Aziz Sancar…



08-10-2015 08:52


Nurettin Abacıoğlu

Tam da memleket ahvaline dair yeni bir yazıyı kafamda evirip çevirirken, “Aziz Sancar”ın haberi çıkageldi…

Hem de taa Stockholm'den… Yani İsveç topraklarından…

Ne alaka diyeni çıkmaz herhalde; alakası Sancar’a verilmiş olan Nobel Kimya ödülüdür…

Öyleyse benim gündemim de bu önemli konuya hemen oturur…

***

Dünyanın en saygın bilim-sanat ödüllerinden birisidir Nobel…

Yani ödül alanları hayli çeşitlidir; Edebiyat, Barış, Ekonomi, Kimya, Fizik, Tıp-Fizyoloji, bu alanların başlıcaları arasındadır…

Nobel Vakfınca, dallara göre tahsis edilen ödül beratı ve onur parası, İsveç Kraliyet Akademisince, sıkı bir değerlendirme sonucu, alanlarında öne çıkmışlara dağıtılır. Değerlendirmenin sıkı olduğunda tartışma yoktur da, bazı yıllarda, barış, edebiyat gibi kimi dallarda verilmiş ödülün başka şeyler koktuğuna dair şayia çoktur. Ne ki Kimya, Fizik, Tıp gibi alanlarda hakkın yerini bulduğunda ise pek şüphe yoktur. Her dalın ödülü, kimi kez tek, çoklukla birden çok adayı ve sonuçta sahibini bulabilmektedir… Nitekim Aziz Sancar’a verilen Kimya dalındaki ödülü bu yıl üç bilimci paylaşmaktadır…

***

Stockholm kuşkusuz coğrafya derslerinde halen İsveç’in başkenti diye belletilmektedir. Oysa memlekette, gündelik yaşamdaki tanınırlığına en çok 1974 Tunç Okan yapımı “Otobüs” filmi ile erişmiştir diye düşünürüm. Filmde, hazin ve mizahi bir göç, senaryoya konu edilmiştir. Köyünden başka coğrafya görmemiş bir otobüs dolusu köylünün, kaçak işçi diye İsveç’e sokuluşu ele alınmış ve sonraları, film adeta gerçeğe dönüşmüş, bu kent 12 Eylül sığınmacılarına yıllar boyu ev sahipliği yapmıştır. Böylece, o gün sığınma hakkı alanlardan, halen göçmenliğe devam eden Türk ya da Kürt kökenli pek çok yurttaşımız an itibariyle İsveç’te çoktan harman olup gitmiştir…

Yani Stockholm bende, Nobel ödülü dışında bir de “Otobüs” filmine konu olan mekân hatırlatması yapar. Filmin müzikleri de Zülfü Livaneli’ye aittir. Onların da dinlenmesini sağlık veririm…

***

İyi de, bunun Aziz Sancar’la ilişkisi nasıl derseniz, bunun gizi ya da benzerliği, galiba Sancar’ın hayatında saklıdır. O da Mardin’in Savur’undan başlayan bir göç yoluna çıkmıştır. Yani yoksul bir köylü ailesinin okumaya niyetli bir genci olarak yola koyulmuş, önce İstanbul Üniversitesi'nde tamamladığı eğitimi sonrasında da, bilimin ışığını arama meselesinde göçünü Amerika’da tamamlamıştır…

***

Haber duyulduğundan bu yana, basındaki başlıklara bakıyorum; birisi HDP’li vekil Mithat Sancar’ın akrabası diye başlık atıyor. Yani ve kısacası sanki soyunun sopunun, Kürt olduğunu anlatmak istiyor. Öyle ya Mardinli olunca, o halkların birbirine çok karıştığı coğrafyadan bugün bir Nobel ödüllü çıkmışsa, günün siyasi mana ve ehemmiyetine uygun olarak insanımızın genetiğine bakmak işin modası olmuştur…

Mithat Sancar’la mülakat yapılıyor. Sancar, amca-kuzen ilişkisinde olduklarından dem vuruyor. Ailenin geniş olduğundan bahisle, kendisinin Nusaybin tarafında yaşamasının, beraberliklerini sınırlandırdığını söyleyip, başarısından onur duyduğunu anlatıyor.

Ailenin genişliği haylice olmalıdır. Benim tanıdığım ve meslektaşım olan Marmara Eczacılık Fakültesinden başka bir Sancar, adı Mesut’tur; bulunmaktadır. Ve anlaşıldığı üzere, çalışmak aile kalıtına çok uymaktadır. Mesut’un, Aziz Sancar’dan amca diye bahsettiğini bilirim; bu delikanlı da amcası gibi hem bilimle meşgul ve hem de çalışkandır…

***

Kürt-Türk duyarlılığı hemen sosyal medyada yansımasını bulmuşa benziyor. Sancar’ın ilk beyanatında söylediği birkaç cümle ki, ödülün Türkiye açısından önemli olduğunu zikretmesine, kökeni Kürt olduğu anlaşılan bazıları ve birileri eleştiri bile getiriyor. Hatta iktidar siyaseti başında oturanlarına, Sancar’ın Kürt kökeninden bahisle, gocunacaklarına dair kinaye bile yapıştırılıyor. Kinayeyi yapanı ise Sancar’ları yakından tanıyan bir başkası düzeltiliyor. Böylece ailenin Arap kökenli olduğu öğreniliyor…

Bakar mısınız; uğraşı önceliğimiz nedir? Ödülün ardına sığdırılmış bir ömür boyu emek ve çalışkanlık ilk ağızda akla gelmemekte ve meselenin özü damarda akan bilmem hangi asil kanda aranmaktadır… Oysa dünyanın dört bir yanında insan kanı “0, A, B, AB- Rh (+) ve (-)” den başka bir şey olamamaktadır…

Öte yandan, Aziz Sancar ve eşi, kendi maddi girişimleriyle ABD’de kurdukları Türk Evi’nin kapı önünde okumalarına yardım ettiği ve barınsınlar diye evde misafir ettiği öğrencilerle fotoğraf çektiriyor. Fotoğraf, Atatürk'lü bayrağın önünde. Yani Aziz Sancar, dünya ahalisine, içinden çıktığı ülkenin ortak kimliği dışında başka bir etnik köken arayışında olmadığını gösteriyor ve nereye, neye ait olduğunu adeta haykırıyor…

***

Aziz Sancar Mardin-Savur’lu yoksul bir ailenin okuyabilen bir çocuğu. Arada birkaç yaş olsa da aynı gençlik çağının insanları olduğumuzu söyleyebilirim. İstanbul Üniversitesi’nden Tıp doktoru olarak mezun oluyor. Okurken biyokimya bilimine merak salıyor. Önce yoksul ülkesinin, yoksul yörelerinde yurttaşlarına hekimlik hizmeti veriyor. Sonrasında da bilim yapma aşkı ile yolunu ABD’ye çeviriyor. Nedeni ülkenin yokluğu, yoksulluğu ile ilgili. 1970'li yılların başında üniversitelerde temel bilimler alanında olanaklar çok kısıtlı. Çabalayanları bilir o yıllarda nelerle uğraştığımızı…

Aziz Sancar, var olma mücadelesini hep daha fazla çalışmayla aşıyor. Eşi, tıpkı onun gibi bir bilimci ve ABD yurttaşı. Hayatın yollarına beraber tutunuyorlar ve yürüyorlar. Bu arada Aziz Sancar memleketinden hiç kopmuyor. Geliyor, gidiyor. Bu ülke bu güne değin bilimde yapıp ettiklerinden dolayı ona TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü veriyor. Daha yakınlarda, Koç Vakfı’nın ödülü de ona gidiyor. Yurt dışında başka başarı ve ödüllere de adını yazdırıyor. Bu arada kendi memleketinden, özünden ve değerlerinden kopmuyor. Türkiye’den onun yanına giden nice başarılı genç, toprağa tohuma durmak gibi ondan yardım görüyor. İşte Türk Evini de o nedenle kuruyor…

***

Bilimde yapıp ettikleri bana göre ikiye ayrılır. İlki biyolojik saatimizin nasıl işlediğini keşfeden bilimcilerin en başta gelenlerindendir. Benim de bilimsel ilgi alanımı oluşturan konu olması bakımından, beklentim Nobel’i o fasıldan alması idi. Ödülü o cihetten olmamıştır. İkinci ve ödüle değer bulunan çalışmalarını ise DNA tamiratının mekanizmalarını keşif yolunda yapmıştır. Kalıtımızın ve canlı hayatın anahtar molekülü olan DNA, kuşku yok ki yaşamsal maruziyetlerden hasara uğramaktadır. Bu hasarın nedenleri arasında neler yoktur ki; soluduğumuz havadan, etrafımızdaki kimyasallara, içtiğimiz ilaçlardan, yediğimiz gıda ya da geçirdiğimiz hastalıklara… İşte hasarlanan DNA, şikâyet etmeden kendi kendini onara da bilmektedir. Bunun mekanizmasının bilinmesi ise çok önemlidir. Zira başta kanser, pek çok illetin tedavisinde de DNA tamiratının nasıl olduğunun bilinmesi yeni tedavi yollarının bulunmasına kapı açacaktır.

İşte kabaca Aziz Sancar bunu araştıran yüz binlerle araştırıcı arasında bu bayrağı daha yukarı kaldırmanın başarısına erişmiştir.

***

Ne acıdır ki, bu ülkenin üniversitelerinde otursaydı, bu gün bu başarıyı ona getiren ortama erişemeyecekti. O nedenle işin bilimsel mutfağındaki başarı ABD’nin adını anmayı gerektirir. Ne ki Aziz Sancar aslını inkâr eden bir yurttaş değildir. O nedenle de ilk demecinde bu ödülün Türkiye açısından çok önemli olduğunu söylemiştir. Önemi her halde kendinden menkul değildir. Önemi bu coğrafyanın insanında bilimi yapabilecek beceri ve akıl olduğuna işaret etmek istemesindendir. Yani demeye getirdiği, hele bir fırsat tanınsa kapısına çıkmaktadır. Oysa memleketi idare edenlerin kokan ağızlarına bakılırsa, memleketin bilimciye değil, piyasacılığa ihtiyacı bulunmaktadır.

Aziz Sancar, yapıp ettikleriyle beraber, Bu zihniyete de kapak olmuştur.

***

Kasımın sonlarına doğru, içinde bulunduğum Fakülte bir bilim kongresi düzenliyor. Orada konuşma yapsın diye ve Nobel’e de bir vadede mutlaka aday olabilecek bir isim olarak Aziz Sancar Hocayı teklif etmiştim. Kurul tamam dedi. Ben de Mesut Sancar vasıtasıyla durumunu sordum; mütevazı önerimizin kabulünü rica ettim. Dersleri ve programı nedeniyle affını istedi ve başka bir ferdaya söz verdi. Nobel öngörümde yanılmamışım; ne ki zamanını hiç tutturamamışım. Bana göre, önümüzdeki kısa-orta vade derken, Sancar İsveç Akademisince çoktan değerine oturtulmuş; anlaşılan ben kestirememişim…

Bu ülke adına nasıl mutlu oldum bilinsin istiyorum. Ve nice çok sağlam gencin şimdi bu coğrafyada yetiştiklerini de biliyorum. Oysa kol, kanat kırıktır üniversitede. Bir yandan horlanma, ötelenme ve ülkenin tepesindekilerin ülkeyi yangın yerine koyması işin diğer çabası…

Bir ilaç gibi geldin Aziz Sancar Hocam. Şimdi sıra bu ülke insanınındır. Aslını unutmayan Hocasının elini öpmesi gerekir…

nuriabaci@gmail.com