Alın hayrını görün



23-11-2015 07:00


Metin Çulhaoğlu

Celal Şengör’ün kendisiyle yapılan bir mülakatta söylediklerini okumuşsunuzdur.

Zamanlaması?

İşte orası gerçekten ilginçtir. Yobazlığa karşı tepkiler zirve yapmışken herhalde böylesi gerekiyordu!

Öyle ya, konuşturup insanlara “bakın, öbür tarafta da böyleleri var” dedirtmek için Şengör’den daha uygunu bulunamazdı...

Aydınlanma,  bilim, laiklik, Kemalizm ve hatta ateizm mi?

Bütün bunların nasıl bir adamda cisimleşebileceği mi?

İşte, karşınızda Profesör Celal Şengör!

***

Belirli bir cenah söz konusu olduğunda tenzih edilmesi, saygı duyulması gerekenler kuşkusuz vardır. Üstelik bunlar sayıca daha çoktur. Ancak, Şengör ve benzerlerinin, Türkiye’de Aydınlanma, ilericilik, laiklik ve modernlik dendiğinde burada kirli bir damarı temsil ettiklerini kabul etmek gerekiyor.

Üzerimizde ciddi bir yüktür.

Kusura bakılmasın; altı yıl önceki bir yazımızdan uzunca bir bölüm aktaracağız:

“İsmet İnönü, Mustafa Necati, Refik Saydam, Mahmut Esat Bozkurt, Yakup Kadri; ardından 30’ların üniversite ‘kurucuları’ ve daha birçoğu… Bunlar, Kemalist aydınlanma-modernleşme sürecinin ilk kuşak temsilcileri arasındadır. Anti-komünist midirler? Hiç kuşkusuz öyledirler. Anti-Marksist midirler? Aralarında Marksizm’e biraz olsun vakıf sayılabilecek kişi çok azdır (örneğin Mahmut Esat Bozkurt ve mülteci Alman akademisyenlerinden bir şeyler öğrenenler gibi); ancak nedir ne değildir pek bilmeseler de tanım gereği Marksizm’e karşıdırlar. Bir damar budur.

“Diğerini Recep Peker ve Şükrü Saraçoğlu gibiler oluşturur ki, faşizandırlar.

“Gene de, ilk damarda sayılanlar kendi dönemlerinde, daha sonra başkalarının yaptığı ölçülerde kudurgan bir anti-komünizm yapmamışlardır. Görece aklı başında veya feraset sahibi olduklarından mı? Hayır. Birkaç nedenle. Birincisi, Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki reform hamleleri belirli bir radikalizmi gerektiriyordu; radikal, komşusu bir başka radikali görünce sopasını saklamıştır. İkincisi, özellikle 30’ların güç yıllarında Sovyet dostluğuna ve yardımlarına belirli bir değer vermiştir.

“Üçüncü neden?

“Üçüncü ve belki de en belirleyici neden için bir sonraki kuşağa atlamamız gerekiyor.

“Kasım Gülek, Turhan Feyzioğlu, Coşkun Kırca, Nihat Erim, Demokrat Parti’nin görece ‘aydın’ kadroları, bu arada örneğin Aydın Yalçın, Halil İnalcık gibi bilim insanları ve daha pek çoğu…  Bunlar, Kemalist aydınlanma-modernleşme sürecinin ikinci kuşak temsilcileri arasındadır. Anti-komünist midirler? Tam tamına öyledirler. Marksizm’e şiddetle karşıdırlar (ne olduğunu bilseler de bilmeseler de). Bu kuşağın birinci kuşaktan en belirgin farkı, anti-komünistliğini bu kez ikide bir en sivri içerikte yinelemesidir.

“Çünkü artık devreye, yeni bir faktör olarak ABD, NATO ve Soğuk Savaş girmiştir. Türkiye’nin ‘batılılaşma’ projesi, batıya yamanmaya dönüşmüştür. İkinci kuşak, ABD’nin ve NATO’nun ipine sarılınca, histerik anti-komünizmini her vesileyle dillendirip yerini sağlama almaya çalışmıştır. 

“Akademisyense, Kemal Gürüz, Kemal Alemdaroğlu, Celal Şengör ve benzerleri; siyasetçiyse, bugün AKP’ye ‘muhalefet eden’ ve kendine ‘Atatürkçü’ diyen onlarcası. Bunlar, Kemalist aydınlanma-modernleşme sürecindeki belirli bir damarın üçüncü kuşak temsilcileri arasındadır. Anti-komünist midirler? Tam tamına öyledirler. Ya Marksizm konusundaki düşünceleri? Şiddetle karşıdırlar (ne olduğunu bilseler de bilmeseler de). Bu kuşağın ikinci kuşaktan en belirgin farkı, ABD’ciliğinin yanı sıra, özel sektörcülüğünü ve serbest piyasacılığını da neredeyse sadakat yeminleriyle ikide bir deklare etme gereği duymasıdır.   

“Başka fark?

“İkinci kuşak, ABD’nin ve NATO’nun ipine sarılmayı ‘Sovyet tehdidiyle’ gerekçelendiriyordu.

“Üçüncü kuşak ise, artık böyle bir gerekçe de göstermeden ABD’nin, NATO’nun ipine sarılmayı önermektedir.

“Sizce, son iki kuşaktan hangisi görece daha ‘kişilikli’dir?  

“Veya ortada bir dejenerasyon var mıdır, yok mudur?” (Kemalist Aydınlanmacılıkta Dejenerasyon, soL portal, 24 Ocak 2009).

***

Bunları neden hatırlattık?

Elbette Şengör özel olarak uğraşılması gereken çok önemli bir figür olduğu için değil, belirli bir zihniyeti özetleyip temsil ettiğinden…

Hani deniyor ya “Cumhuriyetçi kitleden kopmamak lazım…”

Tamam, kopulmasın; ama kopulmaması gereken bu kesimde Şengör gibileri de yer alıyor mu?  Birileri kalkıp “AKP gericiliğine karşı en geniş cephede her şeye rağmen Şengör gibilerine de yer olması gerekir” diyebilecek mi?

Uzun yanıta hiç gerek yoktur. Şu kadarı yeterli olacaktır: “Alın Şengör’ü ve benzerlerini cephenize, hayrını görün...”

Ağzımızı bozmamak için böyle bitirdiğimiz herhalde anlaşılmıştır.