Aklımızdaki sorular ışığında Belarus: Sosyal devleti kaybetmeden özgürlükleri kazanmak mümkün mü?



20-08-2020 00:55


Hakan Güneş

Belarus halkı baskıcı bir rejimden kurtulmak için sosyal kazanımlarını feda etmek için mi sokaklarda? Halk, Rusya ve Batı arasındaki güç mücadelesinin farkında olmayan bir piyon mu? Sosyal kazanımlarımız ve özgürlüklerimiz arasında bir tercihe zorlanırsak biz ne yaparız? Kolay olmayan sorulara basit olmayan ama anlaşılır, net yanıtlar vermeye çalışalım.

Diktatörlüklerin, yahut baskıcı rejimlerin olduğu ülkelerde halk hareketleri ile başlayan gösteriler her zaman halkın istekleriyle, geniş kesimlerin özgürlük ve refah talepleriyle sonuçlanmadı. Libya, Mısır, Suriye’nin durumu, Ukrayna’da 2014’te yaşananlar, özgürlük, adalet ve eşitlik için mücadele edenleri iki kez düşünmeye sevk ediyor. Bu düşünce biçiminin anlaşılmaz hiçbir yanı yok. Bir diktatörden kurtulalım derken başka bir diktatörün hareketi gasp etmesi yahut daha da kötüsü ülkelerin iç savaşa, açlık ve yokluğa sürüklenmesi kaygısı son derece yerindedir. Ancak bu bakışın mutlaklaşmasında da 3 önemli tehlike mevcuttur: Halk hareketlerini “Ukrayna modeli”ne indirgeyen genelleştirme, siyasal tutum bakımından ehveni şere (kötünün iyisi) rıza gösteren muhafazakarlaşma ve risklere teslim olan eylemsizleşme.

Bu labirentten çıkışın ilk koşulu konunun bu iki boyutunun da kabulünden geçer. İkinci koşul ise taleplerinden emin olan bir hareketin esnek, yaratıcı politik manevralarını gerektirir.

Yukarıdaki parametreleri aklımızda tutarak Belarus’a yeniden bakalım. Her geçen gün yeni gelişmelere sahne olan Belarus’ta Lukaşenko’nun, muhalefetin, halkın ve daha da özelde işçi sınıfının ne istediğine yakından bakarak başlangıçtaki soruya dönelim.

BELARUS'TAKİ SÜREÇ

Beyaz Rusya'da devlet başkanlığı seçimlerine giderken birçok aday adayının hapsedilmesi, aday olabilenlerin de baskı görmesi karşısında başlayan tepkiler seçim sonuçlarının açıklanmasını takiben gösterilere dönüştü. Sendikalar, sanatçılar ve meslek örgütlerinin de birbiri ardına protestolara katıldığı görülüyor. Son günlerde Lukaşenko’nun tavrında belirli bir yumuşama var ve gösteriler barışçıl sürdüğü takdirde ilk günlerdeki sert müdahalelerde bulunmayacağı gözlemleniyor. Fabrikalar, meslek örgütleri grevlerle sürece katıldıkça muhalefetin sosyal tabanı hem genişliyor hem de farklılaşıyor, çoğulculaşıyor. Aynı şekilde Lukaşenko tarafı da farklılaşıyor. Örneğin Lukaşenko’yu pek de desteklemeyen ama Tihanovskaya’nın başa gelme ihtimalini de kabul etmeyecek kesimlerden bir kısmı Lukaşenko’ya yakınlaşıyor.

Peki Belarus’ta Lukaşenko tam olarak neyi temsil ediyor?

LUKAŞENKO VE SOSYAL DEVLETİ!

Belarus sosyalist bir ülke değildir. Belarus neo-liberal kapitalizme de tam boy geçmemiştir. Sovyet üretim altyapısını dağıtmamış, güçlü tarım sanayi ve teknoloji üretip ihraç edebilen bir kapitalist sosyal devlettir. Eleştirel Rus Marksistlerinden Aleksandr Buzgalin buna Paternalistik Kapitalizm diyor. Orada da oligarklar, özel eğitim, piyasa, özetle kapitalizm ile Rusya ya da Kazakistan gibi benzerlerinden farklı olarak sosyal devlet yan yanadır. Bu bakımdan Lukaşenko tüm eski Sovyet coğrafyasının en sosyal devletçi yönetimini temsil eder. Keza yolsuzluk ve rüşvet açısından da tüm benzerlerinden ayrılır. Bunu Lukaşenko yanlılarından değil, bölgede iş yapan pek çok CEO’dan da duymak mümkündür.

Belarus’ta siyasal sistem tam boy bir diktatörlük değildir. Demokrasi ise hiç değildir. Hem liberaller hem komünistler hem de bağımsız işçi örgütleri uzun yıllardır baskı görmekte, örgütlenmelerine izin verilmemektedir.

Lukaşenko'nun sosyal politikaları ve devletçiliği ile elde ettiği destekten daha geniş bir nüfus kesimi ise artık bir değişim istiyor. Yine önemli Rus Marksist eleştirel düşünürlerden Boris Kagarlitsky değişimin tam da Lukaşenko’nun sağladığı göreli refahın ortaya çıkardığı sosyal bir sonuç olduğu düşüncesinde. Halkın Lukaşenko’yu sosyal politikaları değil, giderek artan baskıcı yöntemleri nedeniyle eleştirdiği anlaşılıyor.

MUHALEFET BLOĞU VE HALK

Anti-Lukaşenko bloğu, “artık yeter” diyen halkın ne kadarını temsil etti, ediyor ve edebilecek sorusu, sürekli güncellenmesi gereken dinamik bir sorudur. Ancak bir ara özet yapmak gerekirse ilk olarak muhalefetin en görünür, sembol yüzü, eşi tutuklanınca onun yerine başkanlık yarışına katılan Svetlana Tihanovskaya ve yanında yer alanlara bakabiliriz: “Lukaşenkoya karşı 3 kadın güçlerini birleştirdi” denilen diğer iki isim Veronika Tsepkalo ve Mariya Kolesnikova’dır.

Svetlana Tihanovskaya ve tutuklu eşi Sergei Tihanov tipik neo-liberal, Batıcı ve rejim küskünü oligarkların yakın dostu bir figür olarak özetlenebilir. Veronika Tsepkalo için ise birçok şey söylenebilir ama “Batıcı” demek hayli zor. Zira başkanlık yarışına girme niyetini bildirince aldığı tehditlerle ülkeyi terk eden eşi Valery Tsepkalo şu anda Moskova’da “saklanıyor”. Maria Kolesnikova ise BelarusGazprombank eski genel müdürü olup başkanlık yarışına girince hapsi boylayan Viktor Babariko’nun kampanya ekibinden. Yine özetle Babariko da Rusya ile son derece yakın ilişkileri temsil eden bir müesses nizam adamı. Bu üçlüye bakılınca ortak noktaları, Batıcı ya da Rusyacı olmaları değil, esasen Lukaşenko karşıtı ve neo-liberal olmaları şeklinde özetlenebilir.

Yeri gelmişken birkez daha Belarus’un, Ukrayna örneğine, ya da diğer “renkli devrim” örneklerine benzemeyen, Rusya-Batı gerilimi açısından sıra dışı ve yeni bir örnek sunduğunun altını çizelim.

RUSYA'NIN SIRA DIŞI KONUMU!

Şimdi bu tabloya Rusya’nın özel güvenlik şirketi Wagner’e bağlı 33 paralı askerin seçimlerden 10 gün önce Minsk’te Lukaşenko tarafından derdest edilmelerini ekleyelim. Geçtiğimiz günlerde bu paralı askerler serbest bırakıldı. Ancak Rusya-Belarus, Lukaşenko-Putin ilişkileri daha önce görülmeyen türden bir gerilimi yansıtıyor.

Eski Sovyet coğrafyasında ilk defa muhalefet bloğundan bir adayın Batı’ya, diğer ikisinin ise Rusya’ya yakın olduğu bir örnekle karşı karşıyayız. Bu bakımdan Rusya’nın kontrollü bir denge siyaseti içinde olduğu söylenebilir. Rusya’nın Lukaşenko yerine daha piyasacı, özelleştirmeci bir alternatif peşinde olduğu, Rus oligarklarının Beyaz Rusya’yı tam boy talan etme istekleri ele alınması gereken diğer önemli iddialar arasındadır.

HALK VE MUHALEFET LİDERLERİ AYNI ŞEY DEĞİL!

Görüldüğü üzere sokaklar organize bir toplamı değil “artık yeter”i temsil ediyor. 3 muhalif kadın adayın temsil ettiklerinden daha geniş, onlardan daha ılımlı bir değişim beklentisi son günlerin sokak eylemlerinin ruhunun özeti olarak çıkıyor karşımıza.

Muhalefetin ve iktidarın bir ortalamasını alarak bağlayacak olursak: Lukaşenko karşıtı cephenin ağırlıklı olarak daha çok özgürlük vaaderken aynı zamanda daha çok piyasalaşmayı temsil ettiği söylenebilir.

Halkın yaklaşımı ve eylem dili ise sosyal hakların kaybedilmeden özgürlüklerin kazanılmasının mümkün olduğunu gösteriyor. Bu elbette hiç kolay gerçekleşecek bir durum değil. Dış müdahaleler ve halkın örgütsüzlüğü durumu zorlaştırıyor.

Son günlerde eylemlerin daha barışçıl bir düzeye gelmesi ve daha da önemlisi iktidarın da buna yumuşak bir yaklaşımla ile yanıt vermesi sosyal hakların kaybedilmeden özgürlüklerin kazanılması için bir umut oluşturuyor. Bu iyimserliğin bozulması için pek çok gücün ellerinden geleni yapacağına ise şüphe yok.

İlk günlerdeki polis baskısının geri çekilmesi ile oluşan barışçıl ortam işçi muhalefeti ve sol hareketin de daha önce olduğundan daha görünür ve etkili olmaya başladığı bir tablo ortaya çıkardı. Belarus’ta liberaller, solcular ve sağcıların Lukaşenko yanlısı ve karşıtı olarak ikiye ayrıldığı ilginç bir genel tablo mevcut. Peki Lukaşenko karşıtı gösterilerde Belarus Solu nasıl bir tutum aldı? Komünist, Sosyal Demokrat ve Yeşiller hangi fikirleri savunuyor?

Belarus Solu ve İşçi Hareketi:

Sosyalist Sol’da iki ana grup yer alıyor: Belarus Komünist Partisi ve Belarus Komünistleri Partisi’nin devamı olan Belarus Sol “Adil Dünya” Partisi. Birincisi iktidar yanlısı ikincisi karşısında.

Belarus Komunist Partisi (BKP) 1996’da kuruldu ve Lukaşenko’ya yakın. Parlamentoda yüzde 10 civarında sandalyeye sahip. Gennadi Züganov’un Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) ile çok yakın ilişki içerisinde olan partinin siyasal tutumu da RFKP’ye benziyor. BKP, parti resmi sayfasından Züganov’un “Belarus Halkı iradesini göstermiştir" açıklamasını paylaşarak Lukaşenko’yu açıkça desteklemiştir. Üstüne seçim hilelerinin protesto edildiği gösterileri de “darbe” olarak nitelemektedirler. Parti ekonomik başlıklarda da rejimi destekliyor.

Lukaşenko karşıtı Belarus Sol “Adil Dünya” Partisi 1991’de Komünist Parti'nin halefi olarak kurulan Belarus Komunistleri Partisi'nin yeni adıdır. 1996’da Lukaşenko yanlısı komünistlerle yol ayrımı yaşayarak varlığını sürdürdü  Kısaca Adil Dünya olarak da anılıyorlar. Hem siyasal özgürlükler hem de sosyalist bir ekonomik düzen için mücadele eden grubun parlamentoda temsiliyeti, engeller nedeniyle mümkün olamıyordu. Parti Genel Başkanı Sergey Kalyagin,  BKP'nin kendileri ile yeniden-birleşme teklifini de Lukaşenko’nun gizli servisinin operasyonu olarak adlandırmıştı. Avrupa Sol Partisi (European Left) üyesi olan Adil Dünya Partisi'ne göre Belarus neoliberalleşen bir devlettir. Serbest seçimler isteyen partinin önemli isimlerinden siyaset bilimci Pavel Katarzheuski son gösterilerde yer aldığı için başka yoldaşları ile birlikte gözaltında.

Komünistler gibi sosyal demokrat isimli hareketler de Lukaşenko yanlıları ve karşıtları olarak iki kısımda ele alınabilirler. Lukaşenko yanlısı Sosyal Demokrat Halk Ahengi Partisi sağ-sosyal demokrat bir ekonomik programla baskıcı bir siyasal programın bileşimini temsil ediyor. Lukaşenko karşıtı merkez sol eğilimli iki ayrı Sosyal Demokrat Parti, özellikle Gramada partisi ise siyasal özgürlük talebiyle reform isteyen kanatta yer alıyor. Lukaşenko karşıtları daha sol bir sosyal programı ve daha Avrupa’ya yakın dış siyaseti benimsiyorlar.

Belarus Yeşiller Partisi 1994’de kurulmuş, üyeleri arasında eko-sosyalistlerin de yer aldığı bir partidir. İdam cezasının kaldırılması ve LGBTİ+ hakları için çeşitli kampanyalar yürütüyorlar. Lukaşenko karşıtlıkları onların da faaliyetlerini kısıtlıyor.

İrili ufaklı sol, Marksist ve işçi grupların önemlice bir kısmı geçtiğimiz günlerde ortak bir grev koordinasyonu kurdular ve taleplerini yayınladılar.

GREVE ÇIKAN SOL VE İŞÇİ HAREKETİ NE TALEP EDİYOR?

Grev çağrısı yapan Lukasenko karşıtı sol gruplar ve isçi kolektifleri taleplerini yayınladılar:

1- Özelleştirmeler yasaklansın,

2- İş güvencesi verilsin,

3- Siyasal özgürlükler sağlansın,

4- Süreli-sözleşmeli çalışma kanunu iptal edilsin,

5- İş koşulları ve ücretler iyileştirilsin,

6- Sosyal yardımlar arttırılsın,

7- Toplu sözleşme ve bağımsız sendika hakkı tanınsın,

8- Emeklilik reformu iptal edilsin,

9- 3 nolu kararname (işsizlere vergi ile ilgili) iptal edilsin.

Lukaşenko karşıtı sol muhalefetin en dikkat çekici odağı haline gelen bu kampanyayı yürütenler işçilere bu talepler etrafında grev yürütmeyi propaganda ediyorlar ve ekliyorlar: "Çıkarlarını koru ve kendini kimseye kullandırtma, provokasyonlara dikkat et, işçi kolektifleri olarak örgütlen, bu talepleri tartıştır, yönetime taşı, ve gerçek kavgaya hazırlan!"

Yukarıdaki açıklamanın satır aralarından da anlaşılacağı üzere bu sol çevreler de AB ülkeleri, ABD ve Rusya dahil başka dış güçlerin süreçten kendi lehlerine yaralanmaya çalıştıklarının farkında ve net olarak karşısındalar.

Nitekim neoliberal muhalefetin grevci işçilere Batı’dan destek verileceği açıklamalarına net bir karşılık verdiler: "Belaruslu oligarklar, Batı ülkeleri ya da Elon Musk veya başka kaynaklardan gelecek yardıma gülüyoruz. Avrupa Birliği bize yardım edecekse önce Belarus mallarına koyduğu yasakları kaldırsın. Biz grevi iktidarın bir sermaye grubundan bir başka sermaye grubuna geçmesi için yapmıyoruz."

Özetle, işçi hareketi ve sosyalist hareketin mücadeleci kanadı sosyal hakların kaybedilmediği, daha ileri taşındığı ve siyasal özgürlüklerden de vazgeçilmediği bir Belarus için mücadele ediyor. Ancak güçleri hem Lukaşenko’yu geriletmeye hem de neo-liberal muhalefetin halk hareketini çalma çabasıyla baş edecek seviyede midir? Bu soruya kesin bir evet yanıtı vermek elbette mümkün değil. Ancak ne için mücadele ettiklerini hem biliyor hem de bilmeyene bildiriyorlar. Sokağın özgürleştici gücüne inanıyorlar.

Sadece muhalif solcuların değil, Belarus halkının çok çok önemli bir kısmının ülkelerinin Ukrayna modeli bir sürece sürüklenmesi durumunda tutumlarını gözden geçirecek esneklikte ve akılda olduklarını ekleyelim. Suriye sürecinde Filistin, Suriye ve Lübnan solunun tutum değişikliğini unutmayalım.

Başlangıçta sorduğumuz soruların, bizim kafamızdaki ikilemlerin, eylemlere katılan insanların ve sol grupların da aklında olduğunu görmek ise en büyük iyimserlik kaynağım.