konut da dahil olmak üzere geliştirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler.” şeklinde düzenlemeler ülkelerin yerine getirmeleri zorunlu görevlerini içermekte.

Ülkemizde barınma hakkına dair uygulanan resmi devlet politikası ise deprem  riski  gerekçesiyle ve kentsel dönüşüm adı altında kent merkezlerinde yaşayan yurttaşların şehrin dış çevresindeki yerleşim yerlerine doğru uzaklaştırılarak bu alanların sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi ve eş zamanlı olarak yurttaşların da "yeni evleri" için uzun vadeli bankalara borçlandırılması olarak özetlenebilir.

Barınma sorununun bir diğer boyutu ise elektrik, su, doğalgaz, internet gibi yaşamsal hizmetlerin de fahiş miktarda bedeller içermesi. Özelleştirilen bu kamusal hizmetlerin şirketlerin insafını terk edilerek yüksek kar amacıyla süreklileştirdikleri zamlar, kayıp kaçak bedeli, açma-kapama bedeli gibi ucube ve yasa dışı tahsilat kalemleri, orantısız miktarlarda doğrudan vergiler ile deprem vergisi gibi dolaylı vergilerle yaratılan soygun düzeni bir yandan halkın yoksulluğunu arttırırken diğer yandan yandaşların ceplerini doldurmakta.

Yurttaşların en temel ve yaşamsal haklarından olan barınma hakkının  toplumcu bir yaklaşımla yeniden ele alınması, yağma ve rant düzenine son verecek sosyal politikaların üretilmesi yaşamsal önemde. Söz konusu sosyal politikaların tartışmasız şekilde kamuculuğu merkeze alması, toplumun tüm bileşenlerinin katılımcılığıyla yeniden üretilmesi ve somut çözüm önerileriyle birlikte topluma sunulması gerekmekte.

Boşta olan konutların belediye rayiç ve tapuda gösterilen satış bedelleri üzerinden kamulaştırılarak kent merkezlerinde ucuz, kaliteli ve depreme dayanıklı konut satışının sağlanması, kamuya ve belediyelere ait tüm taşınmazların başta öğrenciler olmak üzere tüm dezavantajlı gruplara öncelikli olarak ucuza kiralanmasının yaygınlaştırılması, cemaat ve tarikat yurtlarının da kamulaştırılarak  tüm yurtların ücretsiz hale getirilmesi, konut kira bedellerine ve zamlarına çeşitli yasal sınırlamalar getirilmesi gibi talepler tartışılarak ve geliştirilerek çoğaltılabilir.

Bir diğer çözüm önerisi ve somut mücadele başlığı olarak ise elektrik, doğalgaz, su, internet gibi hizmetlerin kamulaştırılması, kayıp kaçak bedeli, açma-kapama bedeli vb gibi hukuksuz ve keyfi tahsilat kalemlerinin ortadan kaldırılması, yine bu hizmetlerdeki doğrudan vergi oranlarının minimize edilerek, deprem vergisi ve trt payı gibi dolaylı vergilerin ve fonların ise tamamen kaldırılması, kamulaştırılana kadar bu hizmetler yönünden yapılacak yıllık zamların en fazla asgari ücrete yapılan zam oranında olması şeklindeki talepleri de gündemine alan kamucu ve halkçı bir politik hattı güçlendirmek acil görevlerimizden biri olarak karşımızda durmakta.