Alan açmak elimizde



21-05-2017 09:38


Barbaros Tantan

Ülke genelinde olduğu gibi hemen tüm yerelliklerde de siyaseten olduğu kadar ekonomik ve sosyal açıdan da alan daraltan bir yönetsel anlayışla karşı karşıyayız. 

Bu anlayışın uygulayıcısı AKP, saray ittifakından da güç alarak yaşam alanlarını, özellikle de muhalifler için yaşanmaz hale dönüştürüyor.
Geleneksel kent kültürünü yok sayıp, yoz ve muhafazakar kültür ile yaşam biçimini dayatan AKP, kentleri de her açıdan içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Başlıkta da ifade ettiğim gibi, her biçimiyle alan daraltıyorlar.

AKP’nin bu eylem anlayışı ve uygulamalarından en fazla etkilenen illerin başında Kocaeli geliyor. Burada, artık her açıdan alan daraltmaktan geri durmuyorlar.

Büyükşehir Belediyesi’nin başında görünen zat-ı muhterem, bir orkestra şefi edasında. Bir anlamda da ‘yerel reis’ kimliğine sahip olarak sunuluyor kamuoyuna. Oysa, üçüncü dönemini yaşayan bu zat, artık iş yapmak ya da proje üretmek yerine gezmek, denetlemek ve gizli ajandalarındaki projeleri topluma dayatmakla meşgul. Bunu yaparken de, hem kendisinin hem de kadrolarının yüzünden sahte gülücükler eksik olmuyor.

Yaşanan gelişmelerden mağdur olan esnaf ya da sıradan vatandaşa belediye eliyle baskı uygulanıp, direnci kırılmak isteniyor.

Yetmezse, devreye kolluk güçleri giriyor ve kişisel ya da toplumsal çıkar gözetilen konu, fiilen sorun olmaktan çıkartılıyor. Ve hiç yok(muş) ya da yaşanmamış gibi yapılıyor.

Endüstriyel ve entelektüel birikimi ile yarattığı katma değeri yüksek kenti, gerçek fuarlar, festivaller yapılır halden panayırlar düzenlenir duruma getiren söz konusu zihniyet, yarattığı ekonomik baskı ile biatı yaygınlaştırdı.

Kentin bütününün yarattığı katma değerden hizmet için geri alınan bütçe, anlamsız ve zamansız projelere aktarılıyor. Bu yolla yapılan tek şey kaynak israfıdır.

İnsan ilişkilerini ve toplumu dizayn etmek için alan daraltma formülünden vazgeçmez hale gelen mevcut kadrolar, dış dünyaya kulaklarını tıkayarak yaşıyor.

Bu kentte (en azından sıkıntıların yoğun olduğu merkez ve büyük ilçelerde) yaşamayanlar, kenti yönetmeye ve tek belirleyici olmaya çalışıyorlar. Beceriksiz yerel reisleri de, kendinin ihtiyaç duyduğu akılı dağıtmaya çalıştığını göstermenin peşinde.

İşte, cehaleti de bu yüzden çok seviyorlar.

Şimdi, daralttıkları alanlar nereler ve ne anlam ifade ediyorlar ona bakalım…

Ulaşım alanı;

Tam bir kaos ve keşmekeş. Kimin ne yaptığı belli değil. Toplu taşımacılık konusunda tüm önerileri reddeden, deniz ulaşımı ya da viyadüklerle yüksekten geçirilen raylı sistem projelerinden uzak duran AKP zihniyeti, yaşamı daha da zorlaştıracak olan projeler peşinde koşuyor.

Bitmesi geciken ama ‘yerel reis’in talimatıyla Haziran sonuna kadar tamamlanmaya çalışılan raylı sistem yatırımı, kentin bağrına saplanan bir hançerdir.

Alternatif ulaşım hatları olmayan kent merkezinde ihtiyacın çok üzerindeki bir sayıda çalışan minibüs, midibüs ve belediye otobüsünün yarattığı krize, şimdi de raylı sistem ekleniyor.

Kısacası, ulaşımda alan daraltırken, aslında kendi ayaklarına sıkıyorlar…

Siyaset alanı;

Bu alanda da, genelde ne kadar farklılıklar, eleştiriler ve de gerginlikler yaşanırsa yaşansın iktidar bloku görüntüsüyle ana muhalefetin siyaset yapması sınırlı hale getiriliyor.

Siyaset alanını istediği gibi dizayn etme becerisi gösteren AKP/Saray ittifakı ve iktidar bloku, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kent genelinde elele/kolkola görüntüsü vererek tek belirleyici gibi hareket ediyor. 

Alan daraltma, son dönemde sıkça rastlanılan bir durum haline geldi. Daraltamadan yana olan kişi ya da anlayışların belirlediği süreçlerde, sonuç, emekçilerin ve halkın zararına oluyor.

Mesela, TÜPRAŞ’ta imzalanan yeni toplusözleşme…

Sözleşmeye imza koyan Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar, ‘’bugün sadece parasal haklarıyla değil, idari maddelerdeki düzenlemeleriyle de Türkiye’nin  en ileri sözleşmelerindendir” demiş.

Ya Türkiye’deki toplusözleşme tarihinden bihaber ya da koltuğu garantilemek için algı yaratma peşinde.

Kendisine, Türkiye’nin en ileri sözleşmelerinin yapıldığı dönemin 1965-1980 arasında olduğunu anımsatmak isterim. 

Bunu söylerken, yeni sözleşmeye giren haftada 5 gün ve haftalık 40 saat çalışma süresini önemsizleştirmek niyetinde değilim. Kaldı ki, fazla çalışma için toplam 4 ve hafta tatili günlerinin ulusal bayram ve genel tatil günlerine rastlaması halinde toplam 5 yevmiye ödenmesi de çok önemli.

Ama, sözünü ettiğim döneme bakıldığında ‘en ileri toplusözleşme’ nasıl yapılır daha iyi görülecektir.

Dolayısıyla, işçi sınıfı ve biricik örgütleri olan sendikalar, kendilerine ekonomik-demokratik kazanımlar için alan açma sürecinde daha fazla mücadele vermek zorundadır. 

Bu süreci, ‘en iyi sözleşmeyi yaptık’ diyerek hiç kimse kesintiye uğratamaz…

Ve;

Kocaeli Sanayi Odası’nın Şahabettin Bilgisu Çevre Ödülleri.

Bu konuda alan açabilmek için de, doğayı, çevreyi ve yaşamı değersizleştirme konusunda ‘kirletici unsur’ olan sanayicilere çevre ödülleri verilmesinden vazgeçilmelidir.

Kaldı ki, görevde olduğu ilk yıllarda sanayi kenti oluşumu için kontrolsüz yatırımlara bile göz yuman anlayışın temsilcisi olan biri adına çevre ödülü verilmesi, başlı başına garabettir.

Alan açmak elbette elimizde, ama neye, kime ve ne için alan açacağımız çok önemli. Bu kentte atılan yanlış adımlar, kentin insanına yaşamı geçmişte zehir etti, bugün zehir ediyor, yarın da zehir edecektir.

brbrstantan@gmail.com