Ayıp olmuyor, suç oluyor



24-11-2020 06:53


Özgür Urfa

Eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek, bundan tam otuz yıl önce 24 Kasım 1990 tarihinde Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini sürdürdüğü sırada "flört fuhuştur" ve "feminizm sapıklıktır" sözleriyle gerici iktidarların kadın düşmanı yaklaşımlarını açıkça ortaya koymuştur. Aradan geçen otuz yılın ardından bu sefer İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "25 Kasım Kadına yönelik şiddete karşı mücadele gününün" iki gün öncesinde yaptığı konuşmada erkeklere yönelik: "Kendinize gelin yahu. Fiziksel olarak güçlü olabilirsiniz. Böyle bir ayıp olur mu? Neyi tatmin ediyorsun? " diye seslendi. Kadına yönelik şiddetin ve faillere yönelik cezasızlık politikasının her geçen gün arttığı, önleyici ve caydırıcı tedbirlerin ise sürekli göz ardı edildiği bir ülkenin İçişleri Bakanının yorumu yaşananların kaynağını gösterir nitelikteydi. 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun hazırladığı rapora göre 2020 yılının ilk on ayında 397 kadın, erkek şiddeti sonucunda yaşamını yitirdi. Bianet'in haberindeki verilere göre ise 2020 yılında 715 kadın şiddete uğrarken, faillerin yüzde 65'i eş,eski eş ve sevgililerden oluşmakta. Sadece son bir yıl içerisinde yaşamını yitiren ve şiddete maruz kalan kadınların sayısı durumun vahametini açıkça ortaya koyuyor.

Uluslararası tüm düzenlemelerde kabul edildiği üzere en temel insan hakkı olan yaşam hakkının bu denli kolay ihlal edilmesinin ve bu ihlallerin azalmak bir yana sürekli artış göstermesinin nedeni elbette birilerinin "ayıp etmesi" değil. Erkek egemen yaklaşımın toplumun tüm katmanlarında yeniden üretilmesi, var olan toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, iktidar mensuplarının cinsiyetçi söylemleri, kadınların toplumsal yaşamda eşit bireyler olarak var olmasını engelleyici yasal düzenleme ve uygulamalar, yargının uyguladığı cezasızlık politikaları ve kısacası "erkeğin üstünlüğü" üzerine kurulu sistemin bütünü bu tabloyu ortaya çıkarmaktadır.

Kadın cinayetlerini ve kadınlara yönelik şiddeti "ayıp" olarak nitelemek, aynı zamanda faillerin eylemlerini hafifletme sonucunu da doğurmaktadır. Ayıp sözcüğünün anlamı "utanılacak bir davranış" olup, bu niteleme şiddet uygulayan kişilerin yaptıkları şeyi aslında "istemeden gerçekleştirdiklerini, yapılanların çok da büyütülmemesi gerektiğini" ve özetle "kol kırılır yen içinde kalır" yaklaşımının dile gelmiş halidir. Yoksa şiddet mağduru kadınlar, Bakanın bu söylemine karakollarda "kocan ayıp etmiş ama sen affet" şeklindeki "telkinlerle" hali hazırda sürekli maruz kalıyorlar. 

Şiddet uygulamak ayıp değil adlı adınca suçtur. Gerek uluslararası düzenlemelerde gerekse yasal mevzuatta kadına yönelik şiddetin her türlüsü suç olarak düzenlenmiştir. Şiddet kapsamındaki eylemleri ayıp nitelemesi ile hafifleştiren zihniyet, yargılamalar sırasında da kadınların gündelik olağan davranışlarını "haksız tahrik" olarak değerlendirip cezalarda indirime gitmekte ve hatta suç faillerini "meşru müdafaa" adı altında aklamaktadır. Yargılama faaliyetlerindeki sorun, bazı hakimlerin yalnızca kişisel yaklaşımlarından, politik tercihlerinden ya da hukuk bilmezliğinden değil bilakis "ayıp" zihniyetinin cüppe giyerek mahkeme kürsülerinde vücut bulmasından kaynaklanmaktadır. 

Yargı mekanizmasının şiddete yaklaşımını değiştirmekle görevli olan Adalet Bakanı ise yargı reformu adı altında "aile arabulucuğunu" uygulamaya geçirme hedefiyle şiddet faili erkeklerin "ayıplarını" örtecek yeni bir hazırlık içerisinde. Her ne kadar fiziki şiddetin kapsam dışı tutulacağı söylenmekte ise de gerek ekonomik, psikolojik ve diğer şiddet türlerinin arabuluculuk kapsamında olması gerekse "arabulma" adı altında kadına yönelik şiddetin yargı mekanizmalarından kaçırılarak üzerinin örtülecek olması değişmeyen bir gerçek. 

Kadına yönelik şiddetin azaltılması için "ayıptır, yazıktır, günahtır" gibi içi boş popülist söylemler terk edilerek toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde yeni yasal düzenlemeler yapılmalı, var olan düzenlemelerin eksiksiz uygulanması sağlanmalı ayrıca cezasızlık politikasından vazgeçilerek önleyici tedbirlere gereken önem verilmelidir. Bütün bu konularda yürütülecek çalışmalara ülkenin en kitlesel ve mücadeleci öznesi olan kadın hareketinin tüm paydaşlarının etkin şekilde katılımının sağlanması ise yol alabilmenin olmazsa olmazıdır.  

"25 Kasım vesilesiyle Dominikli Patria, Minerva ve Maria Mirabel kız kardeşlerin ve yaşamını yitiren tüm kadınların anılarına saygıyla..."