Bağımsız devrimci siyaset ve koalisyon hesapları



19-06-2015 12:14


Kurtuluş Kılçer

Çoğu zaman beklentiler ile gerçeklik arasında açı oluşur. Siyaset, yani söz konusu devrimci siyaset ise, beklentiler üzerinden değil gerçeklik veri alınarak yapılmalıdır. 

Beklenti ile gerçekler arasındaki açı kadar aynı zamanda beklenti ve öngörü arasında da güçlü bağlar vardır. Siyasette öngörüler, beklentilere göre kurulmaya başlarsa işte o zaman hata yapma riski her zaman artar. Ancak çoğunlukla, öngörüler beklentilerin baskısı altındadır. Bu açıdan ülkenin ve siyasetin nasıl bir yöne evrileceğine dair öngörüde bulunurken beklentilerimizden sıyrılıp, siyasi dinamik ve güçlerin rollerini ve ağırlıklarını iyi belirlemek gerek. Siyaset matrisinde her parametre doğru olarak yerine oturtulmalıdır. Siyasette eğilim oluşturur ya da öngörüde bulunurken beklentilerimizden mutlaka kurtulmak lazım. 

Seçim sonuçları üzerine kesin öngörüde bulunup bunun üzerine seçim politikası geliştirmek ne kadar yanlış idi ise bugün de koalisyon tartışmalarında kesin angajmanlardan mutlaka kaçınmak lazım. 

Faşizm gelecek HDP barajı aşmalı, restorasyon gelecek HDP bunun parçası olacak gibi mutlaklıklar üzerinden siyaset yapılamayacağını seçimlerden önce çokça yazmıştık. Bugün de nasıl olsa anlaşamazlar, erken seçim olacak, biz şimdiden işlerimizi buna göre ayarlayalım ya da nasıl olsa anlaşırlar, biz şimdiden boş verelim diyemeyiz.

Ancak devrimci hareketin, koalisyon tartışmalarıyla kilitlenmesine izin verilmemelidir. Yapılacak görevler vardır ve bu görevlerin hakkı için bugün koalisyon tartışmalarına kilitlenen bir bekleme halinden uzak durulmalıdır.

Çünkü siyasi gelişmeler dinamik bir süreçtir. 

Genel olarak koalisyon tartışmalarına baktığımızda birkaç noktanın altı çizilebilir. Sürecin çok başında olduğumuz kaydını düşerek... Büyük sermayenin ve emperyalizmin, HDP destekli bir AKP ve CHP koalisyonu istediği açık. CHP, AKP’siz bir koalisyonun peşinde, MHP ise Kürt çözümünü devre dışı bırakacak bir AKP koalisyonundan yana. HDP, müzakere sürecinin devreden çıkmayacağı bir arayış içinde ve CHP ile AKP arasındaki koalisyonu destekleriz diye açıklamalar yapmış bulunuyor. 

Bu denklem şöyle ya da böyle çözülecek. Bu çözümün getireceği siyasi ve toplumsal sonuçlar ile nasıl bir burjuva siyasetinin ortaya çıkacağı bakılması gereken yerdir. Sosyalist siyaset önüne şu soruyu koymak zorundadır: Sermaye düzeninin ya da diktatörlüğünün zayıf karnı neresidir? 

CHP-MHP-HDP arasında farklı şekillerde ortaya çıkabilecek bir koalisyon ortaya çıkmazsa – ki ihtimal olarak çok zayıf gözüküyor- tek alternatifin AKP’li bir iktidarın şekilleneceği “nesnel” bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Erken seçim seçeneğine karşı AKP –MHP olasılığı var çünkü...

Seçim öncesi Dolmabahçe mutabakatı ile bağlanan ve anayasal bir çerçeve içinde sürdürülmesinin istendiği müzakere süreci HDP açısından birincil sıradadır. Kaldı ki Parti Meclisi bildirisi ve sonrasında yapılan açıklamalar bu yönde. Seçim öncesinde dillendirdiğimiz, İkinci Cumhuriyet’in tanımlanması anlamına gelen ve sermaye düzeninin tahkimatı olarak gördüğümüz bu kurgu ile sosyalist siyaset arasında açı olacağı açıktır. 

Ancak, dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise, özellikle Suriye’de yaşanan gelişmeler. Bunların sonucunda savaş hükümeti anlamına gelecek bir koalisyon olasılığı Türkiye’de faşizme karşı bir mücadele gündemini de beraberinde getirebilir. Bir olasılık olarak kenarda tutulmalıdır... Bu olasılığın zayıf karnı emperyalizmle ilişkilerdir. 

AKP geriletilmiş fakat yenilmemiştir. Meclis’te oluşan tablo, bütün olasılıkları ile önümüzde dururken sosyalist hareketin bağımsız kendi yolunu açması dün olduğu gibi bugün daha da önem kazanmıştır. 

Bu hattın oluşturulması merkeze konmalı, olası gelişmelere göre devrimci görevlerini yerine getireceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. İster faşizme karşı dayanışma çizgisi, ister yeniden yapılanma sürecinde emekçi halkın taleplerinin sözcülüğünü üstlenme olsun, sermaye düzenine karşı mücadele bizler açısından her zaman temel çelişki olacaktır. 

Seçim öncesi yapılan tartışmalarda kopartılan fırtınaları bir yana bırakarak bugün dört elle sosyalist hareketin yeniden kuruluşu ve çıkışı örgütlenmelidir. 

Beklentiler ile gerçekler arasında açı vardır. Bugün ülke siyasetinde görülen gerçeklik, devrimci bağımsız bir sol siyasi odağın şekillendirilme ihtiyacıdır. Ertelenen bu görev için artık vakit kaybedilmemelidir. 

Görülmemiş hesap kalmayana kadar mücadele büyütülmelidir!