AKP’yi 'Müslüman feministler' mi korkutuyor?



26-03-2019 02:02


Ebru Pektaş

Yoğun seçim gündeminden olsa gerek, 8 Mart sonrası kimi tartışmalar yeterince yürütülemedi. “Ezanı ıslıklayan hainler” söylemi, haçlı-hilalli cenk arzularına ve oradan beka masallarına katık oldu. Oysaki meseleye dair ortaya atılan kimi iddialar üzerinden atlanır gibi değil.

Örnek olsun.

“Ezanın araç olarak kullanılmasının altında yatan nedenler arasında seçim atmosferi ve toplumsal kamplaştırma politikasıyla oyların pekiştirilmesi taktiği var kuşkusuz. Kadın kazanımlarına karşı son yıllarda güçlenen saldırılar da nedenlerden bir diğeri elbet. Fakat bu kolay tahmin edilen nedenlerin ötesi de var. Kadın düşmanlarını asıl korkutan ve dini araç olarak kullanmak yönünde pervasızlaştıran olgu, Müslüman feministlerin varlığı (abç).”(1)

Gazete Duvar köşe yazarı ve Başkent Kadın Platformu Derneği üyesi Berrin Sönmez’in bakışından bu yılın 8 Mart’ı böyledir. Kendisini Müslüman ve feminist olarak tanımlayan Sönmez’in vurgusu dikkatlerden kaçmamalı: İktidarı “asıl korkutan” şey “Müslüman feministler” imiş.

Konuyu, “toz ve gaz bulutunun oluşumundan itibaren” ele alma imkanımız yok. Feminizm ile din uzlaşır mı, ataerkiden arındırılmış bir dini kimlik mümkün müdür, gerekli midir vs. Ancak daha güncel boyutuyla ve Türkiye bağlamıyla “Müslüman feminist” kimliğin AKP rejimi için ne ifade ettiğini sorgulamamız mümkündür.

Sözgelimi “Müslüman feminist” kimliğin, “Müslüman” kısmının, politik bir aidiyet olarak öne sürülüşünün ardında ne vardır? Aslında bunu ortaya çıkarmak zor değildir.

Öncelikle bugün, kadın hareketi içinde, kendini İslamcı, dindar ya da Müslüman kimliğiyle tanımlayan damarın, AKP’nin de içinde yer aldığı “siyasal İslamcılıkla”, ideolojik-politik kökensel ortaklığı vardır. Geçmişte ya da bir dönem, organik ya da dolaylı ama ortaklık, ama bulaşıklık, ama iç içe geçme…

Birkaç örnek verilebilir.

1980'li yıllardan itibaren İslamcı kadın hareketinin öncüleri denildiğinde Yıldız Ramazanoğlu, Cihan Aktaş, Fatma B. Ünsal, Sibel Eraslan gibi isimler akla gelecektir. Seksenli yıllarda görünür olmaya başlayan, “türban protestoları” ve yükselen siyasal İslamla işlevlenen bir kulvar bahsettiğimiz. Burada yıllar içinde ayrışan ve bambaşka uçlara savrulan kadınlar olduğunu söyleyebiliriz.

Bahsettiğimiz öncü isimler içinde Cihan Aktaş, iktidar/Foucault/modernizm eleştirisi gibi temalar etrafında tesettür güzellemesi yapan ve kadın hareketini “başörtülüleri” ötekileştiren “beyaz feminizm” olarak yaftalayan bir yaklaşımdadır. Dahası Aktaş’ın feminizm eleştirisi fütursuz noktalara savrulabilmiştir. İbretlik bir nefret örneğidir:

“Radikaller bünyesinde toplanmış feministlerin, biseksüellerin ve benzeri diğer grupların asli meseleleri değildir dayak, işkence ve çevre korumacılığı (…) Ama kadını dayak yediği erkeğine karşı isyana, karakola başvurmaya çağırmanın bu kadının yararına olacağı yüzde yüz söylenebilir mi? Evliliğe son verilmesi durumunda nasıl bir son bekliyor dayak yemiş ev kadınını? Fuhuş dayak yediği durumundan daha mı onurlu bir konum sağlayacaktır ona?”(2)

Yorumsuzdur, geçelim…

Aksu Bora ve Asena Günal’ın derlediği “90’larda Türkiye’de Feminizm” isimli kitapta İslamcı kadınların penceresinden tarihi, Türkiye’yi ele alan bir makale vardır. Yazarı, bahsettiğimiz öncü İslamcı kadınlardan Sibel Eraslan.

Sibel Eraslan bugün iktidarın borazanı Star gazetesinde kadınlara hakaret etmekle meşgul. Bakın geçtiğimiz 8 Mart için neler söylemiş:

“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde Taksim'de yaşanan olaylar kötü olduğu kadar düşündürücüydü de. Ezan okunurken yükselen düdük, davul, ıslık sesleri, haber sitelerinden duyurulmaya başlandığı andan itibaren herkesten derin bir teessür ve itiraz yükseldi. Akşam haberlerden tüylerim ürpererek seyrettiğim bu hırslı ve kendinden geçmiş topluluk sanki bir cahiliye karnavalını tekrar ediyordu”(3)

Başkent kadın Platformundan Fatma Bostan Ünsal, AKP kurucularından ve AKP’de krize yol açan 2011’deki “başörtülü aday” meselesinin taraflarından biri.

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerekli değil.

Tüm bu iç içe geçmeler “kimin eli kimin cebinde” konusundan çok, “İslami/dindar/Müslüman” kimlikle seçik hale getirilen bir oluşumun, tam da AKP’nin kendini var ettiği zeminle, adına kimlik siyaseti denilebilecek zeminle ortaklığını göstermektedir.

Bugün AKP rejimi karşısında boşanma, nafaka, medeni kanun, çocuk yaşta evlendirmelerin engellenmesi, erkek şiddeti, özgürlükler vs. alanlarında mücadele etmek için kimsenin Müslüman ya da dindar ön ekine ihtiyacı yok. Hatta tersine adına İslamcı faşizm dediğimiz AKP rejiminde bu kimlikler, kadınların en temel yurttaşlık haklarının karşısına çıkarılmaktadır.

Bu noktada kadınlar için İslami/Müslüman/dindar kimlikler, rejimin hegemonyasına karşı alternatif olarak düşünülecekse, “bizi ezana hakaretle kirletmesinler, inadına müslümanız, feministiz” denilecekse, önümüzdeki yıllarda 8 Mart eyleminin ezana göre ya da ramazana, iftar saatine göre belirlenmesi fantezik olmayacaktır.

Bugün kadınlar için çizginin bir adım gerisine düşmek ile yok olmak aynı anlama gelmektedir. Tam da bu yüzden kadın hareketinin daha fazla laikliğe ama tavizsiz ve gözü kara bir laikliğe ihtiyacı vardır. Kadın düşmanlarını “asıl korkutan” bu olacaktır…

Kaynak
1-https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/03/12/islik-ezan-ve-islami-feminizme-saldiri/
2-Aktaran, Handan Koç, Muhafazakarlığa Karşı Feminizm, Güldünya Yayınları, 2015, s.26
3-https://www.star.com.tr/yazar/ezani-yuhalamadilarsa-sorun-yok-yazi-1439367/