Bankalara yeni AKP kıyağı



13-01-2016 09:13


Ergun Çağlayan

2015 yılı, bankaların resmi görüşlerine göre “zor” bir yılmış. Yıl boyu kredi müşterilerinin özellikle inşaatçı veya döviz borçlusu olanları için “batar mı?” soruları soruldu. Mali sistemin ortalama kârlılığı yavaşlayan kredi ve mevduat büyümesiyle yükselen faizlerin damga vurduğu bir dönemde hızla düştü.

Şimdi AKP iktidarı bu kadar zorluğun ödülü olarak 2016’yı daha rahat geçirmelerini sağlamaya çalışıyor. AKP düzeni, gücünün önemli ve kilit bir kısmını mali tekellerden aldığı onaya borçludur. Bakmayın siz diplomatik düzlemde uzak durduklarına, bu ülkede gericiler bankaları gücendirecek en küçük bir hareket yapamazlar.

 Bankaların verdikleri kredilerin ve topladıkları mevduatın bir kısmı, merkez bankasına “rezerv karşılık” olarak yatırılır. Merkez bankaları, bu karşılıkların oranını veya bu karşılık için verdiği faizi değiştirerek kredi verme iştahını ayarlayabilir, bankaların ve ekonominin temposunu kontrol edebilirler. Yani rezerv karşılık çok etkin bir silahtır. Nitekim son birkaç yıldır Çin merkez bankası (People’s Bank of China) ekonomideki ısınma – soğuma dalgalarını kontrol etmeye çalışırken rezerv karşılık oranlarını sektörlere göre farklı belirlemekte. Örneğin “fazla açılan” belediye emlak projelerinin kredilerini pahalılaştırarak caydırabilmekte…

Türkiye’ye dönersek, AKP tarafından bu yıl bankalara çekilmesi tasarlanan kıyak, tüketici kredilerinde karşılık oranlarının düşürülmesi. Bunun faizlere yansıması olması beklenmiyor. Çünkü bildiğiniz gibi tüketici kredileri, görece geri toplaması garantili bir tür de olsa, batık oranı artma eğiliminde. Bu batık oranının maliyet olarak kredisini paşa paşa geri ödeyene daha yüksek faiz olarak yansıtılması düzenin doğası gereği. Tıpkı KASKO sigortalarının hile hurda yapan çok olduğu için normal şöförlere her geçen gün daha pahalı satılması gibi.

Faiz düşmeyecekse, kredinin ayrılması gereken karşılığı düşeceğinden getirisi aynı kalırken, maliyeti düşecek. Böylelikle bankalara bir kaynak transferi mümkün olacak. Bu tür operasyonlar, halkımız bu işlerden ilgi alanı olarak biraz daha uzak olduğu için sokakta fazla hissedilmiyor. Örneğin Rusya, domates ve portakal alımını kesince, turistini Yunanistan ve İsrail’e yönlendirince kaybımızı çoğu kez de toplam ihracatımıza oranı cinsinden hesaplamak, bir çok kahve köşesinde sıradan bir sohbetin konusu olabilir. 

Ama kürsüden bankaları fırçalamayı iyi bilen iktidar, anlaşılan bu operasyonda bir “gündem riski” görmüyor. Oysa kaba bir hesapla yapılan operasyonun yaklaşık ölçeğini gösterirsek: Kredilerin ortalama vadesi bir yıl olsa, toplam kredilerin yaklaşık üçte biri de tüketici kredisi olsa, bankalara çekilebilecek örneğin iki puanlık bir kıyağın parasal boyutu, 6 milyar TL civarına denk gelir. Bu, Rusya yaptırımlarından ne kadar sarsılacağımız ile ilgili sohbetlerde, resmi-gayrıresmi kullanılan rakamların ortalamasının yarısı kadar. 

Bu para bankaların kasasına girerken kimden çıkacak? O hesaplar biraz daha karmaşık olmakla birlikte merkez bankasının kredi sistemi üzerindeki kontrolünün zayıflamasının maliyetinin paha biçilmez olduğunu söyleyebilirim. Tüketicinin gelirinin bir kısmına onu borçlandırarak faiz olarak el koyan bankacılık sistemi, bu payı bir miktar artırarak “geçim sıkıntısı”na katkıda bulunmuş olacak.

Gelin görün ki bu ikramın toplam riskle karşılaştırıldığında devede kulak kalacağı da bir gerçek. Uğur Gürses Aralık’ta şöyle yazmıştı: “Bankacılık çevreleri, bankaların sermaye maliyetini yüzde 15 olarak hesaplıyorlar. Bu orandaki sermaye maliyetine karşılık sektör; bilanço karlarının öz kaynaklara oranı olan yüzde 10.5’luk bir sermaye getirisi elde ediyor. Yani ‘cepten yiyor’.” 

Üstelik sorun yalnızca kârlılığın düşmesi de değil. Belli ki hem özelleştirme bayrağını yükselten enerji sektöründe, hem inşaatta, hem de turizmde “yüzdürülen” yani aslında tahsil edilemeyecek durumda olup da vadesi uzatılmış veya tahsil edilip yeniden verilmiş gösterilen krediler çığ gibi büyüyor. Malî sermaye kâr edebilmek için önce anaparayı geri almak zorunda!

İşte tüm bu sorunlara kaynaklık eden kredi balonlarının yeni bir tüketici kredisi balonu şişirilerek  ertelenmesi, belki bir referandum kurtarması hesaplanıyor.  Niyet gösteriyor ki oldukça büyük bir kaynak Maslak-Levent gökdelenlerine transfer edilecek.

@ErgunCagl